İstanbul’da Gezilecek Yerler

İstanbul’da Gezilecek Yerler

Herkese merhaba!

Hatırlar mısınız, ne güzeldi Levent Yüksel’in şarkısı öyle değil mi? Saçlarını dağıtır rüzgar yedi tepe üzerinden, hatıralar tarihin küllerini savurur… Kadın gibi, kısrak gibi, sarılayım gel ince beline, yarim İstanbul, gel öpeyim, gerdanından…

Minareler uzanmış, gökyüzüne bağırır, kara sevda nerelerden yüreğimi çağırır, dua gibi, büyü gibi ezberledim hasretini, yarim İstanbul, gel öpeyim gerdanından…

İstanbul gezi rehberi

İstanbul’un kedileri kitapları çok sever..

1993 çıkışlı Medcezir albümünde yer alan bu şarkıyı dinlerken, bir yandan da elimdeki bir kitabın sayfalarını karıştırıyorum: Çevre ve Ekoloji. Mine Kışlalıoğlu ve Fikret Berkes imzalı bu kitaba zaman zaman bir göz atarım. Kitabın şehir ekolojisi başlıklı sayfasında bir bilgiye rastladım. Buna göre, İsviçre asıllı Fransız mimar Le Corbusier’nin 1911 yılında İstanbul’a geldiğini öğreniyorum.

Ünlü mimar o dönemdeki İstanbul’a olan hayranlığını şu sözlerle ifade etmiş:

Şimdi New York ile İstanbulu karşılaştırırsak diyebiliriz ki, birincisi kıyamettir, ikincisi ise bir yeryüzü cenneti. Bir Türk atasözü der ki; “Ev kuran önüne ağaç dikmeli” Oysa biz ise söküp duruyoruz ağaçları. İstanbul bir meyve bahçesidir, bizim kentlerimiz ise taş ocakları. Geleceğin büyük kentleri ağaçlıklar içine kurulabilir.

Kitabın yazarları olan Berkes ve Kışlalıoğlu ise, geçen yüz yıl sonra durumun nasıl çarpıcı bir şekilde değiştiğinden bahsedip haklı olarak isyan ediyorlar:

Çocukların top oynayacak alan bile bulamadığı, bahçesiz, yeşilliksiz, üst üste beton yığınları ile dolu bir kent, kimin gözüne güzel görünebilir? Kimin için sağlıklı olabilir? Evinizin önüne ağaç dikmeye kalksanız, kaldırıma park etmiş otolardan yer bulamazsınız. Yürüyüşe çıksanız, bozuk kaldırımlarda tökezleyip toz ve egzoz gazı yutarsınız.

Ne Florya taraflarında, ne de Kadıköy yakasında gidilebilecek plaj bulabilirsiniz. Boğazda son kalan yeşil tepeler de hızla betonlaşıyor. Vatandaş özlemini çektiği yeşili ancak mezarında bulabilecek bu gidişle. İstanbul’un selvili mezarlıkları çok güzeldir. Ama eğer bu yeşillikli mezarlıklarda yer ayırtabilecek kadar zenginseniz. (Kaynak: Çevre ve Ekoloji, Mine Kışlalıoğlu & Fikret Berkes, Remzi Kitabevi, İstanbul, 2005, s. 130-133)

Aslında Courbusier’den çok daha önce İstanbula seyahat eden bir yazar vardır. Daha çok Çocuk Kalbi isimli kitabıyla tanıdığımız Edmondo De Amicis. İtalyan yazar ve seyyah, 1874 yılında İstanbul’a ayak basar. Yani Fransız Corbusier’den tam 37 yıl önce…

İstanbul gezi rehberi

Onun da gözlemleri Fransız mimardan farksızdır. Bir gezgin gözüyle bakarak, gemiyle henüz yanaştığı İstanbul’u ve ondan büyülenişini şöyle ifade eder kitabında:

Şimdi anlat bakalım zavallı, bu ilahi hayali anlatabilmek için kafi gelmeyen kelimelerinle günaha gir! İstanbul’u anlatmaya kim cüret edebilir? Chateaubriand, Lamartine, Gautier diye mi mırıldandınız? Tasvirler, tabirler akla doluşurken kalemden kaçıp uzaklaşıyor. Ümitsizce, ama beni sarhoş eden bir hazla hem görüyor, hem konuşuyor hem de yazıyorum.

Haydi bakalım! Önümüzde geniş bir nehir gibi Altınboynuz görülüyor. İki yüksek sahilinin üzerinde birbirine muvazi olarak uzanan ve sekiz millik tepeleri, vadileri, körfezleri, burunları içine alan sıra sıra kasabalar var; kat kat yükselen yüzlerce bina ve bahçe; renk renk ev, cami, saray, hamam, köşk setleri ve bunların arasından upuzun fildişi kuleler gibi semaya yükselen bir sürü parlak külahlı minare.

Bu harikulade manzaranın hususiyetlerini nasıl kavramalı? Bir an yakın kıyılara, bir Türk evine veya yaldızlı bir minareye bakıyorum ama hemen sonra nazarlarım bu ışıklı büyük derinlikte yeniden dolaşıp dururken, gözlerimi takip edemeyen perişan zihnim ile şu iki dizi hayal şehrinin içinde kaybolup gidiyorum.

İlk heyecan geçince yolculara baktım, dilleri tutulmuş gibiydi. İki genç Atinalı kızın gözleri nemliydi, Rus hanım, şu tantanalı anda küçük Olga’yı göğsüne bastırmıştı ve buz gibi soğuk İngiliz rahip ilk defa sesini duyuruyor, zaman zaman wonderful, wonderful diye bağırıyordu. (Kaynak: Edmondo De Amicis, İstanbul, Çev. Beynun Akyavaş, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 2006, s. 15-17)

İstanbul gerçekten de geçen süre içinde akıl almaz bir hızla ve ne yazık ki plansız büyüdü. Berkes ve Kışlalıoğlunun üzülerek belirttiği gibi, artık gerçekten de kaldırımlarda yürümek dahi zor çünkü İstanbul’da araç sayısı dört milyonun üzerinde…

Sirkeci

İstanbul görülecek yerler

Tüm olumsuzluklarına karşın İstanbul gezilecek yerler bakımından çok zengin. Ne ölçüde sahip çıkıldığı tartışmalı olsa da, müthiş bir kültürel ve tarihsel mirasa ev sahipliği yapıyor.

İşte bu yazıda ben de sizlere, alışıldık İstanbul turistik yerler dışında kalıp ismi pek geçmeyen, ama İstanbul’da görülmesi gereken yerler arasında yer alan kimi önemli yapıları tanıtacağım.

Gerçekten de, her bir yanı görülecek abidevi yapılarla süslü bu yedi tepeli şehre aşık olmamak imkansız! İşte İstanbul’da gidilmesi gereken yerler.

İstanbul’da Görülecek Yerler

Küçüksu Kasrı

Küçüksu Kasrından başlayalım. Arapça bir kelime olan Kasır köşk anlamına gelmektedir. Adından da anlaşılacağı üzere İstanbul’un Küçüksu mahallesinde yer alan bu yapı, ilk olarak Sultan 1. Mahmut döneminde, denize sıfır, ahşap ve iki katlı bir saray olarak inşa edilmiş.

Sultan Abdülmecid döneminde ise bu bina yıktırılarak günümüzde mevcut olan yapı oluşturulmuş. 1857 yılında hizmete giren bu yeni Küçüksu Kasrının mimarı ise Nikogos Balyandır.

Küçüksu Kasrı

Küçüksu Kasrı

İstanbul gezilecek yerler

İstanbul görülecek yerler

Bodrumla beraber üç katlıdır. Hemen önünde bir kafenin yer aldığı, Anadolu Hisarında ziyaretçilerini bekleyen bu kagir binayı Pazartesi ve Perşembe günleri hariç her gün ziyaret etmek mümkün. Özellikle bahar aylarında, kasrı gezdikten sonra denize sıfır kafe kısmında demli bir çay yudumlamayı ihmal etmeyin.

Müzekart burada ne yazık ki geçmiyor. Küçüksu Kasrı bilet fiyatları: Tam 5, öğrenci 2,5 Türk Lirası. (Müzekart ile ilgili detaylı bilgi için buraya tıklayınız: Müzekart)

Pera Müzesi

İstanbul’da en sevdiğim yerlerden biridir Pera Müzesi. Peki neden? Hemen söyleyeyim. Suna ve İnan Kıraç Vakfı tarafından 2005 yılında açılan bu müze, çok çeşitli kültür sanat etkinliklerine ev sahipliği yapar.

Örneğin ücretsiz film gösterimleri ilk aklıma gelen şey. Bunun yanı sıra atölye çalışmaları yapılır, resim koleksiyonları ve sergiler düzenlenir. Hatta beni pek ilgilendirmese de, müzenin çocuk eğitim programları bile var, çocuklu ailelerin dikkatine! 🙂

Bir dönem sıkça ziyaret ettiğim, Pera Film adı altında bir sürü güzel film seyrettiğim müzeye doğruyu söylemek gerekirse son dönemlerde pek uğrayamamıştım. Geçenlerde tekrar ziyaret etme şansım oldu.

Müzenin Oryantalist Resim Koleksiyonu içerisinde harika çalışmalar var. Burada, Kesişen Dünyalar: Elçiler ve Ressamlar başlıklı sergi tam da aradığım cinstendi. Zira yakın bir zaman önce yapmış olduğum Stockholm seyahati sonrası çok hoş bir tesadüfle karşılaşmış oldum böylece.

Üstte Mehmet Sait Efendi Altta Közbekçi Mustafa Ağa

Stockholm’e gönderilen Mehmet Sait Efendi maiyetiyle.

Bir elçi alayı Topkapı Sarayına doğru yolda…

İstanbul Limanı ve Yeni Camii

Sergilenen resimler elçi portreleriydi ve içlerinde benim en çok dikkatimi çeken İsveçe elçi olarak gönderilen elçilerle ilgili resimler oldu. 1727 yılında Sadrazam Damat İbrahim Paşa tarafından görevlendirilen Közbekçi Mustafa Ağa, 23 kişilik maiyetiyle beraber bir yıldan daha uzun bir süre Stockholm’de kalır.

Gidişinin esas nedeni, 1709 yılında Osmanlı’ya sığınıp 5 yıl süreyle Türk topraklarında yaşayan, kendisine maaş bile bağlanıp borç para verilen İsveç Kralı Demirbaş Şarl’dan alacakları tahsil etmektir. Ancak beklenen olmaz ve heyet temenniler ve iyi niyet ifadeleriyle yurda dönmek zorunda kalır.

İsveç, Stockholm

Stockholm

Daha sonra, bu kez 1732’de Mehmed Said Efendi aynı görevle yola çıkar. Yazmış olduğu sefaretnamesinde İsveç ile ilgili bilgileri ve Stockholm’e dair gözlemlerini anlatır. O da aynı Közbekçi Mustafa Ağa gibi, o dönem 25000 kuruş olan borcu tahsil edemeyip eli boş geri gelir. Közbekçi Mustafa Ağa ve Mehmed Said Efendi, maiyetleriyle beraber Kral 1. Frederik’in ressamı Schröder tarafından yapılan portrelere konu olur böylece.

Bu borç sorunu ise daha sonraları Osmanlı İmparatorluğuna verilen bir savaş gemisi ve silahlarla çözüme kavuşur. İsveç Kralı Demirbaş Karl’ın hikayesi ile ilgili detayları Stockholm gezi notları içerisinde bulabilirsiniz.

Yakın zamanda buraya uğramayı ihmal etmeyin çünkü Kaplumbağa Terbiyecisi başta olmak üzere Osman Hamdi Bey yapıtları da şu sıralar müzenin ikinci katında sergileniyor. Kütahya Çini ve Seramikleri koleksiyonu ile Anadolu Ağırlık Ölçüleri Koleksiyonu da müzede görebileceğiniz diğer koleksiyonlar.

Girişinde çok güzel bir kafesi de bulunan Pera Müzesi pazartesi günleri ziyarete kapalı. Salı-Cumartesi arası 10:00-19:00, pazar 12:00-18:00 saatleri arasında açık. Her cuma 18:00 ile 22:00 saatleri arasında ücretsiz gezebileceğiniz Pera Müzesi Meşrutiyet Caddesi üzerinde, Tepebaşı’nda yer alıyor.

Şişli Atatürk Müzesi

Burayı herkes mutlaka görmeli. Tarihsel önemi öylesine büyük ki… 1. Dünya Savaşı sonrası İstanbula gelen Mustafa Kemalin bir süre ikametgah adresi olan bu ev, günümüzde güzel bir müzeye dönüştürülmüş durumda.

Atatürk 1918’te büyük savaşın sona ermesinden sonra bu evi kiralar ve Milli Mücadeleyi başlatacağı tarih olan 19 Mayıs 1919’a kadar burada yaşar. Evin önemi bu bilgiden sonra sanırım daha çok anlaşılmıştır.

Kemal’in Türkiyesi nereden nerelere geldi…

Şişli Atatürk Müzesi

Atatürk Evi Müzesi

Trikopis’in kılıcını teslim edişi. Ressam: İbrahim Çallı

Atatürk’ün Selanikte doğduğu ev.

Atatürk kişisel eşyaları

İstanbul görülecek yerler

Ev üç katlı. Giriş tamamen ücretsiz. Her bir kattaki odalarda çeşitli eşyalar sergileniyor. Milli Mücadele dönemi fotoğrafları, Atatürk İnkılapları ile ilgili belgeler, Atatürk’ün şahsi eşyaları ve giydiği kıyafetler, Fransızca’dan Türkçeye çevirdiği kitaplar, yaveri Cevat Abbas Gürer’e ait eşyalar ve fotoğraflar…

Atatürk, her iki çok partili sistem döneminde de (Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası ve Serbest Cumhuriyet Fırkası) siyasal partilerin belirli çıkarları temsil etmesini onaylamamıştır. O çıkarların değil düşüncelerin çarpışmasının gerekli olduğunu çünkü ancak bu suretle hakikatin ortaya çıkarılmasının mümkün olacağını düşünmüştür.

Bir biçim olarak ele aldığımızda Atatürk’ün zamanında aşkın devletle karşılaşıldığını iddia etmek çok güçtür. Atatürk, karizmatik niteliklerine rağmen kişisel yönetimden kaçındı. Bill ve Leiden, Atatürk’ün tüm Ortadoğu’da bu tür bir yönetime en az başvuran lider olduğunu belirtmişlerdir.

Sadece ulusal bağımsızlık mücadelesinin ilk evrelerinde değil, daha sonra iktidarını pekiştirdiğinde de, bir mevkide bulunan kişiyle o mevkiyi birbirinden ayırma konusunda dikkatliydi. (Kaynak: Metin Heper, Türkiye’de Devlet Geleneği, Doğu Batı Yayınları, İstanbul, 2010, s. 100, 113 ve 115)

1. Dünya Savaşı dönemine ait, propaganda amaçlı kartpostallar.

Atatürk Müzesi

İstanbul gezi rehberi

Atatürk’ün Fransızcadan dilimize çevirdiği kitaplar.

İstanbul gezilecek yerler

Atatürk’ün Türk dili çalışmaları.

İstanbul’da görülecek yerler

Atatürk Evi

Türk ordusu İstanbul’da. Geldikleri gibi giderler diyen yine haklı çıktı..

Ressam Vittore Pizane’ye ait tablolar.

İngiliz askerleri İstanbul’u Türk askerlerine teslim ederken. Ressam: Şemsi Arel

Atatürk konulu yabancı ülkeler tarafından basılmış pullar

Bu çok özel müzede, yabancı ve Türk ressamların elinden çıkma, yine o dönemlere ait nefis tablolar da yer alıyor. Örneğin İtalyan ressam Vittore Pisani bunlardan yalnızca biri. Belki Selanik Atatürk Evine gidememiş olabilirsiniz ama Şişli’ye, Mecidiyeköy’e, Osmanbey’e veya ne bileyim Harbiye’ye yolunuz mutlaka düşecektir, geçerken buraya uğramayı ihmal etmeyin.

Hatta varsa çocuğunuzu da yanınıza alıp dolu dolu birkaç saatinizi buraya ayırın, ona gerçek tarihi anlatın. Anlatın ve gösterin, gösterin ki, “Benim manevi mirasım ilim ve akıldır” diyen bu büyük insanı biraz daha yakından tanıyabilsin. Ülke olarak buna şu an gerçekten çok ihtiyacımız var çünkü.

Yıldız Şale Köşkü

Milli Saraylar bünyesinde yer alan Şale Köşkü, İstanbul’da doğup büyümüş biri olarak bunca yıl ziyaret etmediğim için kendimden utanmama neden olmuş harika bir yer. Hepimizin bildiği gibi Yıldız; Beşiktaş, Ortaköy ve Balmumcu arasında yer alan genişçe bir alan.

Zaman içinde eklenen binalar ve son olarak 2. Abdülhamid döneminde yapılan düzenlemelerle birlikte Yıldız Sarayı adını alan bu bölgede birçok yapı bulunuyor aslında. Şale Köşkü de bunlardan biri oluyor.

Zaman zaman Merasim Köşkü olarak da anılan Şale, 19. yüzyıl mimarlığının en önemli yapılarından biri. Önünde yer alan geniş bahçesi ve üç bölümden oluşan binasıyla gerçekten göz alıcı…

Şale Köşkü

Şale Köşkü Bahçesi

Yıldız Sarayı Şale Köşkü

İstanbul gezilecek yerler

İstanbul’da görülmesi gereken yerler arasında yer alan Şale Köşkü.

Köşkün bahçesi

Köşk bodrumuyla beraber üç katlı ahşap ve kagir olarak inşa edilmiştir. Ahşap panjurlu pencereler dışarıdan hemen dikkati çeker. İç kısım dekorasyonu da en az dışı kadar ihtişamlıdır. Yapının içinde öne çıkan en dikkat çekici bölümlerden biri hiç kuşkusuz Tören Salonudur. Duvarlardaki kartonpiyerler İtalyan, Türk ve Ermeni ustalarca yapılmıştır.

Bu salonun zeminindeki bej&kırmızı renkli Hereke Halısı tek parça olup, yaklaşık 400 metre karelik bir alanı kaplamaktadır. Şöminelerin üstündeki büyük aynaların önünde Paris markalı bir saat ve iki adet Yıldız vazo bulunur.

Şale Köşkü iç kısım

Şale köşkü

Tören Salonu

Yekpare Hereke Halısı

Bunun yanı sıra İsveç yapımı çini sobalarını da gittiğinizde dikkatle incelemenizi öneririm. Köşkün içini gezerken her bir odayı hayranlıkla incelemiştim. Avrupa’da gördüğüm birçok saray ile aynı ölçüde ihtişamlıydı diyebilirim kesinlikle. Avizeler, duvar kaplamaları, tablolar, mobilyalar, hamamlar, odalar… Evet, köşkün içinde, en alt katta hamam bile var!

Şale Köşkündeki odalardan biri

Köşkün Osmanlı İmparatorluğu dönemindeki en önemli ziyaretçisi Alman İmparatoru 2. Wilhelmdir. Hatta yapının üçüncü bölümü imparatorun İstanbulu ikinci kez ziyareti dolayısıyla eklenmiştir. İkinci Wilhelm aynı zamanda Sultanahmet Meydanında adına bir de çeşmesi bulunan imparatordur. Burası Alman Çeşmesi adıyla bilinmektedir.

Hazır yeri gelmişken kısaca Alman Çeşmesinden de bahsedeyim. Sultanahmet Meydanında yer alan yapı, 1. Dünya Savaşı öncesinde Kayzer 2. Wilhelm’den bir armağandır aslında. Burası eskinin Hipodrom Meydanı olarak anılan kısmının başlangıç noktasıdır aynı zamanda.

Alman Çeşmesi

İstanbul gezi rehberi

Şu anda bulunduğu yere 1900 yılında dikilmiştir. Sekizgen planlı bu anıt çeşmenin üstü bir kubbe ile örtülü haldedir. Kubbenin iç kısmında, üstteki fotoğraftan görülebileceği gibi, Sultan 2. Abdülhamitin tuğrası ve 2. Wilhelm’in monogramı bulunmaktadır. Bu bilgiyi de araya sıkıştırdıktan sonra Yıldız Şale Köşküne veda edebiliriz artık.

Yıldız Şale Köşkü ulaşım için Beşiktaş’tan yürüyerek gitmek mümkün. Ancak tepeye doğru biraz tırmanmak gerekecek, haberiniz olsun. Şale Köşkü bilet fiyatları tam 10 TL, indirimli 5 TL. Detaylar için burayı tıklayın: Yıldız Şale

Aslıhan Pasajı

Kütüphaneler, kitapçılar ve sahaflar… Hayatın hengâmesinden ve günlük yaşamın stresinden bunalanların biraz olsun nefes alabilmek adına adım attıkları yerler. Üstelik orada kin de yoktur, nefret de, kırgınlık da… Kitaplar, kendisine ayrılan yerde bir yanındakine karışmadan öylece durup bekler.

Aslıhan Pasajı, Taksim İstiklal Caddesinde yer alan ve içine girdiğinizde eski kitap kokusunu iliklerinize kadar hissedebileceğiniz, ucuz kitap satılan harika bir yer, diğer ismiyle Sahaflar Çarşısı. Galatasaray Lisesinin karşı sokağında, şatafatlı dükkanlarıyla ön planda yer alan bir muhitte, masalsı bir kaçamak yeri, adeta Neverwas’daki Ian Mckellan’ın şatosu… (Bu filmi mutlaka seyredin!)

Türkiye, yıllık kişi başına düşen kitap sayısı bakımından az gelişmiş ülkeler sıralamasında zirveye oynayadursun, burada tesadüf edilen kalabalıklar umutlandırıyor insanı. Çocukların okumadığı, hediye olarak verilen kitaplara sadece dudak büktüğü de düşünüldüğünde, karşılaşılan her üniformalı genç öyle ya da böyle potansiyel bir okur burada.

Taksim Aslıhan Pasajının iki girişi var. Burası Çiçek Pasajı tarafı.

Fotoğraf alıntıdır.

Aslıhan Pasajı

Sahaflar Pasajı

Montaigne; “Seçmesini bilenler için kitapların pek hoş özellikleri vardır ama çaba harcanmadan iyiye ulaşılmaz” der. Onlar çaba harcamaya niyetliler. Kültür endüstrisinin yarattığı yapay dünyadan sıyrılmayı göze almış durumdalar. Televizyonun beyinleri kemiren bir uyuşturucu olduğunu anlamaya çok yakınlar.

Bize düşen, gerek ailemizden, gerekse sosyal çevremizden tanıdığımız gençleri ve çocukları bu tür yerlerden haberdar etmek ve kitaba yönelmeleri için çaba sarf etmektir. Bu, hepimiz için kıyıda köşede kalmaktan unutulmuş bir sosyal sorumluluktur aynı zamanda. Ünlü iletişim bilimci Ünsal Oskay’ın dediği gibi: Yıkanmak istemeyen çocuklar olalım!

2007 İstanbul Film Festivali’nde seyrettiğim, baş rolünde Raz Degan’ın oynadığı Yüz Mıh (Centochiodi) isimli bir İtalyan filmi vardır.  Aslıhan Pasajında gezerken aklıma hep bu film gelir…

Evet, İstanbul gezi rehberi böyle hemen bitmez elbette. Ancak ara ara uğrayıp bu yazıyı kontrol ederseniz, yazının sürekli güncellendiğini ve İstanbul gezilecek noktalar arasına yeni isimlerin katıldığını görebilirsiniz. Bu arada İstanbullaşmak ismindeki şu kitaba da göz atabilirsiniz elbette: İstanbullaşmak

Şimdilik hoşça kalın!

2 Comments

  1. semi 9 Ekim 2017
    • Kaan Önem 9 Ekim 2017

Leave a Reply