İsrail Lobisi ve Amerikan Dış Politikası

İsrail Lobisi ve Amerikan Dış Politikası

Herkese merhaba.

Uzun zaman önce okumaya başladığım bir kitabı ancak bitirebildim.

Uluslararası İlişkiler disiplininde saygın bir yeri olan iki akademisyenin, John J. Mearsheimer ve Stephen M. Walt’ın “İsrail Lobisi ve Amerikan Dış Politikası” (Çev. Hasan Kösebalaban, Küre Yayınları, İstanbul, 2017) isimli kitabından bahsediyorum.

Malum, Arap-İsrail Savaşları ve Filistin Sorunu gündemden hiç düşmeyen bir konu başlığıdır.

İşte bu kitap, bu sorunun aktörlerinden biri olan İsrail’i ve onun izlemiş olduğu politikaları daha yakından anlamamıza olanak sağlıyor.

Kitabı okumamın uzunca bir zamana yayılmış olması başka dışsal faktörlerden kaynaklanıyor.

Uluslararası İlişkiler bölümünde yaptığım doktorayı bitirme sürecine denk gelmesi, bu süreyi bir hayli sarkıttı diyebilirim.

Yoksa kitabın kendi içeriğinden kaynaklanan bir durum değil kesinlikle.

İsrail Lobisi ve Amerikan Dış Politikası, sunduğu tarihsel arka planla, verdiği örneklerle ve yazarların özenli arşiv çalışmasıyla kendisini kolayca okutabilen bir yapıt olarak öne çıkıyor.

Kitap, her şeyden önce İsrail Lobisi’nin ne/kim olduğunu anlatarak başlıyor.

İsrail Lobisi, yazarlara göre merkezden, tek bir elden yönetilen yekpare bir bütünlük değil.

Sanılanın aksine, komplo teorisi hiç değil.

Çünkü İsrail Lobisi güçlü bir çıkar grubu olarak, diğer başka tüm lobiler gibi yasal bir mevzuat içerisinde hareket ediyor ve meşru bir şekilde faaliyet gösteriyor.

İsrail Lobisi ve Amerikan Dış Politikası

Arkasından İsrail Lobisi ile Yahudi halkının -ki buna Amerikalı Yahudiler de dahil- birbirinden farklı değerlendirilmesi gerektiğinin altını çiziyor yazarlar.

Bu, özellikle de Filistin Sorununun çözümü konusunda son derece belirgin. Bunu, kamuoyu anket sonuçlarından örnekler vererek pekiştiriyorlar.

Ancak bu tespiti yapan yazarlar, hemen arkasından şu gerçekliği de vurguluyorlar: Bu oyunda güç, etki ve manevra kabiliyeti, tamamen lobiden yana.

Aslında Filistin Sorunu konusundaki çözümsüzlüğün odak noktası tam da burası.

İsrail Lobisi ve Amerikan Dış Politikası, isminden de anlaşılacağı üzere, İsrail Lobisinin Amerikan dış politikası üzerindeki etkisini anlatıyor.

Elbette, Arap-İsrail Savaşları, İsrail-Amerika ilişkisi gibi konular da var kitabın içinde.

Tüm bu konular, örnekleri, sebepleri ve sonuçlarıyla birlikte yer alıyor.

Bendeniz.

Evdeki kitaplığım.

Üzülerek ifade etmeliyim ki, bu kitap, okuduktan sonra bende maalesef şu duyguyu uyandırdı: İsrail-Filistin Sorununun çözülmesi neredeyse imkansız.

“Bir ihtiyat payı bırakmak gerekmez miydi?” diye sorabilirsiniz bu noktada. Belki de haklısınız.

O zaman şöyle bir düzeltme yapabilirim.

İsrail-Filistin sorununun çözülmesi, İsrail Lobisinin kitapta anlatılan tutumu ve konuya yaklaşımı değişmediği sürece imkansız.

Peki bu yaklaşımı değiştirmesi mümkün görünüyor mu? Böyle bir niyet okuması yapılabilir mi?

Bu sorulara yanıt olarak “pek sayılmaz” diyebilirim.

Kitabın sonuç kısmında, bunun neden böyle olduğu da güzelce anlatılmış.

Kitabın 331. sayfasında geçen, 2000 yıldır ortada olmayan bir Yahudi devletinin böyle bir bölgede kurulması hayalinin hırstan da öte bir düşünce olduğunun ifade edilmesi, bu noktada verilebilecek örneklerden yalnızca biri.

İsrail Lobisi ve Amerikan Dış Politikası

275. sayfada yer alan ve İspanya’nın El Pais gazetesinde dile getirilen bir yorum ise, Uluslararası İlişkiler disiplini açısından adeta ders veren çarpıcı bir ifadeyi içeriyor, onu da aktarmadan geçmek istemiyorum:

“Eğer bir ülkenin gücü, olayları etkilemesiyle ölçülürse, süper güç olan ABD değil İsrail’dir.”

Gerçekten de kitabı okurken bu görüşe fazlasıyla hak veriyorsunuz.

İsrail Lobisi ve Amerikan Dış Politikası başlıklı kitabın yayımlanma tarihi 2007.

Dolayısıyla yazarlar, konuya ilişkin örnekleri daha çok George W. Bush döneminden örnekler vererek anlatmayı tercih etmişler.

Buna karşın sadece bu dönem ele alınmıyor elbette.

Kitap, Woodrow Wilson, Jimmy Carter, Bill Clinton gibi çok farklı dönemlerde görev yapan başkanlar üzerinden de çok sayıda örnekle zenginleştirilmiş.

Ancak temelde şu gerçek değişmiyor: Lobinin başkanlar üzerinde yaptığı baskı gerçekten inanılmaz.

Üstelik sadece başkanlar da değil.

Lobi, kitabın giriş kısmında ifade edildiği gibi, özellikle kongre üyeleri başta olmak üzere, medya ve akademi üzerinde de ciddi bir etki alanı yaratmaya çalışıyor.

Ve akademi hariç tutulursa, bunda son derece başarılı da oluyor.

İsrail Lobisi ve Amerikan Dış Politikası

Kitabın temel fikirlerinden bir diğeri ise, aslında çoğu kez İsrail’in izlemiş olduğu politikalar ile Amerikan ulusal çıkarlarının örtüşmediği.

Yani aslında Amerika cephesinde İsrail lehine izlenen çoğu politika, Amerikan ulusal güvenliğini tehlikeye atıyor.

“Nasıl yani?” diyebilirsiniz. Şaşırmakta haklısınız.

Peki öyleyse neden Amerika sürekli İsrail tarafında yer alıyor?

İşte kitap, bu sorunun cevaplarını tane tane, herkesin anlayabileceği şekilde anlatıyor.

İsrail ile Amerika arasındaki ilişkiyi, yüzeysel ve sübjektif yorumlardan uzak bir biçimde, derinlemesine anlamak istiyorsanız bu kitabı okuyabilirsiniz.

Sizi temin ederim ki, bu kitabı okuduktan sonra Filistin Sorununa, İsrail-Amerika ilişkisine olan bakışınız kökten değişecektir.

Zaten yazarlar, bu kitabın yayınlanmasından itibaren son derece haksız bir karalama kampanyasına maruz kaldıklarını belirtiyorlar.

Kitabın son sayfalarındaki şu yorum dikkat çekici: “İsrail’i tenkit etmek anti-Semitizmle aynı görüldüğü sürece, anti-Semitizm kelimesi de gerçek anlamını kaybediyor.”

İsrail Lobisi ve Amerikan Dış Politikası

Bilemiyorum, belki de umudumuzu kaybetmemeliyiz.

Kitapta da ismi geçen Rachel Corrie örneğinde olduğu gibi, geleceğe umutla bakmamızı sağlayan kişiler her zaman çıkacaktır.

Bu noktada, aklıma Paulo Freire’nin Ezilenlerin Pedagojisi isimli kitabında geçen şu kısım geliyor:

Umutsuzluk suskunlaşmanın, dünyayı yadsımanın ve dünyadan kaçışın bir biçimidir. Adaletsiz bir düzenden doğan insandışılaşma umutsuzluk değil umut nedenidir.

Çünkü adaletsizliğin tanımayı reddettiği insanlığı durmaksızın aramaya yöneltir. Çünkü umut, kollarını kavuşturup beklemek değildir.

Rachel Corrie ile ilgili yazmış olduğum yazımı da buraya bırakıyorum => Rachel Corrie’yi Hatırlamak

Burada ise, okuyup beğendiğim başka kitapları tanıttığım video var => Okuduğum Kitaplar

Bir başka yazımda tekrar görüşmek dileğiyle.

Sevgiler, selamlar.

2 Comments

  1. LI 25 Ağustos 2025
    • Gezivita 25 Ağustos 2025

Leave a Reply

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.