23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı

Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı

Cahillik etrafımızı sarmış durumda, genellikle küstah ve sahip çıkanı çok. Hatta kendi propagandasını yapıyor. Kendinden emin, her şeye burun kıvıran siyasetçilerimizin ağzından egemenliğini ilan ediyor. Hep tehdit altında olan, kendinden şüphe eden, kırılgan ve değişken bilgiyse, ütopyanın son sığınaklarından biri şüphesiz…

Jean-Claude Carrière
(Kitaplardan Kurtulabileceğinizi Sanmayın kitabından)

Herkese merhaba.

Bugün 23 Nisan. Her 23 Nisan günü, sosyal medya çocuk fotoğraflarıyla dolup taşıyor. Ellerinde bayraklar, flamalar, posterler… Devlet büyükleri sembolik olarak makam koltuklarını birer günlüğüne çocuklara, ülkenin yarınlarına devrediyorlar. Ortaya gerçekten güzel görüntüler çıktığını söylemeliyim.

Ancak çocuk fotoğraflarını paylaşırken, bir yandan da bu önemli günün anlamını unutmayalım, unutturmayalım, neler yaşandığını tekrar hatırlayalım istiyorum.

Hatırlayalım ve hatta kendi tarihini bile bilmeyen herkese hatırlatalım ki, sahip olduğumuz bu en değerli şeye, özgürlüğümüze, bağımsızlığımıza ve milli egemenliğe daha çok sahip çıkıp sarılalım.

Başkomutan Mustafa Kemal Atatürk

Bildiğiniz gibi, 30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Mütarekesi ile Osmanlı İmparatorluğu büyük umutlarla girdiği 1. Dünya Savaşını kaybetti. 21 Aralık 1918’de padişahın iradesi ile Meclis-i Mebusan kapatıldı.

İtilaf Devletleri işgal hareketlerine vakit geçirmeksizin başladılar. Halkın esir edilmesine karşı çıkan bir avuç asker ve sivil öncülüğünde bir müdafaa hareketi başlatıldı. Mustafa Kemal Paşa, 9. Ordu müfettişi olarak Anadolu’ya geçince hareket hızlandı.

Sırasıyla 15 Mayıs 1919’da İzmir, 16 Mart 1920’de İstanbul işgal edildi. Bunun üzerine 19 Mart 1920’de Ankara’da bağımsız bir meclis toplanacağı duyuruldu.

Bu süreç boyunca Damat Ferit Paşa tarafından İstanbul’da kurulan ve padişah Vahdettin tarafından da desteklenen hükümetlerin esas amacı, işgalci kuvvetlerle işbirliği yapmak ve bu silahlı direniş fikrine karşı koymaktı.

Bu doğrultuda her şeyi yaptılar. Direniş hareketlerini örgütleyenleri, tek gayesi vatanı kurtarmak olanları idama mahkum ettirdiler, askerlik mesleğinden ihraç ettiler. Mustafa Kemal Paşa, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkarken, resmi askeri üniformasını terk etmek zorunda kalmış, hareketin sivil önderi olmuştu.

Atatürk BMM balkonunda.

Bu sırada, İstanbul’daki işgal kuvvetlerinin komiserleri, Damat Ferit Paşa hükümetini desteklemeyi ve padişahın İstanbul’dan Bursa’ya taşınıp taşınmaması konusunu görüşüyorlardı. İngiliz maliye uzmanı Adam Block, Lord Curzon’a 16 Eylül 1919’da, yani ilk işgallerin başlamasından birkaç ay sonra gönderdiği yazıda şöyle diyordu:

Padişahla Türk yönetimi Bursa’ya taşınırsa, bu hareket ülkede kışkırtmalara ve Anadolu’da olaylar çıkmasına neden olacaktır. Padişahın ve Türkün İslam dünyasındaki saygınlığını küçültmek İngiltere’ye belki yararlı olabilir.

Ancak Anadolu’da ciddi anarşiye ve kan dökülmesine yol açabilir. Türkler kışkırtılabilir ve Türkiyeyi güdümü altına alacak olan güçlü devlet, ulusal akımı bastırmak için çok sayıda askeri güçler kullanmak zorunda kalabilir. Bu arada gayrimüslimler bu gelişmelerden ıstırap çekeceklerdir.

Öte yandan, Türk hükümeti ve kukla olarak padişah İstanbul’da sıkı denetim altında bulundurulursa Anadoluyu düzen içinde tutmada onların saygınlığından ve yetkisinden yararlanılabilir. Türk, İstanbul’da zararsız bir hale getirilebilir, ama Anadolu’da onun sırtı duvara dayalı olacaktır ve zararlı olabilir.

Şimdiki padişah önemli değildir, ama onun saltanatı Anadolu’da biraz da olsa önemlidir. Padişah ve Türk hükümeti İstanbul’da kalırsa, güdümcü devlet Anadolu’daki Türkler üzerinde etki ve yetkisini daha kolayca uygulayabilecektir. (Salahi R. Sonyel, Gizli Belgelerde Mustafa Kemal, Vahdettin ve Kurtuluş Savaşı, Atatürk Araştırma Merkezi Yayınları, Ankara, 2015)

Block sözlerinde kısmen haklıydı. Ancak bir kişiyi hiç hesaba katmamıştı: Mustafa Kemal.  Ve tarih 23 Nisan 1920. Block’un raporundan aylar sonra, Meclis öğleden sonra saat 13:45’te, en yaşlı milletvekili olan Sinoplu Şerif Beyin konuşmasıyla ve dualarla Ankara’da açıldı.

Mustafa Kemal, şu noktaların üzerinde önemle duruyordu:

  1. Hükümetin kurulması zorunludur.
  2. Geçici bir hükümet başkanı seçmek veya padişaha bir vekil tanımak doğru değildir.
  3. Mecliste yoğunlaşan milli iradenin, doğrudan doğruya vatanın yazgısına el koyduğunu kabul etmek en temel ilkedir.
  4. BMM’nin üstünde bir kuvvet yoktur. (BMM yani Büyük Millet Meclisi, bugün de yürürlükte olan TBMM adını daha sonradan alacaktır.)

Mustafa Kemal’in de dikkati çektiği gibi, böyle bir hükümet, milli hakimiyet esasına dayanan bir halk hükümetiydi.

10 Ağustos 1920. Damat Ferit Paşa Hükümetinin gönderdiği temsilciler, Paris’te ülkeyi tamamen parçalayan Sevr Anlaşmasını imzaladılar.

Bu aşamada dikkatlice bakıldığında, BMM’nin, çıkarmış olduğu yasalar ve aldığı kararlar doğrultusunda ihtilalci bir karakterde olduğu görülür.

İstanbul Hükümeti ile resmi haberleşmenin yasaklanması, bu hükümet tarafından yapılacak anlaşma ve sözleşmelerin BMM onayı olmadan geçersiz sayılması, Sevr’i imzalayanların vatana ihanetle suçlanmaları, yeni meclisin Osmanlı meşruti rejiminden tamamen farklı ve ihtilalci yapısını ortaya koyar.

Gerçekten de hükümeti atayan, bunun karar ve kanunlarını onaylayıp ilan eden bir saltanat makamı da artık var olmadığına göre, bu yeni sistemin, adı henüz konmamış bir Cumhuriyet olduğu açıktır.

Daha sonra bin bir türlü yokluk ve zorlukla verilen Kurtuluş Savaşı… ve 1921 yılında hazırlanan ilk anayasa. Burada devlet adının Türkiye Devleti olması ayrıca anlamlıdır. Ulusal Kurtuluş Savaşı, esas olarak Türk milliyetçilerinin damgasını taşımakla birlikte, Türk olan ve olmayan unsurların anti emperyalist birliğini temsil ediyordu.

Türkiye Devleti ifadesi; etnik kökeni, dili ve kültürü her ne olursa olsun, Misak-ı Milli sınırları içerisindeki tüm insanların siyasal birleşmesinin en üst noktası olan yeni devleti, bütün kucaklayıcılığıyla ifade ediyordu.

1 Kasım 1922, Saltanat kaldırıldı. 29 Ekim 1923, Cumhuriyet resmen ilan edildi. “O“, yine haklı çıktı: Geldikleri gibi gittiler. Dünya siyasi tarihinin değişmez kuralıdır bu aslında, unutmamak lazım bu sözü, zira hep geldikleri gibi giderler…

Evet, bu kısım özetle işin tarihi, Ulusal Egemenlik ile ilgili olan kısmıydı. Şimdi de gelelim çocuklarla ilgili olan kısmına isterseniz. Burada bir alıntı yapayım hemen.

Bir de ilkokulda bir ödülüm var: Bir Yavru Türk dergisi cildi kazandırmıştı bana. Üçüncü sınıftaydık sanırım. Öğretmen, tavşanla kaplumbağa hikayesini anlattı bize. Dedi ki, gelecek ders bunu sizler yazın. Bu bir yarışmadır, birinci gelene, işte şunu vereceğim.

Ertesi derste yazdık hepimiz, verdik. Ben kazanmışım. Tek farkla. Herkes şöyle yazmış; Bir tavşanla bir kaplumbağa arkadaş olmuşlardı. Ben şöyle demişim: Bir tavşanla bir kaplumbağa “canciğer” arkadaş olmuşlardı.

Cemal Süreya’nın kitabında, yıllar önce okuduğum bu hoş anekdotu unutmuyorum. Aniden ne zaman aklıma düşse yüzümde kendiliğinden bir gülümseme belirir.

Aziz Nesin’in Şimdiki Çocuklar Harika ve üstte aynen alıntıladığım kısmın da geçtiği, Cemal Süreya’nın Aritmetik İyi Kuşlar Pekiyi isimli kitaplarını herkese öneririm efendim. Üstelik yalnızca çocuklara değil, anne babalara da. 

Atatürk’ün, ayrım yapmadan tüm dünya çocuklarına armağan ettiği “23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı” kutlu olsun!

Okuma Önerileri ve Kaynaklar:

Bülent Tanör, Osmanlı-Türk Anayasal Gelişmeleri, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2005
Süleyman Beyoğlu, Kenan Olgun, Selma Yel ve diğerleri, Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi 1, Anadolu Üniversitesi Yayınları, Eskişehir, 2012
Osman Akandere & Hasan Ali Polat, Damat Ferit Paşa Hükümetlerinin Milli Mücadele Karşıtı Politikaları, Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara, 2011
Erol Mütercimler, Bu Vatan Böyle Kurtuldu, Alfa Basım Yayın Dağıtım, İstanbul, 2017

(Yazı içerisinde kullanılan fotoğraflar, Nakkaş Yapım ve Prodüksiyon Ltd. Şti. tarafından yayınlanan, Mustafa Kemal Atatürk, Hürriyet ve Bağımsızlık Benim Karakterimdir isimli kitaptan alınmıştır. Kitabın yayın yönetmeni: Atahan Kahramanoğlu, sanat yönetmeni: Ferhat Çınar. İstanbul, 2007)

Leave a Reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.