Ekşi Sözlük

Ekşi Sözlük

Herkese merhaba.

Herhalde bu ismi duymayan kimse yoktur Türkiye’de: Ekşi Sözlük. Evet, hemen her yaştan, her jenerasyondan insanın ismini duyduğu, oldukça meşhur o web sitesinden bahsediyorum.

Bana göre “Kutsal Bilgi Kaynağı” olma vasfını yitireli hayli zaman olmuş, bir zamanların kelimenin tam anlamıyla gerçekten efsanesi… İşte bu nedenle, içimden sadece “web sitesi” demek geldi bu defa yazarken.

Sıradanlaşmanın, kalburüstü mevkiinden vasata doğru yol almanın hazin bir öyküsü bence Ekşi Sözlüğün hikayesi. Peki ben bu yazıyı yazmaya neden karar verdim?

Ekşi Sözlük, birkaç gün önce kapatıldı. Ekşi Sözlük neden kapatıldı? Aslında kapatılmadı. Daha doğru bir ifadeyle, siteye erişim Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu tarafından engellendi.

Ekşi Sözlük Twitter hesabının paylaşımı.

Oysa Ekşi Sözlük benim için anlamını yitireli birkaç gün değil, yıllar olmuştu aslında. Benim nazarımda çoktan kapanmıştı zaten.

İşte bu türden bir kepenk kapatma, az önce de ifade ettiğim gibi, zaman içinde kalitesinden giderek taviz veren, tamamen piyasaya uyan, bu nedenle çoktan bayağı hale gelmiş bir yapının, acı bir sonla iflasını sembolize ediyor adeta.

Erişimin engellenmesine karşılık, sözlüğün Twitter hesabından yapılan açıklama da, sözlüğe halihazırdaki olumsuz bakışıma tüy dikti doğrusu.

Bu türden bir kabullenmişlik yerine, ifade özgürlüğüne vurgu yapan daha cesur bir açıklama beklerdim ya, neyse. O konuya hiç girmek istemiyorum.

Ekşi Sözlük Nedir?

Çok kısaca anımsatmakta yarar var Ekşi Sözlüğün aslında ne olduğunu, yola nasıl çıktığını, nereden ve nasıl başladığını.

Yazarı olan kullanıcıların karşılıklı etkileşimine dayanan, kavramlara esprili karşılıklar ve yorumlar getirmeyi amaç edinmiş bir sözlüktü başlangıçta. Ekşi Sözlük 1999 yılının şubat ayında açıldı.

Kurucularının müthiş bir girişimcilik başarısı olmasının hakkını teslim ediyorum. Bunu üzerine basarak söylemeliyim. Sözlük, kurgusu ve yapısı itibariyle sadece Türkiye’nin değil, dünyanın da öncü internet sayfalarından biri. Benzeri yok denecek kadar az. Tabiatı gereği sunduğu çok sesli ortamı da hala takdir ediyorum.

Dolayısıyla bugüne kadar elde ettiği gelir de sonuna kadar hak edilmiş bir gelir. Ancak benim en çok üzüldüğüm nokta, sitenin kuruluşundan bugüne gelinceye dek bambaşka bir yere doğru evrilerek, maddi kaygıların sözlüğü sözlük yapan her şeye, herkese ve tüm değerlere galebe çalmış olması.

Cogito dergisinin 2002 tarihli 30. sayısında, Aydın Uğur ve Erhun Geyisi, “Hede Hödöler Ne Yerler Ne İçerler-Ekşi Sözlük Üzerine” başlıklı yazılarında, sosyolog Brenda Danet’e referansla, sözlüğün, sosyoloğun “karnavalesk” dediği yapıya denk düşen bir yer olduğunu belirtiyorlar.

Danet’ye göre karnavallarda maske takıp farklı kostümler giyen katılımcılar, böylece kişiliklerinin keşfedilmemiş yönlerini sunarlar. Sözlüğe bir nickname/mahlas/kullanıcı adı ile kayıt olunuyor oluşu da bu maske metaforuyla örtüşüyor aslında.

Ekşi Sözlük Cogito Dergisinin 2002 tarihli sayısında.

Ekşi Sözlüğün Kutsal Bilgi Kaynağı olduğu dönemlerde yazılmış bir makale. 

Aynı derginin, “Sosyal Psikoloji Bağlamında Ekşi Sözlük: Bir Söylem Analizi” başlıklı yazısında ise sosyolog Samet Köse, sözlüğün yaklaşık üç bin yazarı olduğunu belirtiyor.

Demek ki site, 1999 yılında kurucularının yakın çevresi ve sınırlı bir arkadaş grubuyla başlayan yolculuğunda, üç yıl içerisinde yaklaşık üç bin yazarı içinde barındıran bir topluluğa dönüşmüş.

Samet Köse’nin Makalesi

Yıllar içinde yazar sayısındaki net artış konusunda elimde istatistiksel bir veri yok. Sadece çok kısa bir araştırma faslından sonra, Dergi parkta denk geldiğim, 2007 tarihli bir akademik makalede şöyle bir veri ile karşılaştım:

Ekşi Sözlük yazar sayıları

Ancak görebildiğim, hissettiğim kadarıyla, başlangıçta son derece ince elenip sık dokunan, üzerinde hassasiyetle durulan yeni yazar alım süreci sonradan ciddi bir biçimde esnetiliyor.

Deyim yerindeyse yazar sayısında aritmetik değil geometrik bir artış söz konusu. Bu durum, zannediyorum 2010 sonrasında daha da belirginleşti. Bu da ister istemez seçkin bir kitle yerine niteliksiz bir çoğunlukla sonuçlandı.

Site elbette yeniden erişime açılacaktır ama benim güzel anılar, kaliteli yazarlar ve onların nefis yazılarıyla hatırladığım haliyle bir daha asla geri gelmeyecektir. Ondan neredeyse eminim.

Ekşi Sözlük ile Tanışmam

Benim Ekşi Sözlükle tanışmam, 2000’li yılların başına denk gelir. Üniversite zamanlarımdı. Arkadaşlar arasında sıkça adı, muhabbeti geçerdi.

Yıldız Teknik Üniversitesinde okuyan bir arkadaşım, “Oğlum bizim falanca hocanın bile başlığı var Ekşi Sözlükte, neler neler yazmışlar” demişti bir defasında. O zamanlar Ekşi Sözlük’te kendisinden bahsedilmiş olmak, başlığı açılmış olmak önemli bir hadiseydi.

Yazar alımlarını belli aralıklarla yaptığı, bağış kampanyasına yardım, referans türünden farklı bir takım seçeneklerle yazar olma şansının verildiğini hatırlıyorum.

Ben, eğer yanlışım yoksa 2006 yılında -daha erken değil, ondan eminim- kayıt yaptırmıştım siteye. O dönem yazar alımı yoktu ve siteye kaydolan herkes otomatikman “kayıtlı okur” oluyordu.

Bu şu demekti: Siteye giriş yapıp entryleri oylayabiliyor ve hatta istediğiniz temayı bile seçebiliyordunuz. Ancak yazarlara mesaj atma şansınız yoktu. Hepsi bu kadardı. Peki o zaman ne fark etmişti? Onu ben de bilmiyorum.

Ancak kayıtlı okur olduktan sonra siteye daha sık giriş yapar olmuştum. Burası kesindi. Hatta bunun, yani sitede geçirilen sürenin, olası yazar alımlarında dikkate alınacak kriterlerden biri olduğu konuşuluyordu bazı başlıklarda. Ancak benim bu yönden pek fazla bir beklentim yoktu.

Üniversite son sınıfa doğru yaklaşırken, okuduğum harika entry’lere imrendiğimi, kendi kendime “ah be, keşke ben de şu an kayıtlı okur değil de yazar olarak içinde bulunsam” dediğimi, hem de bu düşüncenin defalarca kez aklımdan geçtiğini çok net hatırlıyorum. Bir an önce yazar olabilmek için yanıp tutuşuyordum. Ama olamıyordum.

Ancak bundan daha çok beni üzen bir şey vardı aslında. Tamam, yazar olma şansım yoktu ama keşke en azından o entrylerini okuyup beğendiğim, gülümsediğim, yeri geldiğinde bilgisayar ekranının karşısında kahkahalar attığım insanlara hiç olmazsa bir teşekkür mesajı atabilseydim. Bari hiç olmazsa buna izin verilmiş olsaydı…

Sitenin kurucusu SSG’nin, 2004 yılının 19 Mayıs günü bir günlüğüne yazar alımını açtığını sonradan öğrendiğimde de çok üzülmüştüm mesela. Hatta bununla ilgili başlıkta bir yazar, hiç unutmam aynen şöyle yazmıştı bu olayla ilgili: SSG’nin gençlere armağanı.

Ekşi Sözlük Yazarlığı

2007 yılının sonuna doğru yaklaşırken artık üniversite bitmiş, İstanbul’a doğru yola koyulmuştum. (Edirne’de okudum, Trakya Üniversitesi mezunuyum.)

İstanbul’a döndükten sonra, kasım ayında birdenbire tüm kayıtlı okurların aniden çaylak yapıldığını gördüm. Çaylaklık, yazar olmanın bir adım öncesiydi. Maile gelen bu mesaja bir hayli şaşırmıştım.

Bir iddiaya göre, önceleri kısıtlı bir zümreye hitap ederken, sonradan politika değiştirip herkese açık hale gelen Facebook’un arkasında kalmaya başlamıştı sözlük. Siteye eskisi kadar giriş yapılmıyordu artık. Bu da onun bir sonucuydu.

Ancak sözlük o dönem hala seçkin yazarları içinde barındırıyordu ve gerçekten imrenilecek bir yerdi benim için. Kayıtlı okur döneminde sözlükteki ortama iyice aşina olmuştum.

Formata aykırı entry girenlerin, kuralların dışına çıkanların, deyim yerindeyse gözünün yaşına bakılmıyordu. Her an “uçurulabilirdiniz.” “Sözlük hava yolları iyi yolculuklar.” diler esprileri de havada uçardı bu arada. Yani kaydınız ansızın pat diye silinebilirdi. Böyle bir sürü yazar uçuruldu sözlükten zaten.

Bu duyguyla, çaylaklıktan yazarlığa geçmek için girilmesi gereken on entry’yi son derece özenerek yazdığımı hatırlıyorum. Elime ilk kez geçen bu fırsatı iyi kullanmalıydım. Böylece artık dışarıdan değil, ben de içeriden biri olabilecektim.

Kasım ayındaki bu olay, yani tüm kayıtlı okurların çaylak yapılması, sözlük tarihinde “vaka-ı vakvakiye” olarak anılır. “4 Kasım 2007 Klonların Saldırısı” başlığında o tarihe ait olan entryler hala durur, girip bakabilirsiniz.

Instagram sayfama göz atmayı unutmayın lütfen: @gezivita

Yazar olmak için tam üç ay bekledim. 2008 yılının ocak ayının sonuna doğru nihayet yazarlığım onaylandı. Bu üç ay gerçekten üç yıl gibi geçti sanki. Hani hedefe yaklaştığınızda zaman akıp gitmez gibi olur, adeta durur, daha da sabırsızlanırsınız ya, işte öylesi.

İlk yaptığım şeyi gayet net hatırlıyorum, üstte bahsettim biraz zaten. Entrylerini okuyup beğendiğim bazı yazarlara mesaj atmıştım, teşekkür mahiyetinde.

Dediğim gibi, artık içerideydim ama formata uygun yazmaya çok dikkat ediyordum. Sözlükte aktif yazar olduğum süre boyunca moderatörler tarafından silinen entry sayım bir. Evet sadece bir.

Ancak onun da ötesinde, sözlüğün kuruluş felsefesine uygun bir biçimde, yazdıklarımla bulunduğum ortamda bir katma değer yaratmaya dikkat ediyordum. Bunda ne kadar başarılı oldum bilmiyorum, kendimi de övecek değilim burada zaten.

Bana gelene kadar sözlüğü vaktiyle sözlük yapan, mahlası Türkiye sınırlarının her bir köşesinde konuşulan bir sürü yazar vardı zaten. İlk aklıma gelenler şunlar mesela: nazmiye demirel, zoban, ibrahim tatlıseks, immanuel tolstoyevski…

Yazdığım bir yazı sonrasında, sözlüğün yine eskilerinden “İch” bana mesaj atmıştı. Aynen şöyleydi: “Selam, noktalamalardan sonra bir boşluk bırakmak, yazıları daha okunur kılar. Sitede keyifli vakit geçirmen dileğiyle.”

Bunu neden anlatıyorum? Sözlüğün nereden nereye geldiğini, neyken ne olduğunu göstermek için. Böyle yazarlarla doluydu bir zamanlar Ekşi Sözlük. Belki hala kalan var evet, ama çoğu çoktan gitti…

Ekşi Sözlük Nesilleri

Ben “Sekizinci Nesil” yazar olmuştum. Kayıt olduğunuz dönem itibariyle belirleniyordu bu nesiller. Açıkçası sonra zaman daha bir hızlı aktı sanki.

Üstte ifade ettiğim gibi, sözlüğe yazar alımları sanırım daha sıklaştı. Eskinin niteliği niceliğin önüne koyan felsefesi zamanla giderek ortadan kalktı. Ekşi Sözlük adeta elini kolunu sallayan herkesin girebildiği bir yer haline geldi.

Nasıl böyle oldu, inanın ben de bilmiyorum. Mutlaka bu yazının sınırlarını aşacak çok fazla ayrıntı, anlatılacak çok şey vardır. Hatırlayabildiğim kadarıyla bir ara yönetim değişti, yapısal değişiklikler oldu vs.

Sonuç itibari ile benim yazarlığımın onaylandığı 2008’den 2014-2015 yıllarına gelinceye dek, sözlüğün yazar kalitesinde ciddi bir düşüş yaşandı. Parmakla gösterilen yazıların sayısı artık bir elin parmağını geçmez oldu.

Giderek soğumaya başlamıştım, 2015’e gelindiğinde girdiğim entryler de seyrekleşmişti zaten. Toplamda bine yakın entrym vardı. Sözlükte yazar olarak geçirdiğim süreyi düşününce, pek fazla sayılmaz.

Ekşi Sözlük’ün Mevcut Durumu

Bir dönem neredeyse her gün saatlerce girdiğim, pek kimsenin uğramadığı, kıyıda köşede kalmış başlıklardaki entryleri okuyup keyifle vakit geçirdiğim sözlük, bambaşka bir hüviyete bürünmüştü.

Sol frame, absürt, saçma sapan başlıklardan geçilmiyordu. Aldığım birkaç münasebetsiz mesaj da üzerine tuz biber ekti. Ekşi Sözlük yavaş yavaş bitmeye başladı benim için. Sönmeye yüz tutan bir balon gibiydi.

2016 yılında son entry’mi girdim. 2023 yılındayız. Bunun özellikle altını çiziyorum. Hani, “Bakın benden sonra çok bozdu ya” havası falan yaratmamak için.

Benim için Ekşi Sözlük, ben yazar olmadan önce çok daha güzeldi. Gerçekten kutsal bilgi kaynağıydı, ekşiydi, sözlüktü.

Yalan yok, son yıllarda elbette arada bir göz atmaya devam ettim. Hatta gün aşırı bile değil, her gün düzenli olarak giriş yapıyordum. Ancak bunun gerçekten tek bir amacı vardı: gündemi takip etmek.

Çünkü sol frame’de anında güncel bir gelişmeyle ilgili başlık açılıyordu. Sözlük benim için bir nevi haber kaynağına dönüşmüştü.

Haber kaynağına dönüşen sözlükten bazı başlıklar.

Italo Calvino, “Klasikleri Niçin Okumalı?” başlıklı kitabında, klasiklerin “Okuyorum” değil, çoğu zaman “Yeniden okuyorum” diyeceğimiz türden yapıtlar olduğunu yazar.

Ekşi Sözlük benim için önceden tekrar tekrar okuduğum bir kitap gibiydi, şimdiyse sadece özetlerine baktığım haber bülteni.

Ancak bu başlıklara göz ucuyla bakarken de çok tuhaf bir manzara ile karşılaştığımı fark ettim. İmla, yazım, noktalama ile ilgili hataları, kısaltma yapılan kelimeleri, anlatım bozukluğu dolu cümleleri de geçiyorum.

Küfürden ibaret entry’ler havada uçuşuyordu. Tamamen küfür. Şaka yapmıyorum. Gözlerime inanamıyordum.

Kayıtlı okur ve yazar olduğum o ilk dönemleri hatırladıkça, “Bunların burada ne işi var, neden uçurulmuyorlar? Nasıl böyle yazabiliyorlar?” diye defalarca sordum kendi kendime…

Aşağıda, bir zamanların kutsal bilgi kaynağı olarak gösterilen yerin ne hale geldiğini gösteren küçük bir örnek var. Açılan bir başlığa girilmiş entryleri görüyorsunuz. Sözlükteki yüzlerce kişinin bu entryleri favorilerine eklemesi de cabası! Güler misin, ağlar mısın?

Ekşi Sözlük 2023. Kutsal çöp kaynağı.

Yazmayı bıraktıktan bir süre sonra da entrylerimin çoğunu sildim. Bazılarını buraya taşıdım. Bu bloğun açılması, tam da orada yazmayı bırakma tarihimle kesişti.

Tabii o işin biraz da tesadüfi kısmı, yoksa buranın açılma hikayesi sözlükten ayrı. (Bu hikayeyi merak edenler buyursunlar efendim: Gezivita)

Evet sözlüğü bıraktım ancak bendeki özel anısı nedeniyle, yazarlığımın onaylandığı, 2007 yılında, henüz 23 yaşındayken yazdığım o ilk on entryime dokunmadım. Ayrıca sözlük bana çok sevdiğim, hala görüştüğüm bir iki dost kazandırdı.

4 Kasım 2007 tarihli, sözlükte yazar olarak girdiğim ilk entry.

Artık olmayan, eskiden site logosuna tıklanınca çıkan, “Ekşi Sözlük İçin Ne Dediler?” kısmında, Nihat Genç’e ait şu cümle de aklımdan çıkmaz, hala gülümserim hatırladıkça: “Yılansı fare çocuklar, gece fareleri. Türkiye’de en çok küfür ettikleri adam benim.”

Bakmak isteyenler için, Ekşi Sözlükte aktif bir yazarken yazdığım yazılardan biri de burada: Eurosport’un Türk Spikerleri

Hepinize sevgiler, selamlar.

Leave a Reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.