Avrupa Birliği Ne Yapmak İstiyor?

Herkese merhaba!

Daha önce yazmış olduğum bir yazıda, Avrupa Birliği hakkında kısa bilgiler paylaşmıştım hatırlarsanız. O yazım burada: http://gezivita.com/avrupa-birligi/.html

Bunun yanı sıra, bir başka yazımda ise Uzun Süreli Vize Alma konusunda düşüncelerimi ifade etmiştim. O da henüz okumayanlar için burada: http://gezivita.com/uzun-sureli-vize-almak-mumkun-mu/.html

Bugün ise bir başka konudan bahsetmek istiyorum. Kara haber tez duyulur. Bir defa önce bu özlü sözümüzü hatırlayalım ve Schengen vize başvuru ücreti ne kadar diye soranlara, bu ücretin uzun zaman sonra 60 Euro’dan 80 Euro’ya çıktığını hatırlatalım. Euro’nun ne kadar arttığı da hepimizin malumu zaten. Bu iş açıkcası giderek daha da can sıkıcı bir hal almaya başladı gerçekten…

Bunun yanı sıra, özellikle son dönemlerde Schengen vize başvurusu yapan Türk vatandaşlarının aldıkları red sayılarında ciddi bir artış olduğunu görüyoruz.

Vizeyi alabilenler de çok sevinemiyor zira bu kez de uzun süreli vize almak neredeyse imkansız hale gelmiş durumda. Evet vize çıkıyor ancak biz uzun süreli vize beklerken bir de bakıyoruz ki tek girişli, seyahat süresince veya toplamda 1 aylık vizeler…

Hatta hiç beklemediğimiz, Avrupa Birliği üyesi olan ancak dünya politikasında ismi neredeyse hiç geçmeyen, ikinci plandaki ülkeler bile tek girişli ve kısa süreli vizelerle herkesi şaşırtabiliyor.

80 Euro vize başvuru ücretinin yanında, toplamak zorunda olduğumuz ve insanı çıldırtan bin bir türlü evrak da cabası! İnsanlar tüm bunlar beraberce düşünüldüğünde haklı olarak isyanın eşiğinde. Birkaç gün önce Facebook’ta üyesi olduğum seyahat gruplarından birinde bir kullanıcı aynen şöyle yazmıştı mesela:


Gelişmişlik düzeyi olarak bizden belkide 20 yıl geride olan Ukrayna ve Gürcistan vatandaşları bile AB’ye vizesiz seyahat edebiliyorken; Rusya, Azerbaycan, Ermenistan vb. gibi AB ile uzaktan yakından ilgisi olmayan, hatta AB’nin ulusal güvenliğine tehdit olarak gördüğü ülkelerin vatandaşları bile vize başvuru ücretinin yarısından muaf iken; bizden elli türlü evrak isteyen, full vize ücreti isteyen, bu da yetmezmiş gibi 20-30 € ücretli danışman aracı kurumu şart koşan, tüm bunları yerine getirsen bile 1 haftalık tek girişli vizeleri reva gören AB ülkelerinin bize yaptıkları düpedüz haksızlıktır, ikiyüzlülüktür. Bunu bu hale getiren siyasiler de asli derecede sorumludur, kusurludur. Bugün çıktısını alıp doldurduğum vize başvuru formunu daha önce de yaptığım gibi bir kızgınlıkla çöpe atıyorum. Zira, yaş ilerledikçe artık bazı şeyler zor geliyor insana..

O kadar haklı bir isyan, öylesine içten bir yakarış ki… Yazının tamamına katılmasanız, bazı noktalarda hatalar ve fazlasıyla öznel ifadeler olsa bile (Örneğin hepimiz gayet iyi biliyoruz ki Türkiye yalnızca İstanbul’dan ibaret değil mesela) bu yorumda büyük oranda haklılık payı olduğu da yadsınamaz bir gerçek. İşte bu yazımda bu durumun nedenlerini sorgulamak istiyorum biraz aslında.

Bir defa en başta şunu açıkça söylemek yerinde olur. Ne yazık ki AB’nin günümüzde aldığı kararların tamamına yakını siyasi. Siyasi derken, bunun yalnız şu an görev yapan Türkiye’deki hükümetle de bir alakası yok aslında.

Bu durumu daha yakından kavrayabilmek adına tarihsel süreçteki örneklere ve gelişmelere biraz daha yakından bakalım istiyorum. 

Avrupa Birliği üç topluluktan oluşur: AKÇT yani Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu (1952 Paris Anlaşması ile kurulmuştur), AET yani Avrupa Ekonomik Topluluğu ve EURATOM (1957 Roma Anlaşması ile kurulmuşlardır)

Roma Anlaşmasının AET’ye katılımını öngören 237. Maddesinin ilk fıkrası, 1986 yılında Avrupa Tek Senedi ile değiştirilmiştir. (AKÇT’deki Yüksek Otorite, bugünkü komisyonun temelini teşkil etmektedir.)

Türkiye’nin Avrupa Birliği yolculuğu ise bundan çok uzun yıllar önce, 1959 (İlk resmi başvuru tarihidir) yılında başladı aslında. O dönem, üstte yazdığım gibi birliğin ismi Avrupa Ekonomik Topluluğuydu. 1959 yılında, Yunanistan ile aynı dönemde AET’ye katılım için başvuruda bulunan Türkiye’nin üyelik başvurusunun 3 temel nedeni vardı:

  • Batı’ya yönelişi sağlamlaştırmak
  • İktisadi büyümeyi hızlandırmak
  • Yunanistan ile rekabette geri kalmamak

Daha sonra 1963 yılında AET ortaklık ilişkisi kuran Ankara Anlaşması imzalanmıştır. Anlaşma; hazırlık, geçiş ve son dönem olmak üzere üç aşamalı bir süreç öngörüyordu. Şimdi bir an durun ve düşünün lütfen, kaç senedir bekleme odasındayız yani…

Bizim ilk başvurumuzdan sonra birliğe alınan, örneğin Portekiz, İspanya, Yunanistan gibi ülkeler, üye oldukları dönem itibariyle hiçbir şekilde üyelik kriterlerini karşılayamıyorlardı. Bu durumu biraz daha somutlaştırayım. 

Örneğin Yunanistan, Albaylar Cuntası rejimi sonrası, 1974’te tekrar demokrasiye kavuştu. Avrupa Komisyonunun, üstelik Yunanistan’ın ekonomik açıdan hazır olmadığını belirten ve üyeliğe karşı çıkan raporuna rağmen (Yeni bir ülkenin topluluğa üye olarak alınması durumlarında mutlaka komisyon görüşüne başvurulur) , üye devletler 1976 yılında müzakere sürecini başlattı ve bu ülke 1981 yılında tam üye olarak örgüte dahil oldu.

Portekiz’de 1932-1968 (Bu sürenin uzunluğuna dikkatinizi çekerim) arası iktidarda bulunan Salazar rejimi sonrası ülkenin bir şekilde elinden tutulup hızla kalkındırılması ve daha da önemlisi demokratikleştirilmesi gerekiyordu.

Bir başka benzer örnek İspanya. Özellikle İspanya’da tarımsal sektörün büyüklüğü ve olası bir göç ihtimali, ülkenin birliğe üyeliği konusundaki endişelerin en temel sebebiydi. 

Ancak tüm bu saydığımız olumsuzluklara rağmen, sırf Güney Avrupa’da istikrarı sağlamak adına atılan adımlar çerçevesinde Portekiz ve İspanya da 1985 yılında, Yunanistan’ın hemen ardından topluluğa katıldı. AB tarihinde bu süreçlere “Genişleme” adı verilir.

Türkiye ise bu örnek üye ülkelerle kıyaslandığında, arada kesintilere uğramış olmasına karşın (askeri darbeler) çok daha uzun süreli bir demokratik rejime, parlamenter sisteme ve çok partili hayata sahip. İyi ya da kötü, öyle ya da böyle, bu da bu işin bir gerçeği. 

Hatta Türkiye, 1940’ların sonunda çok partili hayata geçtiği için, siyaset bilimci Prof. Dr. Ergun Özbudun’un son derece yerinde ifadesiyle; üçüncü değil, ikinci dalga demokrasiler arasında yer almaktadır.

Şimdi gelelim günümüze. Arkadaşın Gürcistan ve Ukrayna ile yapılan Türkiye karşılaştırması tespitine bütünüyle katılıyorum bu anlamda. 

Zaten dikkat ederseniz, ismi geçen bu her iki ülke de eski SSCB ülkesi. Yani Doğu Bloğu ülkeleri. SSCB’nin ardılı olan Rusya ile Batı arasında hala Soğuk Savaş devam ediyor ve yaşanan tüm bu uluslararası gelişmeler üyelik süreçlerinde direk belirleyici rol oynuyor. Yazının en başında belirttiğim siyasi kısım işte bu.

Ve son olarak yine arkadaşın da yorumunda yazdığı gibi, maalesef olan bizim gibi sıradan vatandaşlara (Ve Türkiye’ye) oluyor bu durumda. Gezmek istiyoruz, dünyayı daha yakından tanımak ve kendi ülkemizi de daha iyi tanıtmak istiyoruz ancak önümüze böyle yüksek ve aşılması güç setler çekiliyor.

Ve evet, AB bu anlamda üstteki açıklama ve bilgilerden de net bir şekilde anlaşılacağı gibi gerçekten de fazlasıyla çifte standart yapıyor. Özellikle de güncel politik gelişmelerin çok belirleyici olduğunu ve o ölçüde nesnellikten çoğu zaman uzaklaşıldığı görülüyor. Ama yapacak da çok fazla bir şey yok ne yazık ki.

Ancak yine de yurt dışına giden bizlere çok büyük bir görev düşüyor aslında. Bize düşen, böyle bir ortamda yurt dışına çıktığımız zaman, Türkiye’yi anlatmak, demokratik ve seküler bir devlet olduğumuzu hatırlatmak ve Türkiye’nin yalnızca şu an görev yapan mevcut iktidardan ibaret olmadığını üzerine basa basa belirtmektir.

Bazılarına son derece tuhaf gelebilir, şaşırabilirler ancak gerçekten bu ülke hakkında yabancılar inanılmaz yanlış/eksik bilgilere sahipler. Bu kötü imajı düzeltecek olan da bizleriz.

Bizim elimizde Mustafa Kemal Atatürk gibi çok büyük bir evrensel değer var. Bilmeyenlere de onu tanıtmak bu ülke vatandaşı olan herkesin asli bir vazifesidir aslında. Bu, inanın çok şeyi değiştirebilir. Bıkmadan, usanmadan bu fahri elçiliği yapmak zorundayız. Ülkenin imajı ancak bu şekilde düzelebilir. Sonrası da bir şekilde kendiliğinden gelir zaten.

Vizesiz günler dileğiyle. Selamlar.

Leave a Reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.