Gezginlerle Röportajlar 3. Bölüm

Gezginlerle Röportajlar 3. Bölüm

Herkese merhaba!

Hatırlayacağınız gibi, iki ay önce başladığım bir proje vardı: Gezgin söyleşileri. Bu proje doğrultusunda her ay Gezivita seyahat blogu içinde bir konuğu ağırlıyorum. Böylece dünyaya her bir gezginin gözünden farklı bir biçimde bakma ve seyahat ile ilgili değişik fikirler edinme şansı yakalıyoruz beraberce.

2018 yılı Ekim ayının konuğu, yerinde hiç durmayan, kıpır kıpır gezen, Bavulumdaki Hikaye isimli blogu ile tanıdığımız Melekti. İstanbul’da buluştuğum Melek ile yaptığım röportajı okumadıysanız buraya tıklayabilirsiniz: Gezginlerle Röportajlar 2. Bölüm

Bu ay, yani 2018 yılı kasım ayının konuğu ise Aylak Gezgin isimli blogu ile tanıdığımız Ali Murat Demir. Ali Murat Demir de sürekli gezen, seyahat yazıları yazan, gezi fotoğrafları paylaşan bir seyyah.

Aylak Gezgin ve Gezivita bir arada.

Kendisiyle 2 yıl kadar önce Ukrayna‘da, Lviv‘de kaldığım hostelde tanışmıştım. Detayları Ukrayna gezi yazıları içinde bulabilirsiniz. Onunla da İstanbul’da buluştuk. Hem uzun uzun sohbet ettik, hem de uzun zaman sonra hasret gidermiş olduk. Lafı daha fazla uzatmadan hemen sorulara ve cevaplara geçelim isterseniz.

Keyifli okumalar!

Bize kısaca kendinizden bahseder misiniz?

Asker olan babamın görev yaptığı yer olan Edirne-Meriç’te doğmuşum. Aslen Amasyalıyım. Asker bir babanın asker bir oğlu olarak 23 yıl Hava Kuvvetlerinde Astsubay olarak görev yaptıktan sonra 2015 yılında emekli oldum.

Görev icabı ülkemizin birçok yerini gezme şansım oldu. İşletme ve Turizm eğitimi aldım ve emekli olduktan sonra turizm alanında bir süre çalıştım.

Ancak ülkemizdeki turizmin yanlışlarını gördükten sonra, çalışmayı bırakıp kendimi tamamen gezmeye verdim. Şu an kendi başıma gezmenin yanı sıra Avrupa’nın bazı ülkelerinde ve Ukrayna’da rehberlik yapıyorum. Bu sayede de hem gezip hem de gezdiriyorum diyebiliriz aslında.

Aylak Gezgin Polonya’da.

Bugüne kadar gezdiğiniz ülke/şehir sayısı?

Bu soru, “geziyorum” dediğimde ilk olarak sorulan sorulardan bir tanesi. Hatta gezmeyi seven birçok insanın da mutlaka altını çizerek belirttiği bir söylem. Ben sayılara çok fazla takılmıyorum açıkçası.

Bir ülkenin yalnızca bir şehrini görüp de o ülkeyi gezdim demek de pek samimi gelmiyor bana. Sadece İstanbul’u hatta İstanbul’un Tarihi Yarımadasını gezen birisinin Türkiyeyi gezdim demesi ne kadar anlamlı olur bilmiyorum. Bu anlamda çok ülke gezmediğimi söylemem gerekir.

40 civarında ülkenin sınırlarından geçmişim diye söyleyebilirim bunu. Bazı ülkelere 3-5 kez, bazı ülkelere 20 kez gittiğim oldu. Şehir sayısı ise 100-150 civarında sanırım. (Benim gezdiğim şehirlerin neredeyse iki katı!)

En beğendiğiniz ülke veya şehir hangisi? Nedenleriyle anlatır mısınız?

Şimdi Romayı başa koymazsam bir İtalya aşığı olarak kızarsın  sen bana! 😂 Açıkçası birkaç hayal kırıklığı haricinde beğenmediğim bir ülke de henüz olmadı. Daha doğrusu gezerken çok fazla beklentim olmuyor.

Yani bir ülkeyi beğenmek için değil tanımak için gezdiğimi söyleyebilirim. Bu kafayla gezince her ülkenin, her şehrin güzel bir tarafını görme imkanımız oluyor. Bunun yanında turizm pazarlamasında hemen her ülkenin, her şehrin abartı bir tarafı olduğunu da düşünüyorum. (Kesinlikle aynı fikirdeyim!)

Aylak Gezgin Venedik’te.

İtalya

Örneğin İtalya’da Cinque Terre bu pazarlama sayesinde inanılmaz turist çeken bir bölge. Aşırı kalabalık ve pahalı. En çok görmek istediğim yerlerden bir tanesiydi ama gördükten sonra biraz hayal kırıklığına uğradığımı söyleyebilirim. “Bu mu yani Cinque Terre?” dedim kendi kendime.

Renklendirilmiş fotoğraflarla büyülü bir yer havası verilmiş bir yer ve insan kalabalığı. Bu tür yerleri çok sevmiyorum. Daha sakin ve az bilinen yerler daha çok ilgimi çekiyor…

Yine de Siena, Roma, Toledo, Floransa, Krakow, Lviv, Prag ve Budapeşte beni en çok heyecanlandıran şehirler. Belki de bu yüzdendir ki bu şehirlere birden çok kez gittim.

Ukrayna’nın güneyinde bulunan Karpatlar bölgesi ise her sene mutlaka 10 günlüğüne gittiğim bir yer. O bölgede hemen hemen bütün kasaba ve köylerde bulundum. İnanılmaz güzel, yemyeşil bir doğası var. Yazı ayrı kışı ayrı güzel.

Ancak yaşamak için ileride seçeceğim şehir herhalde Datça olur. Dünyanın en eski coğrafyacısı Strabon’un da dediği gibi; “Tanrı bir kulunun çok yaşamasını istiyorsa onu Datça’ya koyarmış…” Datça yeryüzündeki cennet bence.

Seyahat sizin için ne ifade ediyor?

Seyahat benim için tam anlamıyla ve birkaç kelimeyle ifade edecek olursak “özgürlük”, “tahammül” ve “farkındalık” diyebilirim.

Farklı bir kültürü tanımanın yanında kendini tanıma, kendine tahammül edebilme. Yalnızca ülke sınırları değil kendi sınırlarının da dışına çıkma cesareti. Neredeyse tüm alışkanlıklarımızı bırakıp farklı bir dünyaya geçiyoruz seyahat ederken.

Uyku düzenimizden, yemek seçimine kadar günlük yaptığımız bütün alışkanlıklar değişiyor. Dünyanın en zengin, caaanım Türk kahvaltısını bırakıp Avrupa’nın kahve & kruvasan ikilisine talim ediyoruz mesela. Benim gibi boğazına düşkün bir adamın, bir ay adana kebap, simit, kuru fasulye yiyemediğini düşünsene! Kolay bir şey değil gezmek dostum.

Günlük hayatta görüştüğümüz arkadaşların yerini hostellerde, trenlerde tanıştığımız insanlar alıyor. Bazen Türkçe konuşmayı bile özlüyorsun. İşte bütün bu alışkanlıklarımızla kendi kendimizi sınamış oluyoruz aslında.

Gezmeye ne zaman ve nasıl başladınız?

Aslında çocukken babamla birlikte gezmelerimi hatırlıyorum ve şimdi düşünüyorum da sanırım o günlerden kalma bir hastalık oldu gezme bende.

Daha sonra görev icabı yurt içi ve yurt dışında bulunduğum farklı ülke ve şehirlerde gezmenin tadını doyasıya çıkardım. Görevli olarak bir şehre gittiğimde akşam görev bittikten sonra ilk işim, “Orada ne yemeli? Neresi görülmeli?” sorularına yanıt aramak oluyordu…

Emekli olduktan sonra ise hayatımı tamamen gezmeye ve hayallerime adadım. İlk durağım Datça’ydı. Datça’da 3 hafta boyunca Workaway Gönüllü Programı kapsamında hem gönüllü olarak çalıştım hem de dağ tepe gezme imkanım oldu.

Burada yaptığım gönüllü çalışmanın daha sonra turizm sektöründe çalıştığım yerlerde çok faydası oldu. Yurt dışında ise ilk göz ağrım 2004-2005 yıllarında Tiflis Askeri Ateşeliğinde yaptığım görev sayesinde Gürcistan ve Tiflis olmuştu.

Belki de bugünkü sırt çantalı ve gezgin ruhumu orada yakaladım diyebilirim. Görevim esnasında birlikte çalıştığım Tiflisli arkadaşlarım Otar ve Fuad sayesinde, yabancı bir ülkede yerel insanlarla birlikte yaşamanın ve gezmenin keyfini ilk kez tatmış oldum diyebilirim.

Emekli olduktan sonra ise yurt dışındaki ilk durağım Budapeşte ve Lviv olmuştu. Bu yüzden bu iki şehrin de kalbimde her daim ayrı bir yeri vardır.

Blog fikri ise çok sonradan ortaya çıkan bir fikir. İlk başlarda fotoğraf bile çekmiyordum. Sonra birkaç fotoğraf paylaştığımda arkası gelmeye başladı. Blog falan derken şimdi de insanlar video çek diyor.

Birçok gezgin, insanların isteğine göre gezip ona göre paylaşım yapıyor. Benim öyle bir derdim yok. Bu işten para kazanmak da öyle söylendiği gibi kolay değil. Fotoğraf çek, video çek, onları düzenle…. Bu sefer işin büyüsü kaçıyor gibi geliyor bana…

Aylak Gezgin ismini ilham aldığım Bertrand Russell’ın “Aylaklığa Övgü” eserinde “Çalışmak abartılmış bir eylemdir” sözü ne kadar doğru ise aylaklığı da abartmamak gerekli diye düşünüyorum.

Seyahate çıkmadan önce yaptığınız hazırlıkları anlatır mısınız?

Öncelikle rotamı planlıyorum tabii ki. Yeşil pasaportum olduğu için bu konuda avantajım var diyebilirim. Özellikle Ryanair, Wizzair gibi ucuz hava yollarının uçuşlarını takip edip uygun uçuşları seçerek rotamı hazırlıyorum. Konaklama tercihim genelde hosteller oluyor. Couchsurfing’i birkaç kez denesem de bana pek uygun olmadığı için fazla tercih etmiyorum.

Gideceğim şehir belli ise gitmeden mutlaka şehrin ve ülkenin kültürü ile ilgili kitapları okurum. Hatta birkaç tane de film izlerim. O dilde birkaç kalıp cümle mutlaka öğrenirim. Merhaba, günaydın, teşekkürler gibi… Yerel insanlar ile tanışırken, alışveriş yaparken mutlaka faydası oluyor.

Boğazına düşkün birisi olarak yemeklerini mutlaka araştırırım. Şehir ile ilgili araştırma yapmak o şehre vardığımda zaman kazandırır. Bu yüzden araştırma yapmak her zaman gereklidir. Bazen sadece gidiş biletimi alıp dönüşü yolun akışına bırakıyorum. Böylece daha esnek bir yolculuğum olmuş oluyor.

Seyahatleriniz sırasında karşılaştığınız en ilginç olay nedir? Veya unutamadığınız bir anı?

Genelde yolda tesadüfen karşılaştığım insanlar ile ilgili anılarım çok oluyor. Seninle de öyle tanışmıştık zaten! 🙂  Bazen yolumu kaybettiğim oluyor. İlk çıktığım yolculukta Budapeşte’den Prag’a gidecekken biletçinin yanlış bilet kesmesiyle Prag yerine Lviv’e gitmek zorunda kalmıştım!

Değiştirmek istediğimde ise “Sırt çantalı değil misin, ne fark eder, Lviv de güzel şehir” cevabını almıştım. Tamamı rahibeler ile dolu otobüste farklı olan bir tek ben vardım. Sınırda polis beni de rahip sanmıştı… Hâlâ gülerim aklıma geldikçe… Belki de ilk yolculuğum olduğu için sürekli hatırlarım.

Bugüne kadar çok can sıkıcı olaylarla karşılaşmadım. Sadece son seyahatimde Fas’tan İspanya’ya dönerken polis pasaport kontrolünde epey bir sorguya aldı. Girerken de çıkarken de. Bir an ülkeden göndermeyecekler diye düşündüm. Bu ülkeye gidecekler iki kez düşünsün mutlaka.

Gezmeye yeni başlayanlara ne gibi tavsiyelerde bulunursunuz?

Gezmek, sırt çantası ile gezmek o kadar popüler oldu ki, hele blogger olmak… Şimdi ünlüler bile gezi blogları yapıyor. Hatta bazı seyahat acenteleri ünlüleri rehber olarak kullanıyor.

Benim tarzım ucuz ve konfor aramadan gezmek. Şu iyidir bu iyidir şöyle böyle gezin diye tavsiyelerde bulunmam çok yararlı olmaz diye düşünüyorum. Ancak özellikle gençlere gezmelerini yeni kültürleri tanımalarını şiddetle tavsiye ederim.

Bazen sosyal medyada çok popüler olan gruplarda görüyorum. Sırf ucuz gezmek için olmadık şeyler yapan gençlere rastlıyorum. Ucuz gezmek için kendilerine eziyet etmesinler. Belli bir bütçenin mutlaka olması gerekiyor ki gezerken zevk alalım.

Bunun yanında Workaway gibi gönüllü programları var, bunlara mutlaka katılsınlar. Böylece konaklama ve yeme içme harcamaları yapmak zorunda kalmazlar.

Bu programı kullanarak daha uzun süreli yurt dışında iş bulma imkanları bile yakalayabilirler. Biliyorsun bizim Aylak Gezgin yazarlarından Nuray kardeşimiz bu şekilde yola çıkıp şu anda Amerika’da hayallerini gerçekleştiriyor. (Nuray’ın yazılarını ve deneyimlerini okumak için bu yazının sonundaki linkte tıklayabilirsiniz.)

Gezmek inanılmaz bir bakış açısı kazandırıyor ve bunu doğru şekilde kullanan arkadaşların karşısına da çok iyi fırsatlar çıkıyor.

Gezmenin en keyifli yanlarından biri, hiç kuşkusuz yeni insanlar ve kültürlerle tanışmak…

30 yaşın altındakiler için çok güzel Erasmus gönüllü programları var. Ve bu sene sistemi daha da değiştirdiler. Artık daha fazla seçenek ve imkan var. İlk olarak bu şekilde gönüllü programları ile gezmelerini tavsiye ederim.

Tabii sadece gençler değil emekliler için de aynı şeyleri tavsiye ederim. Workaway’de yaş sınırı olmadığı için herkes katılabilir. Emekliliğin en güzel yanı özgürce gezmek. Hayata bir kez geliyoruz ve onu anlamlı bir şekilde yaşamak bizim elimizde.

Birçok arkadaşım şunu söylüyor “Ya sen emeklisin, tabii ki gezersin, emekli maaşın var, falan filan…” Bunu söyleyen arkadaşım günde iki paket sigara içiyor. Onun sigara parası benim ayda iki uçak biletim yapıyor. Yani gezmek aslında çok masraflı bir şey değil… İsteyen herkes gezebilir. Yeter ki parayı nereye harcayacağına dikkat etsin. (Doğru söze ne denir!)

Yurt dışında en çok dikkatinizi çeken şey ne oldu?

Bugüne kadar gezdiğim şehirlerde şehirleşme, ulaşım kolaylığı en çok dikkatimi çeken hususlar. Avrupa’dan örnek verecek olursak doğaya, tarihe ve insana inanılmaz bir saygı var. Şehirler insanların rahatlığı için kurulmuş sanki. Ve doğa, tarih hiçbir şekilde tahrip edilmemiş.

Bir de İstanbul’a bakalım. Ne hale getirmişiz? Tam bir mezarlık. Sadece İstanbul değil, güzelim yemyeşil Karadeniz’den tutalım Ege’nin en ücra köyüne kadar mahvetmişiz memleketi. Betona boğmuş, doğallığını öldürmüşüz. Ne tarihe ne doğaya saygımız kalmış. İşte gezerken bunların da farkına varıyoruz. Mutlaka bir karşılaştırma yapıyoruz ister istemez.

Hava alanlarına ulaşım için, çoğu şehirde metro ve trenler en kolay ve pratik seçeneklerden biri. Burası Berlin.

Özellikle hava alanlarına ulaşım kolaylığı. Birçok şehirde nereye giderseniz gidin hava alanında indikten sonra merkeze çok kolay ulaşabilirsiniz. Birkaç şehir hariç genelde hava alanlarının hepsinde metro-tramvay bağlantısı var. Oysa ne zaman Sabiha Gökçen hava limanına insem stres başlıyor…

Bizim ülkemiz bir turizm cenneti olması gerekirken bunu beceremiyoruz. Dünyanın hiçbir şehrinde aynı anda birkaç medeniyete rastlayamazsınız. Karaköy’den İstiklal’e çıkarken dikkat edin, kaç medeniyetin izini göreceksiniz! Dünyanın hiçbir ülkesinde bir Mardin gibi, Amasya gibi bir şehir yok…

Antalya gibi muhteşem bir deniz ve bunun yanında çevresinde onlarca antik kenti olan başka bir şehir var mı? Yok… Türkiye’de antik kent sayısı 150 civarında… Hiçbiri Avrupa’da herhangi bir orta çağ şehri kadar ziyaretçi almaz… Efes dahil buna.

Ayasofya, Hristiyan aleminin en önemli yapıtlarından biri. Ayasofya’dan ilham alınarak tasarlanan, Avrupa’da bir çoğumuzun ismini bile duymadığı birçok mabet var. Venedik’te San Marco, Paris‘te Sacré Cœur gibi… Bu yerlerin yıllık ziyaretçi sayısı yılda 10 milyonun üzerinde iken Ayasofya’nın 1.5 milyonu bulmuyor.

İşte en çok dikkatimi çeken bu oluyor: “Kültür Turizmi” Bizim beceremediğimiz, ancak yurt dışında özellikle Avrupa’da kültür turizmi sayesinde inanılmaz kalkınma gösteren şehirler var.

Sırt çantanızın olmazsa olmazları nelerdir?

Yanıma mutlaka ağrı kesici ilaç alırım. Çantamın ağırlığı 7 kiloyu geçmez. 7 kilo yük bütün gün taşıdığında 70 kilo olur. O yüzden mümkün olduğunca az, mevsime uygun, kolay yıkanabilir, çabuk kuruyan kıyafetler daha çok tercihimdir.

Sırt Çantası bir gezginin her şeyidir.

Telefonumda olsa da, ne olur ne olmaz, yola çıkmadan bütün rezervasyonların uçak biletlerinin çıktısını alırım. Biraz garanticiyim. Not defteri mutlaka gezerken yanımda olur. Yoldayken yazmak hem dinlendirici olur, hem de zaman kazandırır. Üstelik yolun nasıl geçtiğini de anlamazsın.

İlk önceleri mutlaka kitap taşıyordum yanında artık ağırlığı azaltmak için e-kitap tercih ediyorum. Özellikle gezdiğim ya da gezeceğim yerler ile ilgili e-kitapları yola çıkmadan telefonuma yüklüyorum. En çok unuttuğum da terlik olur. O yüzden genellikle gittiğim her yerden terlik alırım.

En çok tercih ettiğiniz ulaşım şekli hangisi? (tren, uçak, araba vs) neden?

En ucuzu hangisiyse o… Rotama ve zamanıma uygun olarak da tercih ediyorum. Bazen geceleri yolculuk yapıp zamandan kazanıyorum. Ancak bilet fiyatları uygunsa ilk tercihim Ryanair veya Wizzair oluyor. (Bakınız: en ucuz uçak firmaları )

Bugüne kadar gittiğiniz en ucuz ülke (şehir de olabilir) hangisiydi?

Balkan ülkeleri aklımda hep ucuz ülkeler olarak kalmıştır. Belki de gittiğim zaman Euro kurunun düşük olmasındandır bilmiyorum. Bosna, Makedonya, Kosova hatta Hırvatistan bile ucuz gelmişti.

Moldova’nın başkenti Kişinev yine ucuz olarak hatırladığım bir şehir. Ukrayna kırsalı Karpat Dağları bölgesi hem kalite hem de fiyat açısından değerlendirdiğimde yine ucuz olarak gezdiğim yerlerden.

Ancak şu an Türk lirasının epey değer kaybettiğini dikkate alırsak, bu saydığım ülkeler bile pahalı geliyor ne yazık ki…

Bugüne kadar gittiğiniz en pahalı ülke (şehir) hangisiydi?

İtalya’nın neredeyse tüm şehirleri diyebilirim. Özellikle yaz aylarında. Tabii ki Paris ve Moskova da gezip gördüğüm diğer pahalı şehirler. Tabii uzun yıllardır gezdiğim için ekonomik koşullar değişebiliyor.

Örneğin 13 sene önce, Gürcistan’da bulunduğum zaman yaşam o kadar ucuzdu ki, en son iki sene önce gittiğimde inanamadım.

Yine Ukrayna aynı şekilde. 3 sene önce 1 TL yaklaşık 9 Grivna (Ukrayna para birimi) iken şu an 4 lira civarında. Buna bir de son yıllarda özellikle Lviv’in çok tercih edilen bir destinasyon olduğunu eklersek, şu an Türkiye’den bile pahalı diyebilirim.

Okuyup beğendiğiniz seyahat kitaplarını bizimle paylaşır mısınız?

Yıllardır Hindistan’da yaşayan ve rehberlik yapan Zafer Bozkaya’nin Hindistan Gezi Rehberi muhteşem bir eser. Hindistan’a gitme fikri olanların mutlaka edinmesi gereken bir rehber.

İlker Özünlü, Endülüs’ü öyle detaylı anlatmış ki her satırında o kültürü adeta yaşıyorsun. Füruzan’un Balkan Seyahati isimli kitabı, Balkanları çok iyi anlatan bir eser. (“En beğendiğim seyahat kitapları” başlıklı yazımda, ben de bu kitaptan bahsetmiştim. Okumayanlar o yazıma da buradan ulaşabilirler: En Güzel Seyahat Kitapları )

Türkiye’de kültür turizmini en iyi şekilde uygulayan bir turizm duayeni, Fest Travel’ın kurucusu, Faruk Pekin’in Kültür Turizmi isimli kitabı, her turizmci ve gezginin başucu kitabı olmalı.

Gabriel Garcia Marquez’in “Doğu Avrupa’da Yolculuk’u, 1950’li yıllarda yazılmasına rağmen bugün bile gözlemlerinin geçerli olduğunu düşündüğüm harika bir yapıt.

Son olarak senin çıkaracağın kitabı da sabırsızlıkla bekliyorum. Böyle bir niyetin var mı bilmiyorum ama bence senin gibi kalemi güçlü bir yazar deneyimlerini yazarak ölümsüzleştirmeli. (Eh, umarım en yakın zamanda diyelim! 🙂 )

Fas sokaklarında…

Kendi eklemek istedikleriniz varsa yazabilirsiniz.

Sevgili Kaan, öncelikle bu fırsatı verdiğin için sana çok teşekkür ediyorum! Gezmek isteyenlere tavsiyem okuyup araştırıp öyle gezmeleri. Hani klişe bir söz var, çok okuyan mı çok gezen mi bilir diye…

Bir de buna yazmayı ekleyenler var senin gibi. Senin yazıların gerçekten gezmeye, öğrenmeye motive ediyor beni. Ve hep şunu hatırlatıyor: Gezi yaşamdır

Yaşamdan kopmamak için, özellikle gençlerin daha evrensel insan olma yolunda gezmeleri, yeni kültürler tanımaları ve mutlaka yabancı dil öğrenmelerini tavsiye ederim. Sevgiyle kal…


Evet, Aylak Gezgin bunları söyledi. Çok keyifli bir konuşma oldu doğrusu. Söylediklerinde ona katıldığım öyle çok yer var ki… Blogtaki yazılarımı okuyanlar birçok konuda kendisiyle hemfikir olduğumu görecektir zaten.

Hem röportajda ismi geçen Nuray’ın, hem de Ali Murat Demir’in yazılarını okumak için bloguna bakmayı ihmal etmeyin. Nuray, özellikle genç yaşında çıktığı bu yolculukla tüm gençlerimize örnek oluyor aslında. Gitmeden önce, benim daha önce ziyaret etmiş olduğum Danimarka ve Kopenhag hakkında merak ettiği soruları sorduğu mesajı hala hatırlıyorum.

Biraz endişeliydi. Ona, cesaretini hiçbir zaman kaybetmemesi gerektiğini, gittikten sonra aslında her şeyin göründüğü kadar zor olmadığını göreceğini söylemiştim. O şimdi benim bile henüz gidemediğim Amerika’da…

Evet, işte Aylak Gezgin’ın blogu: Aylak Gezgin Blog Burada da Instagram sayfası var: Aylak Gezgin Instagram

Ben de bu keyifli röportaj ve verdiği bilgiler için tekrar çok teşekkür ediyorum! Seyahat kitabı yazma fikri uzun süredir aklımda var, umarım bir gün gerçekleştirebilirim! 🙂

Göz atmak isteyenler için diğer birkaç yazım da burada:

  1. Ucuz Seyahat Rehberi
  2. Pamukkale Gezi Notları
  3. Nasıl Geziyorum?

Sevgiyle ve seyahatle kalın, kendinize çok iyi bakın, görüşmek üzere!

7 Comments

  1. Aylak Gezgin 1 Aralık 2018
    • Gezivita 1 Aralık 2018
  2. Nuray Yılmaz 1 Aralık 2018
    • Gezivita 1 Aralık 2018
  3. Mustafa 1 Aralık 2018
    • Gezivita 1 Aralık 2018
  4. Maryana 2 Aralık 2018

Leave a Reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.