Corona Günlükleri 9. Bölüm

Herkese merhaba.

Bildiğiniz gibi artık içinde yaşadığımız çağ, bilginin işlenmesi ve depolanmasında daha ziyade iletişim teknolojilerini baz alan bilgi toplumu çağı. (Bu konu ile ilgili meraklısına, “Basılı Kitap mı yoksa E-Kitap mı?” başlıklı bir yazım var burada: E-Kitap ve Basılı Kitap)

Özellikle günümüzde gelişen teknoloji ile beraber internet kullanımının, toplumların tüm katmanlarında giderek yaygınlaştığı bilinen bir gerçek. Artık anneanneler, dedeler de Facebook’ta, Instagram’da hatta Twitter’da! Ben de hatırlayacağınız gibi bu doğrultuda, “Corona Günlükleri” başlıklı yazı dizisinin beşinci bölümünde, teknolojinin gündelik hayata yerleşmesinin siyaset üzerindeki etkilerini anlatan bir yazı kaleme almıştım. (Okumak isteyenler için ilgili bölüm burada: Corona Günlükleri 5. Bölüm)

Bu yazıda ise, teknoloji ile eğitim arasındaki ilişki üzerinde durmak istiyorum biraz. Tahmin edileceği gibi, bu sanallaşma dalgasının, Covid 19 süreci ile beraber ülkelerin eğitim sistemlerini ve iş dünyasının çalışma usullerini derinden etkileyeceği çok açık. Nitekim salgın sürecinde çoğu insan işlerini evinden, internet üzerinden yürüttü.

Dünyadaki birçok ülkede, sokağa çıkma yasakları ve sosyal mesafelendirme kuralları nedeniyle yüz yüze eğitime ara verilmesiyle birlikte, ilköğretimden başlayarak yüksek öğretime kadar farklı eğitim basamaklarında online eğitime geçildiğini görüyoruz. Süreç çok ani gelişmesine rağmen, Türkiye’nin bu konuda gayet iyi bir sınav verdiğini söyleyebiliriz.

Örneğin YÖK’ün verilerine göre, 2019-2020 eğitim ve öğretim yılında, salgın ile başlayan dönemde yüksek öğretim kurumlarının online eğitim yapma oranlarında oldukça yüksek bir oran göze çarpıyor. Yüksek öğrenimde uygulamalı dersler hariç olmak üzere, teorik derslerin tamamına yakını online olarak yapıldı. Burada da bazı okullar kendi altyapılarını ve sistemlerini kullanırken bazıları hazır programlar üzerinden eğitim yapmayı seçti.

Kaynak: www.yok.gov.tr/Sayfalar/Haberler/2020/uzaktan-egitime-yonelik-degerlendirme.aspx

Görüntülü konuşma, video konferans, sunum yapma gibi imkanlar sunan yazılımların kullanımında, salgın sürecinde tüm dünya çapında adeta patlama yaşandı. Bu dönemin en popüler uygulamaları olarak ise Zoom ve Google Meet’in öne çıktığını görüyoruz.

Özellikle Zoom, kendi altyapısı yetersiz eğitim kurumlarının imdadına, deyim yerindeyse hızır gibi yetişti. Online eğitimin yanı sıra bu süreçte İnternet bankacılığı, online alışveriş, sosyal medya, internet televizyonculuğu kullanım oranlarında salgın sürecinde büyük bir artış yaşandığı göze çarpıyor. Herkesin Instagram’da, Youtube’da canlı yayın yapmasından tutun da, Facebook’ta vaktiyle beğendiğim ama hiç aktif olmayan onlarca marka sayfasının bir anda paylaşım savaşına başlamasına dek, bir sürü gelişme yaşandı. Hatta insanlar temel gıda maddeleri alışverişlerini bile online platformlar üzerinden gerçekleştirdi.

Ben burada konunun tekrar eğitim ile ilgili olan kısmına dönüyorum hemen. Tüm bu yaşananlar, aslında bir süredir var olan ancak salgının patlak vermesiyle iyice su yüzüne çıkan bir soruyu da tekrar gündemin en tepe noktasına taşıdı: Yüz yüze eğitim artık sona mı eriyor? Yakın zamanda tamamen online eğitime mi geçilecek?

Evet, gerçekten olağan dışı koşullar online eğitim yapmayı mecburi kıldı ve yukarıda anlattığım şekilde bunda ciddi bir başarı yüzdesi de yakalandı. Ancak birçok eğitimcinin de belirttiği gibi, verimlilik açısından düşünüldüğünde başarı oranının o kadar da tatmin edici olmadığı görülüyor. Bunun yanı sıra tek yanlı eğitim süreci, hem eğitim verenlerin hem de eğitim alanların eğitim ve öğrenim sürecinden aldığı keyfi bir hayli azalttı.

Evet, üstte adı geçen program ve yazılımlarda öğrencilerin de derse aktif olarak katılımları sağlandı, eğitmenler ile karşılıklı bir iletişim gerçekleştirildi ancak birçok eğitimcinin geri bildirimi, yine de bunun verimlilik açısından yüz yüze eğitimdeki kadar etkili olmadığı yönünde.

Örneğin ben altı senedir üniversitede öğretim görevlisi olarak çalışıyorum ve bu süreçte online eğitim veren neredeyse hiçbir akademisyen arkadaşımın bu anlamda pek de tatmin olmadığını söyleyebilirim. Pratikte dersler yapıldı ancak “Bu dersler acaba ne kadar verimli oldu?” sorusu birçok kişinin zihnini kurcaladı, kurcalamaya da devam ediyor…

Yine kendimden örnek vermek gerekirse, dersim sabahın çok erken saatlerinde olduğu için birçok öğrencim aktif olarak derse katılmadı. Yani ben kelimenin tam manasıyla duvara karşı konuştum. Her ne kadar yaptığımız yayınlar kaydedilip sonradan izleniyorsa da, özellikle eğitmen açısından bu durumun insan psikolojisi üzerinde yarattığı etkinin tuhaf olduğu da aşikar.

Ben dersi -her ne kadar karşımda kimse olmasa bile- kendi kendimize ders çalışıp anlattığımız zamanlarda olduğu gibi normal bir şekilde anlatmaya çalışsam da, şundan eminim ki, öğrencilerim yaptığım o yayını sonradan, çevrim dışı şekilde izlerken ancak kısmi ölçüde bir keyif almışlardır. Yani sınıftaki ders ortamıyla kıyaslanamayacak ölçüde düşük bir keyif… Düşünsenize, o an kafanıza bir şey takılıyor ve yorum yapamıyor, soru soramıyorsunuz.

Aktif bir diyaloğun ne yazık ki yaşan(a)madığı bu mecburi monolog, insana kendini tiyatro sahnesinde tirat yapan bir aktör gibi hissettiriyor doğrusu. Ancak karşımızda seyirci yok! 🙂 Hazır tirat demişken, Cyrano de Bergerac’tan şu kısmı paylaşmak isterim. Gérard Depardieu en sevdiğim aktörlerin başında gelir zaten. Rüştü Asyalı da bu kısmı gerçekten harika seslendirmiş.

Sözün özü, “Yüz yüze eğitim mi, yoksa online eğitim mi?” sorusuna benim cevabım yüz yüze eğitim şeklinde olacak. Zaten yazının girişinde linkini verdiğim “Basılı Kitap Mı Yoksa E-Kitap Mı?” sorusuna da “ilki” diye cevap vermiştim.

Sağlıklı günler.

Okumak isteyenler için birkaç farklı yazım da burada:

Leave a Reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.