Okuduğum Kitaplar

Herkese merhaba!

Bu yazıda, okuduğum bazı kitaplar hakkında kısa kısa yorumlar bulacaksınız. Yani özetle kitap önerileri diyebilirim aslında bu yazı için. Hatırlayacağınız gibi, blogta yayınlanan daha önceki bir başka yazımda “Seyahat Kitapları Listesi” yapmıştım sizin için. O yazım da henüz haberi olmayanlar veya tekrar okumak isteyenler için burada: http://gezivita.com/seyahat-kitaplari/.html

Bu kez seyahat kitapları paylaşmıyorum. Konular daha genel. İçeriğine ve türüne göre, içlerinden belki sizin de seveceğiniz bir şeyler çıkar diye düşünüyorum.

Eğer sizin de benzer önerileriniz veya burada paylaştığım kitaplarla ilgili şahsi yorumlarınız varsa, bu yazının en altındaki yorum kısmında düşüncelerinizi benimle -ve elbette blogu okuyan herkesle- paylaşmayı ihmal etmeyin lütfen.

Önce kitapların küçük bir künyesini verecek, ardından kişisel tanıtım ve yorumlarıma geçeceğim. Şimdiden katkı sunan herkese teşekkürler! Haydi bakalım başlıyoruz o halde.

  • Kitabın adı: Bülent Ecevit & Karaoğlan
  • Yazarı: Mustafa Çolak
  • Yayınevi: İletişim Yayınları
  • Yayın yılı: 2019
  • Sayfa sayısı: 320


Bu çalışma aslında yazarın doktora tezi. Türk siyasi tarihinin unutulmaz simalarından Bülent Ecevit’in biyografisi. Ancak kitap, klasik anlamda bir biyografinin çok çok ötesine geçiyor.

Zira hepimizin bildiği gibi Bülent Ecevit, nam-ı diğer Karaoğlan, aynı zamanda CHP’nin İsmet Paşa’dan sonraki lideri, Kıbrıs Fatihi ve 12 Eylül sonrası kurulacak Demokratik Sol Partinin de -kendisi o dönem siyasi yasaklı olduğu için, parti eşi Rahşan Ecevit tarafından kurulmasına rağmen- lideriydi.

Bu da şu anlama geliyor: Kitapta, Ecevit’in düşüncelerini şekillendiren edebi ve politik kişileri daha yakından tanıyacak, Türk siyasi hayatının çeşitli dönemlerinin içine dalacak, Ortanın Solu’na detaylı bir biçimde göz atacak, CHP içindeki çekişmelere daha yakından bakacaksınız.

“Bülent Ecevit’in siyasi yaşantısındaki en büyük başarısı neydi?” sorusuna onun kendi ağzından yanıt bulacak, Karaoğlan lakabının nasıl doğduğunu okuyacak ve “Halkçı Ecevit” sloganı ile kitleleri peşinden sürükleyen bu önemli siyasi figürün gazetecilik günlerine dair anılar da okuyacaksınız.

Duru bir anlatımla yazılmış olan bu nitelikli çalışma, siyasete, Türk siyasi hayatına ve Bülent Ecevit’in kişiliği ve kariyerine ilgi duyanlar için gerçekten biçilmiş kaftan.

  • Kitabın adı: Sultan Abdülhamid
  • Yazarı: François Georgeon
  • Yayınevi: İletişim Yayınları
  • Yayın yılı: 2018
  • Sayfa sayısı: 648

Sayfa sayısına bakıp hemen gözünüz korkmasın sakın! Kitap, okunmaya başlandıktan sonra tabir-i caizse su gibi akıp gidiyor. Bunda elbette çevirmen Ali Berktay’ın katkısı çok büyük. Bunu hemen belirtmeliyim.

Yazar ise alanında gerçekten uzman bir akademisyen. Osmanlı İmparatorluğu ve modern Türkiye tarihi üzerine çalışmaları var.

François Georgeon bu kitabında (Türkçe’ye çevrilmiş başka kitapları da var, onlara da bakmanızı tavsiye ederim), Abdülhamid döneminde yaşanan önemli siyasi ve toplumsal gelişmeleri, hem imparatorluğun iç dinamikleri hem de dış dinamikler açısından yorumlamış. Üstelik o dönem izlenen politikaları ve siyasi manevraları, padişahın kişilik özellikleri ve yetiştiği ortam ile oldukça iyi harmanlamış.

2. Abdülhamid, hiç şüphe yok ki yakın tarihimizin en tartışılan figürlerinden biri ve bu kitap sultana, dönemine, siyasi olaylara son derece nesnel bir bakış açısı ile yaklaşmış diyebilirim.

Kitap Doğu Krizi ile başlıyor, Yıldız Sarayının koridorlarında yaşananlar, sultanın yurt dışı gezileri, Kanun-i Esasi’nin oluşum süreci, Hilafetin kullanımı, istibdat ve jurnalcilik, Berlin Kongresi, Jön Türkler ile ilişkiler gibi konularla hızlıca ilerliyor.

En başta da söylediğim gibi, hacimli görünümüne karşın elinizden bırakamayacak ve kısa sürede bitireceksiniz. Puanım 10 üzerinden 10.

  • Kitabın adı: Rusya Türklerinin Milli Mücadele Tarihi (1905-1917)
  • Yazarı: Nadir Devlet
  • Yayınevi: Türk Tarih Kurumu
  • Yayın Yılı: 2014
  • Sayfa sayısı: 348

Kitapta genel olarak 1. Dünya Savaşı öncesi Çarlık Rusya’sının genel durumu ve çarlığın ülke içindeki Türklere uyguladığı siyasi, mali, kültürel politikalar anlatılıyor.

Çalışmada, Türkçülüğün önemli isimlerinden İsmail Gaspıralı’ya ve onun yürüttüğü faaliyetlere ciddi bir yer ayrıldığını görüyoruz. Zaten kitabın en önemli kısımlarından biri de bence burası.

Bunun dışında, yazarın da sürekli belirttiği gibi, Türk topluluklarının bağımsız birer devlet olarak kendilerini kabul ettiremeyişlerinin asıl nedeninin dil birliğinden ziyade, birleşmenin din birliği altında yürütülmeye çalışılması olduğunu daha yakından kavrıyoruz. Bu düşünce kitabın sonuç kısmında zaten son derece derli toplu olarak açıklanmış.

Türkçülük, Pantürkizm, Türk milliyetçiliğinin doğuşu ve gelişimi gibi konular ilgi alanınıza giriyorsa bu kitabı okuyabilirsiniz. Kazaklar, Özbekler, Tatarlar, Kırgızlar, Nogaylar, Azeriler gibi toplulukların edebiyatına, folklorüne ilgi duyanlar da bu kitabı rahatlıkla okuyabilirler. Zira kitapta bunlarla ilgili bilgiler de yer alıyor.

  • Kitabın adı: Rusya’nın Kodları & Türkiye’de Rusya’yı Ararken Rusya’da Türkiye’yi Bulmak
  • Yazarı: Volkan Özdemir
  • Yayınevi: Kırmızı Kedi Yayınevi
  • Yayın yılı: 2018
  • Sayfa sayısı: 328

Bu kitabı öne çıkaran birkaç faktör var aslında. Birincisi, yazar eğitim hayatının bir bölümünü burada sürdürdüğü ve Rusçaya da hakim olduğu için, ülkeyi çok yakından bilen ve tanıyan biri. Yani dışarıdan araştırma ve gözlem yapan sıradan bir akademisyen değil.

İkincisi ise, yayın tarihinden de anlaşılacağı gibi kitap içinde oldukça güncel bilgiler var. 2018 yılı da dahil olmak üzere, bu tarihe kadar yaşanan tüm siyasi & ekonomik gelişmeler (Rusya’nın yaptığı ticaret anlaşmaları, yakın zamanda yürürlüğe girecek projeler, uluslararası arenada yaşanan olaylar vs.) kitapta yer alıyor.

Bana kalırsa kitabın önemli bir diğer artısı da, her konu hakkında önce kısa kısa tarihsel bilgiler içermesi. Yani Rusya veya Sovyetler Birliği hakkında derinlemesine bilgi sahibi olmayan bir okuyucu bile, öncesinde verilen bu temel bilgilerle daha sonra anlatılanları rahatça kavrayabiliyor. Bence bu kitap “101 Rusya’ya Giriş” dersi olarak da okunabilir. Uluslararası İlişkiler bölümü öğrencilerine öneririm.

  • Kitabın adı: Türkiye’nin Uzun On Yılı Demokrat Parti İktidarı ve 27 Mayıs Darbesi
  • Yazarı: Tanel Demirel
  • Yayınevi: Bilgi Üniversitesi Yayınları
  • Yayın yılı: 2016
  • Sayfa sayısı: 453

Kitap, giriş bölümünde; siyasal rejim, demokrasi ve darbe kavramlarına değinilerek açılıyor. Ardından erken cumhuriyet dönemi ve Osmanlı toplumunun genel bir çerçevesi çiziliyor. Bu kısımda, Demokrat Parti öncesi çok partili hayata geçiş denemelerine de değinilmiş.

Ardından, kitabın asıl konusunu oluşturan 1950-1960 arası döneme yani bir başka deyişle Demokrat Parti iktidarına geçiliyor. Ortada çok ciddi bir emek, araştırma süreci var gerçekten. Bu çok açık. Bu yönüyle takdir edilesi bir çalışma. Kitabın içinde güzel tespitler de var. Ancak…

İçerikte sürekli bir objektivite gözetilmiş gibi görünmesine rağmen, zaman zaman tarafgirliğe kaçan bir tutum da var diye düşünüyorum bu çalışmada. “Parti (Demokrat Parti) patronajının varlığı önemli değil derecesi önemlidir”, “Patronaj ile yolsuzluk arasındaki sınır belirsizdir” gibi ifadelerle, kitaba konu olan Demokrat Parti, sürekli aklanmaya çalışılıyor gibi sanki… Zira somut örnekler verip ardından böyle cümleler yazmak son derece düşündürücü geliyor insana.

Yine de Demokrat Parti iktidarında yaşanan iç ve dış siyasi gelişmeler, muhalefetle ilişkiler gibi konuları doyurucu bir biçimde içermesi açısından, özellikle döneme ilgi duyanlar için bu kitap kesinlikle okunmalı diyorum. Pişman olmazsınız.

  • Kitabın adı: Cahil Hoca & Zihinsel Özgürleşme Üstüne Beş Ders
  • Yazarı: Jacques Ranciere
  • Yayınevi: Metis Yayınları
  • Yayın yılı: 2014
  • Sayfa sayısı: 144

Fransız düşünür Jacques Ranciere, aynı zamanda Louis Althusser’in de öğrencisidir. Bu kitabında Sokrates’in, bilgiyi doğurtma dediğimiz alışılmış metoduna karşıt fikirler ileri sürüyor.

Açıkçası ben kitabı bu yönüyle çok beğendim. Hitap ettiği kitle öğretmenler veya eğitimciler olarak düşünülmesine rağmen, kanımca her düzeyden okuyucuya yönelik bir kitap. Bakın yazar, kitabın 63. sayfasında ne diyor:

Velhasıl, her birimiz hakikatin etrafında kendi meselemizi anlarız. Hiçbir yörünge bir diğerine benzemez. İşte bu yüzden açıklamacılar devrimimizi tehlikeye sokar.”

Yazarın burada açıklamacı olarak bahsettiği kişi, Sokratik eğitim metodundaki öğretmen veya eğitici kişi. Ranciere, düşünmenin yol gösterici ile ilerlediği ortamda, bunun kişileri pasif kıldığını ve sürekli bir öncüye ihtiyaç yarattığını belirtiyor. Bu da kişileri düşünce tembelliğine iter diyor.

Kitaptan devam edelim o halde:

Öğrenciye kendi bilgisini fark ettirme iddiasındaki Sokratik sorgulama yöntemi aslında at terbiyecisinin yöntemidir: Geçişleri, ilerleyişleri, dönüşleri yönetir. Ona gelince, bir yandan zihini terbiyesini yönetirken, emir verme onuruna erişip arkasına yaslanır. Zihin bir dolambaçtan öbürüne, yola çıkarken aklından bile geçirmemiş olduğu bir hedefe varır sonunda. Ona ulaşmış olmasına şaşar, geri döner, kılavuzunu görür, şaşkınlık hayranlığa dönüşür ve bu hayranlık onu aptallaştırır. Öğrenci, yalnız ve kendi başına bırakılmış olsaydı, o yolu takip etmemiş olacağını hisseder.

Ne dersiniz, ilginç bir bakış açısı değil mi? Kesinlikle kitabın tamamını okumaya değer diyorum.

Hepinize bol kitap, daha çok bilgi ve daha fazla seyahatle dolu günler dileklerimle!

Leave a Reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.