Edirne 2. Bayezıt Külliyesi ve Müzikle Tedavi

Edirne 2. Bayezit Külliyesi ve Müzikle Tedavi

Herkese merhaba!

Bu yazımda size biraz Edirne’den, biraz da müzikten bahsetmek istiyorum. Hem bir seyahat önerisi, hem de müzik içerikli olarak okunabilecek türden bir yazı bu…

Edirne benim için farklı bir şehir. Lisans öğrenimimi burada (Trakya Üniversitesi) gerçekleştirdiğim için, 2000’li yılların başında Edirne’de uzunca bir süre kaldım. Şu sıralar doktora vesilesiyle yine zaman zaman gidip geliyorum.

Tarihe doğuştan meraklı biri olarak, 2002 yılındaki ÖSS sınavı sonrasında yolumun eski bir Osmanlı başkenti olan Edirne ile kesişmesi, benim için gerçekten hayattaki hoş tesadüflerden biri oldu diyebilirim rahatlıkla.

Lisans yıllarımdan birkaç fotoğraf paylaşayım. Burası Karaağaç Tren İstasyonu.

Selimiye Camii.

Yıl, tahminen 2006 olmalı.

Edirne oldukça köklü bir geçmişe sahip. Yapılan arkeolojik çalışmalar, bölgenin tarihinin MÖ 6000’li yıllara dek uzandığını gösteriyor. Anlaşılacağı üzere, oldukça eski bir yerleşim yeri… Şehir, İstanbul’un fethi öncesinde de Osmanlı Devletinin başkentiydi. İşte bu nedenle, Edirne gezilecek yerler içinde çok sayıda Osmanlı yapısı ile karşılaşıyoruz: Arastalar, saraylar, camiler, hamamlar…

Eski Edirne evleri.

Ne güzel bir mimari, öyle değil mi?

Sokullu Hamamı

Ali Paşa Çarşısı

İnternette gezerken bir habere rastladım. Ntv.com.tr’nin haberine göre, Edirne Sağlık Müzesini 2021 yılında yaklaşık altmış bin kişi ziyaret etmiş. İşte ben de bugün size Edirne’ye gittiğiniz zaman mutlaka uğramanız gereken bir yerden, Edirne Sağlık Müzesinden söz edeceğim. Diğer ismiyle Edirne Sultan 2. Bayezit Külliyesi.

Burası hakkında bilgi vermeye geçmeden hemen önce, Edirne’ye ve müzeye ulaşım hakkında birkaç kısa not paylaşayım. Özel aracınız varsa zaten işiniz kolay, İstanbul’dan, otobandan yaklaşık iki saatlik bir yolculukla şehre ulaşabilirsiniz.

Özel aracı olmayanlar için, Edirne’ye ulaşım için kullanılabilecek iki otobüs firması var: Nilüfer Turizm ve Metro Turizm. Sırt çantalı bir gezgin olduğum için birkaç kez siteye girip bakmıştım, blablacar ile de şehre gidenler var, bu da aklınızın bir köşesinde bulunsun.

Peki Edirne’ye ulaştıktan sonra Sultan 2. Bayezid Külliyesine nasıl gideceksiniz? Çok kolay! Ben Edirne merkezdeki meşhur Saraçlar Caddesinden yürümeye başladım, valilik binasının önünden geçtim ve sallana sallana yürüyerek toplamda 20-25 dakikada kolayca buraya ulaştım.

Hafif bir tempoyla yarım saat bile sürmez. Siz de örneğin hava güzelse hiç düşünmeden böyle gidebilirsiniz. Özel aracınızla Edirne merkezinden buraya ulaşım on dakika sürmez zaten. Ama hava soğuksa veya yürümek istemiyorsanız, taksi ile de çok kısa bir sürede gitmek mümkün. (Aşağıdaki haritalarda, size Saraçlar Caddesini ve Edirne valilik binası ile 2. Bayezıt Külliyesi/Sağlık Müzesi arasındaki mesafeyi gösterdim.)

Saraçlar Caddesinden valilik tarafına doğru ilerliyoruz.

Valilik binasını geçtikten sonra pek bir mesafe kalmıyor zaten.

Edirne 2. Bayezit Külliyesi Sağlık Müzesi

Evet, şimdi gelelim bu yapı ile ilgili detaylara… Günümüzde “Sultan 2. Bayezıt Külliyesi Sağlık Müzesi” ismiyle Trakya Üniversitesine bağlı bulunan bu yapının temeli 1484 yılında atılmış. Külliye dört yıl sonra yani 1488 yılında hizmete açılmış. Burası hem mimari açıdan hem de tıp tarihi açısından çok önemli bir yer.

Edirne 2. Bayezit Külliyesi Sağlık Müzesi

2. Bayezıt Külliyesi Sağlık Müzesi

Bu fotoğraf, T.C Kültür ve Turizm Bakanlığı sitesinden alınmıştır. Kaynak: https://edirne.ktb.gov.tr/TR-90111/sultan-ii-bayezid-kulliyesi-saglik-muzesi.html

Bu fotoğraf, T.C Kültür ve Turizm Bakanlığı sitesinden alınmıştır. Kaynak: https://edirne.ktb.gov.tr/TR-90111/sultan-ii-bayezid-kulliyesi-saglik-muzesi.html

2. Bayezıt Külliyesi Sağlık Müzesi

2. Bayezıt Külliyesi Sağlık Müzesi

Edirne Sağlık Müzesi

Yapı, birbirini izleyen iki avludan oluşuyor. Birinci avlunun sağ tarafında kubbeli odalar, solunda ise mutfak yer alıyor. Aşağıdaki fotoğraflarda bu kısmı görebilirsiniz.

Bu fotoğraf, T.C Kültür ve Turizm Bakanlığı sitesinden alınmıştır. Kaynak: https://edirne.ktb.gov.tr/TR-90111/sultan-ii-bayezid-kulliyesi-saglik-muzesi.html

Birinci Avlu

Birinci Avlu

Sergilerin yer aldığı bölüm.

Bu fotoğraf, T.C Kültür ve Turizm Bakanlığı sitesinden alınmıştır. Kaynak: https://edirne.ktb.gov.tr/TR-90111/sultan-ii-bayezid-kulliyesi-saglik-muzesi.html

Bu hastanenin en önemli özelliği, buradaki hastaların su sesi ve müzik ile tedavi edilmesidir. İşte avlunun güney cephesinde kalan kısım, su ve müzik ile tedavinin gerçekleştirildiği bölüm. Altıgen planlı bu avlu, yapının merkezini oluşturmaktadır.

Burası da aynı Mardin’deki kimi yapılarda olduğu gibi, eyvanlı bir yapı. (Merak edenler ve yakın zamanda gitmeyi düşünenler için, burada “Mardin Gezi Rehberi” başlıklı yazım var: Mardin Gezi Rehberi) Aşağıdaki fotoğraflarda bu kısmı görebilirsiniz.

Bu fotoğraf, T.C Kültür ve Turizm Bakanlığı sitesinden alınmıştır. Kaynak: https://edirne.ktb.gov.tr/TR-90111/sultan-ii-bayezid-kulliyesi-saglik-muzesi.html

Bu fotoğraf, T.C Kültür ve Turizm Bakanlığı sitesinden alınmıştır. Kaynak: https://edirne.ktb.gov.tr/TR-90111/sultan-ii-bayezid-kulliyesi-saglik-muzesi.html

Hiç şüphesiz müziğin tedavi edici, huzur verici bir tarafı var kesinlikle. Hatta buradaki hastalar, müziğin yanı sıra güzel kokular ile de tedavi ediliyormuş. Zaten gittiğinizde, içeride, tam ortada yer alan fıskiyeli havuz hemen dikkatinizi çekecektir. Burada kısa süreliğine de olsa su sesini dinlediğiniz anda, siz de ferahlayacak ve huzur bulacaksınız.

2. Bayezıt Külliyesi Sağlık Müzesi

Odacıkların her bir bölümünde, ellerinde çaldıkları enstrümanlar ile müzisyen mankenler yer alıyor. Ayrıca yine yapıyı gezerken karşınıza çıkacak bilgi tabelalarını okuyarak, Osmanlı’da tıp, tedavi biçimleri, müzikle tedavi gibi konularda daha fazla bilgi edinmeniz de mümkün.

Osmanlı’da Tıp

Osmanlı’da tıp eğitiminde okutulan kitaplar.

2. Bayezıt Külliyesi Sağlık Müzesi

Osmanlı’da Tıp

2. Bayezıt Külliyesi Sağlık Müzesi

Müzikle tedavi.

Bu fotoğraf, T.C Kültür ve Turizm Bakanlığı sitesinden alınmıştır. Kaynak: https://edirne.ktb.gov.tr/TR-90111/sultan-ii-bayezid-kulliyesi-saglik-muzesi.html

Türk hekimleri, bazı makamların  hasta tedavisinde iyileştirici etkileri olduğuna yönelik çalışmalar yapmış, örneğin Rast makamının felce, Zengule makamının kalp hastalıklarına iyi geldiği düşünülmüştür.

Aslında müzikle tedavinin geçmişi 15. yüzyıldan çok çok daha öncesine dek uzanıyor. Prof. Dr. Avni Babacan “Müzikle Ağrı Tedavisi” başlıklı makalesinde (Ethem Kocabaş & Semra Türk, Müzik ve Zihnin Gizemleri içinde, Altın Kitaplar, İstanbul, 2013, s. 371-377) çok değişik bilgiler veriyor.

Buna göre, müzik terapisinin tarihi 4000 yıl öncesine dek uzanıyor. Oradan küçücük bir alıntı yapmak isterim ama size tavsiyem, kitaptaki bu makalenin tamamını okumanız yönünde olacak elbette:

Müzik terapi hastanelerde; yoğun bakımda, terapötik olarak palyatif bakımda, cerrahi operasyonlarda, psikiyatri, onkoloji, kadın doğum, pediatri ünitelerinde, koroner bakımda, radyasyon, kemoterapi tedavisinde, tıbbı prosedürlerin uygulandığı durumlarda, ağrı ve anksiyete gibi semptom tedavilerinde, immün fonksiyonların aktive olmasında, vücut direncinin artırılmasında, yaşam kalitesini artırmada, psikolojik iyileşmede kullanılmaktadır.

Aslında basit harmonik hareketler olarak bilinen müzik terapi, psikolojik ve fizyolojik etkileri açısından hayli zengindir. Müzik terapinin otonom sinir sistemine etki ederek  relaksasyonu sağladığı savunulmaktadır. Rossi (2003) müziğin zihin-beden sürecimizde ve otonomik, immun, endokrin ve nöropeptin sistemlerde değişime neden olduğunu bildirmektedir.

Müzik, beynin sağ hemisferini etkileyip limbik sistem üzerinden psikolojik yanıtlara neden olup, enkefalin ve endorfin salınımına neden olarak ağrının şiddetinin azalmasına neden olmaktadır.

Aynı kitabın 391. sayfasında ise Prof. Dr. Bingür Sönmez ile yapılan kısa bir röportaj var. Bildiğiniz gibi, yazılı ve görsel medyada da sıklıkla kendisine rastladığımız dünyaca ünlü doktor, uzunca bir süredir hastalarına müzikle tedavi yöntemi uyguluyor, hatta bizzat kendisi de kaval çalıyor. Özetlemek gerekirse, müzik ile tedavi gerçekten son derece ilgi çekici bir konu…

2018 yılında, Facebook’ta dolaşırken tesadüfen önüme çıkan şu videodaki kızın yorumuna hayran olmuş, şarkıyı arka arkaya defalarca, hatta günlerce dinlemiştim. Böylesi tesadüfler hayatı inanılmaz güzelleştiriyor gerçekten!

Yorumu ilk dinleyişimden sonra ekran karşısında bir süre öylece kalakaldığımı çok iyi hatırlıyorum. Sanki zaman bir anlığına durmuştu benim için! Küçük kızın nefis yorumu bende sınırsız çağrışımlar yarattı o an. İspanyolcanın büyüsü, gitar, ateşli ve tutkulu Flamenko müziği, yanık sesin dayanılmaz cazibesi, coşku, hüzün…

Hepsi üst üste bindi. Aklıma hemen William Washabaugh’nun “Flamenko: Tutku, Politika ve Popüler Kültür” isimli kitabında (Çev. Haluk Orhon, Ayrıntı Yayınları, İstanbul, 2006) okuduğum şu kısımlar geldi:

Flamenko şarkısının manevi bir egzersiz olduğu söylenir. Felix Grande, Federico Garcia Lorca’yı destekleyerek şu satırına yer verir: “Şarkıcı, şarkıyı derin dinsel anlamlarla takdir eder.”

Ricardo Molina’ya göre şarkıcı, “bedenle ruhun gerçek birliğini barındıran yeni bir varlığın” ortaya çıkmasına zemin hazırlayan yalnız bir kahramandır. Şarkı söylemek, çoğu flamenkoloğa göre, cantaorların uygun ruh halini yakalamalarını ve duygunun derindeki özüne ulaşmak için yaşamdaki yapay katmanları kırma görevine dört elle sarılmalarını gerektirir.

Flamenko’ya karışan duygular çok kişisel olsalar da, bu duyguların şarkıcının bireyselliğinin ötesine geçtiği pek çok flamenkolog tarafından ileri sürülmüştür. Dolayısıyla şarkıcının serüveni, insana dair “asli süreçlerin” yüzlerini ve ortak bilinçaltının evrensel değerlerini yakalamaktır.

Arrebola’ya göre “Flamenko, hem Endülüslü ve İspanyalıdır hem de evrenseldir. Zira derin insansı esinlere yer verir ve insanoğlunun ortak radikal sorunlarını, ihtiyaçlarını ve deneyimlerini doğrudan ifade ettiği ilkel bir güce sahiptir.” Quinones’e göre, “şarkıların (cante) asli içeriği, tüm insanların benimseyebileceği sade bir özden gelir.”

Duygunun bu aşkın özünü yakalamanın anahtarı samimiyettir. Şarkıcı, kendini yabanıl samimiyete bıraktığında, tamamen içine yönelir:

Flamenko’yla bir dönüşüme maruz kalırız. Günlük yaşamlarımıza kimliklerimiz için yerler, yüceltilmiş estetik anlayışları ve özgürlük alanları yerleştirilmiştir. Bu durumu veciz bir kelimeyle, komünyon kelimesiyle özetlemek mümkün.

Cante’nin gölgesi, çilesi, varlığı, belleği ve gizemi, Flamenko’da komünyona ulaşır; kimliği Zaman ve Tarih kıskacından kurtarır, aşkın mahremiyete, masumiyetin cennetine geri götürür.

Duende, “şarkıcının bizi nihai gizeme ulaştırma yolunda tarif edilemezle tanıştıran gizli bir yetisi olarak” iş görür. Böyle bir tanışmanın, kelimelerin gücüne ihtiyacı yoktur. Cante’nin gücü ilkeldir, doğaldır ve dolaysızdır: Bir şarkının başında, henüz bir söz söylenmemişken bile bedenlerimizdeki etin bizden ayrıldığını hissederiz, sanki düşünceler ve ifadeler tek bir ani harekete dönüşür.

Şarkıcının sesi, ayeo’da (şarkı  girişindeki iniltili söyleyiş) kendine özgüdür, ilkeldir. Bu bir çıplaklık, saf dışavurum halidir. Her ses kendinden doğar, ama aynı anda kendini öldürür. Kendinizi, tıpkı diller yokmuş gibi Yaratılışın eşiğinde bulabilirsiniz.

Böylesi tüyler ürpertici tinsel güçlere sahip şarkıcı, insanlık hallerinin sınırlarında, “insanın kökteki duyarlılığında” dolaşır. Ölüme rağmen sürdürülen yaşamın şarkısını söyler.

Hani az önce söylemiştim ya, müzik gerçekten yeri geldiğinde bir çeşit meditasyon gibi adeta diye… Peki ya şarkıcı? Üstteki paragrafta alıntıladığım gibi, gerçekten de tüyler ürpertici tinsel güçlere sahip olan şarkıcı… Buradaki şarkıyı söyleyen küçük kız mesela. Ya ona ne demeli? Evet, bazen gerçekten de kelimeler boğazda düğümleniyor adeta…

Bu müziği dinleyip beğenenler için bir öneri de ben sunayım, bu ismi de bir kenara not alıp dinleyin mutlaka: “Marina Heredia” Kızın güçlü yorumunu duyunca aklıma direk onun ismi geldi.

Heredia’nın muhteşem bir yorum gücü/sesi var gerçekten. İki albümünün isimlerini de yazıyorum buraya: La Voz Del Agua, Me Duele Me Duele. Küçük kızın söylediği bu şarkının ismi ise “A Mis Queridos Reyes Magos”

Müzik sesi ile tedavi demişken, büyük bir müzisyenden daha bahsetmemek olmaz. Yazıyı onunla bitirmek istiyorum: Kudsi Erguner. Birkaç meraklısı dışında, ülkemizde ne yazık ki pek de tanınmayan bir neyzen. Onun en sevdiğim iki albümü ise şunlar: Les Passions d’İstanbul ve Pervane.

Şu güzel tesadüfe bakın ki, Pervane aynı zamanda sevdiğim bir diğer grup olan Yansımalar’ın da bir albümünün ismidir. “Yansımalar” ismini de bir kenara not edip ilk fırsatta dinleyin mutlaka.

Evet, bu yazımda size hem biraz Edirne’den, Edirne’de görülecek güzel bir yerden, hem de birkaç kaliteli müzisyenden bahsetmeye çalıştım. Araya hem gezi hem de sanat sıkıştırdık. Umarım yazımı beğenmişsinizdir. Beğendiğiniz yazılarımı sosyal medya hesaplarınızda arkadaşlarınızla ve sosyal çevrenizle paylaşırsanız çok memnun olurum.

Okumak isteyenler için birkaç yazımı daha buraya bırakıyorum. Bir başka yazıda tekrar buluşmak ümidiyle, kendinize iyi bakın, şimdilik hoşça kalın!

Leave a Reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.