Artan Bilginin Önemi Üzerine
Herkese merhaba.
ÖSS sınavına hazırlandığım 2002 yılında elime geçen bir üniversite tanıtım broşürünün üzerinde şöyle yazıyordu: “Bilgi güçtür.”
O dönem sayıca hayli az olan vakıf üniversitelerinden birinin, İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin broşürüydü bu.
Bu sloganı hiç unutmadım.
Ve “Bilgi”nin önemine ilişkin farkındalığım, aşağı yukarı aynı tarihlerde başladı diyebilirim.
Aynı yıl haziran ayında üniversiteyi kazanmış, sonbaharda yüksek öğrenime başlamıştım.
Okumaya, çocukluktan beri vazgeçilemez bir tutku derecesinde bağlı biri olarak, üniversite yıllarımda aldığım eğitimle çok daha yoğun bir okuma ve öğrenme süreci içine girdim.
Bu durum yüksek lisans ile devam etti.
Bilginin Önemi
İşte geçtiğimiz günlerde okuduğum bir cümle, bana bu yüksek lisans yıllarımda okuduğum başka bir cümleyi hatırlattı.
Daha doğrusu bir paragrafı…
Bu yazıyı yazmama sebep olan o cümleye geçmeden, bahsettiğim o paragrafı paylaşayım.
Sencer Divitçioğlu, “Asya Üretim Tarzı ve Osmanlı Toplumu” isimli kitabının önsözünde şöyle yazar:
Bir kuramın bilim niteliğini alabilmesi için, onun çürütülebilirliği gereklidir. Hem doğa, hem toplum bilimlerinde çürütülmeyen ya da yanlışlanamayan bir kuram bilim olma niteliğini yitirir.
Din olur, dogma olur, zanaat olur. Fakat bu demek değildir ki, bu metodolojik sav “bilginin bilgi aracılığıyla üretilmesi” olgusunu cerh eder.
Hayır, çürütülebilir bir kuramdan arta kalanlar güncel paradigmalarca benimsendiği takdirde, bunlar yeni bir kuramın kurulmasına ön önerme olarak katılabilir.
İşte bu olgu, bilginin gelişmesi ve ilerlemesidir.

Ahmet Arslan ise, “İslam Felsefesi Üzerine” başlıklı kitabının önsözünde şöyle diyor:
Bu kitap, asıl bilimsel çalışma alanım olan İslam felsefesi üzerine çeşitli dergilerde yayınladığım telif makalelerimin bir bölümü ile aynı alana ilişkin çevirilerimden bazılarını içermektedir.
Makalelerde ileri sürülen bazı görüş, iddia veya tezlerde eğer farklılıklar hatta belki tutarsızlıklar veya çelişkiler varsa, bunu yazarın düşüncesinde zaman içinde ortaya çıkan değişikliklere bağlamak gerekir.
Bilginin Önemi
Ne kadar benzer görüşler öyle değil mi?
Bunlara çok benzer bir yoruma, geçenlerde okuduğum bir başka kitapta daha rastladım.
Fatmagül Berktay, “Dünyayı Bugünde Sevmek” başlıklı kitabında yer alan “Kadınların Arendt’i” isimli makalesindeki bir dipnotta, geçmişte sunduğu bir bildiriye ilişkin olarak, çok yüzeysel bir okuma yaptığının sonradan farkına vardığını ifade ediyor.
Ancak buna rağmen, yazmış olduğu bu metni, çok daha sonraları yayınlanan başka bir kitabına yine de aynen alarak eklediğini söylüyor.
Bunun nedeni olarak da, kitabın aynı zamanda düşünürün “entelektüel gelişimine tanıklık etme” amacı taşıdığını belirtiyor.
Yani özetle, aslında yukarıda farklı isimlerden örneklerle biraz göstermeye çalıştığım gibi, bilgi gelişiyor, insan bilgisi de bununla orantılı olarak daima artıyor.
Bu da tabiatıyla görüş ve düşüncelerimize yansıyor. (Evet biliyorum, herkesin maalesef yansımıyor ama potansiyel olarak bu şans daima var en azından.)
Fikirlerimiz değişebiliyor.
Bu, kötü bir şey olmadığı gibi, bilakis bireyin entelektüel değişimini ve gelişimini yansıtıyor.
Tam da bu noktada aklıma Bertrand Russell’ın kendisine sorulan bir soruya verdiği nefis karşılık geliyor.
Filozofa “Fikirleriniz için ölmeyi göze alır mısınız?” diye sorulur.
Cevabı şöyle olur: “İnandığım şeyler için ölümü göze almam. Çünkü onları değiştirebilirim.”
Bilginin Önemi
Tüm bunları toparlayıp burada sizinle paylaşma fikri, geçenlerde okuduğum bir kitapta yer alan bir cümleden sonra oluştu demiştim hatırlarsanız.
Can Kozanoğlu’nun Mirgün Cabas ile yaptığı bir söyleşi, bundan birkaç sene önce kitap olarak satışa sunuldu.
Kitabın adı “Bıçkın ve Ağlak: Yeni Türkiye’nin Hikayesi”

İşte bu kitap, o kitap.
Kozanoğlu’nun şöyle bir cümlesi var kitapta: “İnsan okudukça, düşündükçe, yargılarının keskinliği törpüleniyor.”
Hemen altını çizmiştim. Nefis bir yorum gerçekten! İşte o cümle, bu yazının ortaya çıkmasına aracı oldu.
Bu kitabı da mutlaka öneririm.
Goodreads’te bu kitap hakkında yazılan olumlu yorumlar gerçekten yerindeymiş.
Ayrıca bu kitabı okurken, Türkiye’nin son 40-50 yılda geçirdiği dönüşüme de çok yakından tanık olacaksınız.
Yani bu kitap, Can Kozanoğlu’nun bir biyografisi falan değil kesinlikle.
Evet, bu yazının ortaya çıkış hikayesi böyle işte.
Gördüğünüz gibi, hem farklı kişilerden örnekler vermiş oldum, hem hiç bilmeyenleri bu isimlerle tanıştırdım hem de kitap tavsiyeleri yapmış oldum.
Daha ne olsun? Bir taşla üç kuş!
Sanırım bu yazım bir hayli faydalı oldu.
Benden daha fazla kitap önerisi için, şu videomu da izleyebilirsiniz:
Fatmagül Berktay’ı biraz daha yakından tanımak isteyenler, bu yazıma da bakabilir: Düşünme Etiği
Burada da “Kitap Okumak” hakkındaki görüşlerim var: Kitap Okumak
Bu yazıda adı geçen kaynaklar:
- Can Kozanoğlu ile söyleşi Mirgün Cabas: Bıçkın ve Ağlak Yeni Türkiye’nin Hikayesi, Can Yayınları
- Fatmagül Berktay, Dünyayı Bugünde Sevmek, Metis Yayınları
- Sencer Divitçioğlu, Asya Üretim Tarzı ve Osmanlı Toplumu Marksist Üretim Tarzı Kavramı, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
- Ahmet Arslan, İslam Felsefesi Üzerine, Bilgi Üniversitesi Yayınları
Bir başka yazımda tekrar görüşünceye dek, hoşça kalın!









