Eurosport’un Türk Spikerleri

Eurosport Spikerleri

Herkese merhaba!

Oldukça uzun bir süredir televizyon seyretmiyorum. Daha doğrusu, Türkiye’deki ana akım medyayı takip etmeyi bırakalı çok oldu. Ve neredeyse hiçbir şey kaybetmediğimi söyleyebilirim. Size de mutlaka denemenizi tavsiye ediyorum. Özellikle de ana akım medyadaki saçma sapan programlara (ister eğlence, ister haber, ister sözüm ona tartışma programı olsun, inanın hiç fark etmiyor) harcanacak zamanı, kitap okumaya, güzel filmler, nitelikli diziler veya belgeseller seyretmeye ayırarak çok daha verimli bir şekilde kullanabilirsiniz.

Netflix bu anlamda son dönemde bir adım öne çıkan platformlardan biri mesela. İçinde gerçekten kaliteli yapımlar bulunuyor. (Örneğin buradan The Queen’s Gambit dizisi hakkındaki yazıma ulaşabilirsiniz hemen: The Queen’s Gambit) Ancak vaktiyle, gerçek bir sporsever olduğum için, ben de özellikle Digiturk bünyesindeki Eurosport’u fazlaca seyrederdim. İşte bu yazımda sizlere Eurosport’tan, Snooker’dan ve Eurosport snooker spikerlerinden söz edeceğim.

Eurosport Snooker Spikerleri

Bizim ülkemizde neredeyse hiç bilinmeyen Snooker, en sevdiğim bilardo disiplinlerinden biridir mesela. Oradakiler (Eurosport Türkiye), benim de çok sevdiğim Snooker maçlarını inanılmaz keyifli anlatır, saatlerce süren müsabakalar böylece bir çırpıda geçerdi… Elbette, desteklediğim, fanatiği olduğum Stephen Hendry’nin maçları benim için çok daha özeldi. (Tamam, Ronnie O’Sullivan’a da saygım sonsuz!) Ancak Stephen Hendry emekliye ayrılınca, aynı Jacques Villeneuve Formula 1’i bıraktığında hissettiğim duyguları hissetmiş, açıkçası spordan biraz soğumuştum.

Fakat Eurosport’ta, branş fark etmeksizin, size her sporu sevdiren, şahane anlatımıyla kendini dinlettiren bir spiker grubu var aslında: Eurosport’un Türk spikerleri. Bu arkadaşlar, kriket, beyzbol hatta curling müsabakasını bile keyifli anlatımlarıyla izlenir kılabiliyorlar. Çok ciddiyim.

Ben de onlar hakkında, artık yazmayı tamamen bıraktığım -çünkü orasının da yazının girişinde bahsettiğim ana akım medya gibi çöp tenekesinden pek bir farkı kalmadı- Ekşi Sözlüğe bir yazı yazmıştım. Şimdi paylaşacağım bu yazı, uzunca bir süredir orada öylece duruyordu. (Acaba kim bilir kaç kişi okumuştur diye hep merak eder dururum.) Şimdi müsaadenizle burada da paylaşmak istiyorum. Orada arada (Tam kafiye oldu sanırım bu, bir sonraki paragrafta da cinaslı kafiye yapmayı deneyeceğim.) kaynayıp gitmesine gönlüm razı olmadı açıkçası. Öyleyse buyursunlar efendim, işte karşınızda Eurosport’un Türk Spikerleri.

Stephen Hendry ve Ronnie O’Sullivan. Kaynak: https://theoldgreenbaize.com/

Eurosport’un Türk Spikerleri

Gerek bilgi birikimleri, gerekse de entelektüel kişilikleri ile spiker kavramı içerisinde değerlendirildiğinde benzerlerinden fersah fersah ileride olan, branş farkı gözetmeksizin spor izlemeyi keyif haline getiren ve en önemlisi tevazuu asla elden bırakmayan harika insanlar. Onları dinledikten sonra diğerleri pek bir yavan kalır yanlarında. Sporu ve sporcuları, gösteriş meraklılarının tamah ettiği aptalca binlerce gereksiz ayrıntıdan muaf tutarak anlatırlar.

Ekranda, Avustralya-Japonya Asya Kupası futbol final karşılaşması var örneğin. Asya Kıtasından, Okyanusya’dan, iklimden söz açılıyor önce. Bu coğrafyada yaşanan doğal afetlerden… Bir başka yayında anlatıcı, mesela Irak’ın Kuveyt’e müdahalesinden bahsediyor. Bir diğerinde, güncel politika açısından ön planda olmayan, dolayısıyla adını pek az duyduğumuz herhangi bir örnek ülkenin spor kültürünü anlatıyor, o ülkede spor dallarına ilginin ne düzeyde olduğunu söylüyor. Sporcu sağlığına değiniyorlar…

Sonra günlerden bir gün Arjantin basketbol takımının yayınında, Güney Amerika’daki suçla mücadeleye ani bir bakış fırlatılıyor. Kıta Avrupası Felsefesinin köklerine inilecek neredeyse, spor müsabakası anlatıldığından olacak, vazgeçiyorlar son anda… (Keşke onu da yapsalar!) İrlandalı Snooker oyuncusunun oyun stili, dünyaya mal olmuş ünlü isim Samuel Beckett’i çağrışım yapıyor diyor bu defa. Fransa Bisiklet Turunun tırmanış etabı temposu, bize Leonard Cohen’in o çok sevdiğimiz şarkısını anımsatıyor. Dudaklarımızdan mırıltılar duyuluyor, karışıyor spikerin sesine…

Sözün kısası, ekrandaki sporu izlerken dinlediklerinden de mest oluyor insan, adeta zevkten dört köşe! Bir program süresince kafana binlerce mülahaza üşüşüyor istem dışı. Sonra kumandanın bir tuşu, seni bambaşka, o bildik, alışılageldik, yeknesak dünyana geri döndürüyor, gitmek istemesen dahi sürüklüyor paçalarından olanca şiddetiyle…

Abuzittinspor şu kadar maçta yenilmedi, 386 dakikadır gol yemedi, takımın ünsüz golcüsü Litvanyalı Dandirikus son golünü 3 Mayıs 1958’de attı” diye, ne kadar kofti istatistik varsa derlemiş toplamış, papağan gibi biteviye okuyan bir adamı dinlemeye başlıyorsun…

Dileyen bakış açısı der, dileyen gerçek profesyonellik, dileyen at gözlüğü, dileyen genel kültür seviyesi ve eğitim. Dileyen ise “Kurbağa gökyüzünü kuyunun ağzı kadar zannedermiş.” der. Bu çocuklar bambaşka bir dünya görüşünü yansıtıyor renkli camdan. Her biri başlı başına mükemmel ya da aynı seviyede olmayabilir. Bunun zerrece bir ehemmiyeti yok.

Yaşadığı ülkenin hangi devlet şekliyle yönetildiğini bile bilemeyenlerin oluşturduğu topluma bir şeyler anlatmaya çalışıyor bu insanlar. Neil Postman’ın da oldukça yerinde belirttiği gibi; enformasyonları, fikirleri ve epistemolojileri basılı sözlerle değil televizyonla şekillenen bir kültürün son kurtarıcıları olmaya aday onlar. Ülkeye bir-iki beden de değil, çok bol geliyorlar…

Okumak isteyenler için, “kültür & sanat” içerikli bazı yazılarım:

“Seyahat ve gezi” içerikli bazı yazılarım:

Burada da göz atmak isteyenler için Youtube kanalımın linki var: Gezivita Youtube Kanalı

Herkese selamlar, sevgiler.

Leave a Reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.