Seyahatlerimle İlgili Soru-Cevap

Soru & Cevap

Herkese merhaba!

Daha önce gezdiğim ülkeler hakkında ilk izlenimler başlıklı bir yazı yazmıştım hatırlarsanız. O yazımda, farklı ülkeler hakkında ilk izlenimlerimi, ülkelerin dikkat çeken kimi özelliklerini belirtmiş ve yine o ülkeler ile ilgili bazı ipuçları vermiş, çeşitli tavsiyelerde bulunmuştum.

Bu defa düz yazı değil de soru&cevap şeklinde bir bölüm hazırladım sizin için. Soruları kendim sordum, yine kendim yanıtladım. Hani yıllar önce Yılmaz Erdoğanlı Telsim reklamında oynayan tombik çocuğun söylediği gibi; “Hem yazdım, hem oynadım” Bir bakın bakalım nasıl olmuş? 🙂

Peki neden böyle bir yazı hazırlama ihtiyacı hissettim? Çünkü bugüne kadar gezdiğim ülke sayısı (2020 yılı şubat itibariyle 25+ ülke) bir hayli fazla olunca, insanlar sürekli olarak aşağıdakine benzer sorular yöneltiyorlar bana. Bu yüzden ben de düşüncelerimi böyle derli toplu bir biçimde soru-cevap şeklinde paylaşmak istedim sonuç olarak. Sizin alttakilerden daha farklı, aklınıza takılan, yanıtını merak ettiğiniz başka sorularınız varsa yorum kısmında yazabilirsiniz elbette. En kısa sürede yanıt vermeye çalışırım. Haydi bakalım başlıyoruz o halde.

En çok beğendiğim ülkeler hangileri? Neden?

Slovenya, Avusturya, İsveç ve Danimarka bir çırpıda aklıma gelenler.

Slovenya’da başkent Ljubljana ve Bled Gölünü ziyaret ettim mesela. Ülkenin büyüleyici bir doğal güzelliği var. Doğası inanılmaz. Her yer yemyeşil desem kesinlikle abartmış olmam… Tarif etmek güç. İnsan bu ülkede adeta ruhunun tazelendiğini, vücudunun gerçekten nefes aldığını hissediyor. Her an doğa ile iç içe, baş başasınız…

Bled Gölü, Slovenya

Avusturya ise iki kez gittiğim bir ülke. Biri yaz, biri kış olmak üzere iki defa gittim. Mimariye hayran biri olarak hem Salzburg hem de başkent Viyana’daki mimari ve peyzaj beni gerçekten büyüledi. Viyana sokaklarında etraftaki binaları seyretmekten kendimi alamadım, yürüdüm de yürüdüm. Sırf daha başka yapılar, değişik sokaklar da görürüm düşüncesiyle…

Peki Viyana’yı bu kadar özel kılan şey tam olarak nedir? Çok şey sayılabilir elbette ama benim için bir defa sarayları… Sırf Belvedere Sarayı ve Hofburg Sarayını görmek için bile gidilir. Belvedere’in tam olarak bitiş tarihi 1716. Saray aslında yukarı ve aşağı bölüm olmak üzere iki ayrı yapıdan oluşuyor. 1. Dünya Savaşının fitilini ateşleyen Franz Ferdinand suikastını eminim herkes duymuştur zaten. İşte veliaht prens Ferdinand, yirmi yıla yakın bir süre bu sarayda yaşamıştır. Hofburg Sarayı ise Habsburg Hanedanının resmi ikametgahı olarak yüzyıllarca kullanıldı. İçerideki tablolar ve mobilyalar ışıltılı, büyüleyici… Yani sizin anlayacağınız Viyana her adımda buram buram tarih kokuyor.

Danimarka ve İsveç fazlasıyla kalkınmış iki ülke. İnsanların eğitim ve daha önemlisi kültür düzeyi çok yüksek. Bu ne demek? Her eğitim almış insan medeni olmayabilir (Türkiye bu açıdan çarpıcı bir örnektir) ama her kültürlü insan kıyısından da olsa medenidir. Siz de bunu insanların günlük yaşamdaki hareketlerinden, tavır, davranış ve yaklaşımlarından hemen anlarsınız.

Stockholm

Söz gelimi ister Kopenhag’ta ister Stockholm’de olsun, kahve almaya girdiğiniz bir dükkanda hiç kimse Türkiye’deki gibi yandan gelip önünüze geçmez. Bunun asla ama asla olmayacağını bilirsiniz. Hatta kazara önünüze geçen biri olursa size yerinizi hatırlatır. Sırf bu bile, bu ülkeleri sevmek için yeter de artar.

Kopenhag

O yüzden Danimarka ve İsveç benim için gerçekten çok özel. Şiddetle, nefretle, kabalıkla beslenen ve daha ziyade bu negatif duygularla güdülenen insanların ezici çoğunlukta olduğu bir ülkede yaşadığımız için, bu üstte saydığım memleketlerde “insan” olduğunuzu, medeni yaşamı iliklerinize kadar hissediyorsunuz. Her ikisinde de üçer gün geçirdim ama etkisinden hala kurtulabilmiş değilim. Zaten gidip kalanlar ne demek istediğimi gayet iyi anlayacaktır.

“Yahu sana acıyorum. Etrafına daha aklı başında insanları toplayabilirdin!” dedi. Fakat o, kurnaz bir gülümseme ile mukabele etti:

“Lüzumu yok. Aklı başında adamlarla hiçbir iş görülmez. Bize, itirazsız inanacak ve düşünmeden harekete geçecek insanlar lazım! Bu gençleri romantik bir takım emellerle bağlamak, onlara kabadayıca sergüzeştlerin hasretini duyurmak ve bugünkü hudutları dar gösterip büyük arzularla beslemek ve böylece hepsini avcumun içine almak daha kolay ve daha muvafık…”

Sabahattin Ali, İçimizdeki Şeytan

Ünlü Amerikan sivil toplum kuruluşu Freedom House tarafından hazırlanan ve her yıl düzenli olarak yayınlanan raporun 2019 yılı verilerine göre, Danimarka’nın özgürlük puanı 100 üzerinden 97 iken, İsveç’in puanı 100 üzerinden tam 100.  Kuzey, boşuna kuzey değil… (Okumak isteyenler için burada Stockholm gezi notları var: Stockholm Gezi Rehberi 1. Bölüm)

En beğenmediğim ülkeler hangileri? Neden?

Gezdiğim her yerin kendine ait bir güzelliği var aslında. Dolayısıyla buna kesin bir şey söylemem çok zor. Ancak kimi bakımlardan Yunanistan ve Ukrayna’nın ben de biraz hayal kırıklığı yarattığını söyleyebilirim sadece. Hani beğenmemek veya kötü demeyelim de…

Nedenlerine gelince, özellikle Ukrayna’da dil problemi en başta geliyor. İngilizce bilen insan yok denecek kadar az. İletişim kurmak gerçekten çok zor. Haliyle bu da bir süre sonra ciddi manada insanın canını sıkıyor. Ve her şeyden öte seyahati zorlaştırıyor. Avrupa Birliği, “Avrupa Komşuluk Politikası” çerçevesinde bu ülke ile ilişkileri sıklaştırırken (Birkaç yıl önceki Maidan olaylarını hatırlayın), Ukraynalıların bu dil problemini bir an önce çözmeleri gerekiyor…

Yunan adaları

Yunanistan’da ise özellikle kredi kartı kullanımında yaşadığım sıkıntılar beni fazlasıyla şaşırttı. Selanik, Kavala gibi büyük şehirlerde bile üstelik… Son derece turistik olan ve gitmese bile hemen herkesin bir şekilde ismini mutlaka duyduğu Thassos Adasına giden feribotta bile nakit dışında ödeme alınmıyor mesela. Kredi kartı geçmiyor ki inanılmaz… Ülkede bir de Siesta var ki o da tam evlere şenlik. Doğru düzgün çalışan açık yer bulamıyorsunuz gündüz vakti…

Bu ülkenin batmaması şaşırtıcı olurdu zaten, nitekim bildiğiniz gibi bir süre önce battılar. Yunanistan şu anda Euro bölgesinde en çok kamu borcuna sahip olan ülke. AB’nin kamburu olan Yunanistan’ı, AB’nin gelişmiş üye ülkelerinin istememesinden daha doğal bir şey yok. Hellen Uygarlığının, Manos Hadjidakis’in, Uzo’nun ve Yorgo Seferis’in hatrına seviyoruz ama kesin olan bir şey var ki Yunanistan sadece cepten yiyor…

En çok beğendiğim şehirler hangileri?

Yukarıda saydıklarıma ilaveten, Barselona, Brugge, Amsterdam, Bologna ve Roma ilk aklıma gelenler. Roma gezi rehberini ayrıca detaylı bir biçimde hazırlamak istediğim için burayla ilgili düşüncelerimi şimdilik oraya saklıyorum ancak Bologna için birkaç şey söylemek isterim. Bildiğiniz gibi Bologna Üniversitesi Avrupa’nın en eski üniversitesi olarak kabul ediliyor. Dolayısıyla şehir tam bir eğitim ve üniversite şehri, kitap, kitapçı ve kütüphane dolu…

Bologna

Hal böyle olunca, benim gibi bir kitap aşığı Bologna’da kendini resmen cennette gibi hissetti diyebilirim! İçerisinde saatler harcadığım iki kitapçının ismini vereyim hemen: La Feltrinelli ve Eataly. Bologna’ya giderseniz ve benim gibi kitaplara da meraklıysanız siz de buralara mutlaka ama mutlaka uğrayın! (Bologna ile ilgili daha detaylı bir yazı içinse buraya tıklayın: Bologna’da Bir Gezinti)

En beğenmediğim şehirler hangileri?

Yine beğenmediğim değil de, şu ana dek gezdiklerim arasında en az beğendiklerim diyelim. 🙂 Aklıma gelen ilk iki şehir; Brüksel ve Kiev. Kiev, Sovyetler Birliği döneminin en önde gelen şehirlerinden biri olmasına karşın, diğer Ukrayna şehirleri arasında örneği Lviv’e göre daha az canlı, biraz daha soğuk.

Kiev

Lviv bu anlamda çok daha Avrupai, daha cıvıl cıvıl duruyor. Batı’ya yakın olmasının kesin etkisi var bunda. Bildiğiniz gibi Lviv Polonya sınırına çok yakın bir Ukrayna şehri. (Burada da okumayanlar için Lviv gezi notları var: Lviv Gezisi 1. Bölüm) Brüksel ise başkent olmanın hakkını verememiş gibi geliyor. İnternetteki yorumlarda da genel kanı, Brüksel’in öyle pek de görülmeye değer olmadığı yönünde zaten…

En pahalı şehirler hangileri?

Her güzelliğin bir kusuru var… Stockholm ve Kopenhag için övgü dolu sözler kullandım kullanmasına ama bu şehirler bizim için fazlasıyla el yakan cinsten! Birinci sebep, Türk lirasının son yıllarda inanılmaz değer kaybetmesi. İkincisi ise bu ülkelerin kendi yerel para birimlerini kullanmaları.

Bildiğiniz gibi her iki ülke de uzun süredir AB üyesi olmasına karşın, AB para birimi olan Euro’yu kullanmıyorlar. Dolayısıyla Stockholm’de İsveç Kuronu, Kopenhag’ta Danimarka Kuronu kullanmak durumunda kalıyoruz. Yani Euro ile gitmek de pek bir işe yaramıyor çünkü parayı bir de Euro’dan yerel para birimine çevirmek durumundayız. Norveç de bildiğim kadarıyla bu anlamda çok pahalı ama ben sadece gittiğim ülkelerden bahsettiğim için en pahalı ülkeler olarak Danimarka ve İsveç’i yazdım.

En ucuz şehirler hangileri?

Herhalde herkesin en çok merak ettiği şey en ucuz şehirler. 2015-2016 civarında olsaydı, buna kesinkes Ukrayna ve Sırbistan’ın herhangi bir şehri diyebilirdik rahatlıkla. Evet buralar aslında hala bize göre ucuz ama eskisi kadar değil.

Yine de buraları aklımızın bir köşesinde tutarak bir iki yer ismi daha söyleyeyim: Tiflis ve Bişkek. Tiflis, sınır komşumuz Gürcistan’ın başkenti. “Vizesiz ülkeler” içinde de yer aldığı için rahatça gidip gezilebilecek, ucuz yerlerden biri. Gürcü mutfağının ve Gürcü şaraplarının namı belki sizin kulağınıza kadar gelmiştir zaten…

Bişkek

Bişkek ise Kırgızistan’ın başkenti. Oldukça uzun bir süre boyunca Frunze olarak anılan şehir, sonradan Bişkek ismini aldı. Şehre ismini veren asker Mihail Frunze, Sovyetler Birliğinin kuruluş dönemindeki en önemli komutanlarından biridir. Hatta kendisi Milli Mücadele döneminde Türkiye’yi de ziyaret etmiş, Ankara’ya gelmiş ve buradaki anılarını “Frunze’nin Türkiye Anıları” ismiyle kitaplaştırmıştır.

Bişkek’te kendi ismini taşıyan, benim de ziyaret ettiğim bir müze var, giderseniz buraya da uğramanızı öneririm. Evet, Kırgızistan’ın yerel para birimi Som ve bu ülke bize göre gerçekten çok çok ucuz. Avrupa’dan sıkıldıysanız veya önemli ve meşhur Avrupa şehirlerini çoktan gördüyseniz, son derece ucuz bir ülke olarak Türki cumhuriyetlerden biri olan Kırgızistan’ı da ziyaret edebilirsiniz. Hatta gitmeden önce Ahmet Taşağıl’ın “Gökbörü’nün İzinde” isimli kitabını okursanız harika olur. Yalnız Türki cumhuriyet dediğime aldanmayın, Kırgızistan’da Türkçe anlaşmanız neredeyse imkansız. Buradaki bağ, tamamen tarihsel arka plandan kaynaklanıyor, günümüzdeki benzerlikler yok denecek kadar az. (Burada da “Bişkek-Almatı arası yolculuk” hakkında bilgiler içeren detaylı bir yazım var: Almatı Bişkek Arası Ulaşım)

Şimdilik benden bu kadar sevgili arkadaşlar. Bir başka yazımda tekrar görüşmek dileğiyle!

Leave a Reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.