TÜYAP Kitap Fuarı Üzerine Düşünceler

TÜYAP Kitap Fuarı Üzerine Düşünceler

Herkese merhaba.

İstanbul Kitap Fuarı 2000’li yılların başından beri Beylikdüzü TÜYAP’ta yapılıyor. Daha öncesinde Tepebaşında düzenleniyormuş. Açıkçası ben o dönem fuara hiç gitmedim.

Sanki, “Ben o dönemler yoktum” diyecek gibi bir giriş oldu bu öyle değil mi? Yok yok vardım, 1984 doğumluyum ben. (Benim hakkımda ve bu blog hakkında daha detaylı bilgi için lütfen buraya bakınız=> Gezivita)

Benim bu fuara ilk gidişim lisans yıllarıma denk düşer. Tam emin olmamakla beraber, yıl sanırım 2004 olmalı. O zamanlar 19-20’li yaşlarını süren bir gençtim.

Aslına bakılırsa küçük yaşlardan beri okumayı çok seven, sürekli okuyan biri olarak, kitap fuarına bu denli geç gidişim biraz tuhaf. Demek ilk veya orta okulda da okul falan götürmemiş bizi. Yoksa onlarla kesin giderdim.

Acaba o zamanlar böyle şeyler yok muydu? Şimdiki çocuklar belki de bu yönden daha şanslılar. Okullar bu fuara hayli katılım gösteriyor her sene.

Tarih Vakfı Yurt Yayınları. Severim.

Dediğim gibi, 2004’ten beri düzenli olarak TÜYAP Kitap Fuarına giderim ben. Lisansta Trakya Üniversitesinde, Edirne’de okuduğum için, o dönem İstanbul’a gelip gitmek benim için bir hayli kolaydı.

O yıllardan beri her sene gittiğim bu fuara pandemi nedeniyle verilen iki yıllık aradan sonra, 2022 yılında tekrar uğradım tabii. Aslında, bu fuarın bulunduğu yer meselesi, görebildiğim kadarıyla Tepebaşı dönemini hatırlayanlar başta olmak üzere, çoğu kesimin keyfini kaçıran bir durum.

Ne diyebilirim ki? Avcılar’da oturan biri olarak, herhalde burada oturmanın faydasını gördüğüm ender şeylerden biri oldu bu benim için. Yani fuarın düzenlendiği yer hakkındaki eleştiriler haksız sayılmaz. Sonuçta İstanbul’un merkezinden son derece uzak bir yer burası. Herkese uzak, bana yakın.

Birazdan ayrıntılara gireceğim zaten, bu kadar yakın olmasam, bu fuara her sene kalkıp gelir miyim inanın bilmiyorum. Örneğin Anadolu Yakasında veya işte ne bileyim, Sarıyer civarında falan otursam mesela…

İstanbul Kitap Fuarı. Bilgi Üniversitesi Yayınları standı.

Kitap Fuarı benim için başlı başına özel bir etkinlik aslında. Başta belirttim, ben küçüklüğümden beri okumaya tutkunum. Özellikle tüm yayıncıları bir arada bulabilme şansı, bu fuarın en güzel yanı aslında.

Her bir yayıncının standını tek tek gezmek, sıra sıra dizilmiş kitapları incelemek, onlara dokunmak, içlerinden bazılarını seçip içindekilere göz atmak, sayfalarını karıştırmak, kapak resimlerine ve çizimlere bakmak muhteşem bir his. Hiç kitap satın alınmasa dahi, sırf bunlar bile insana harika hissettiriyor kendini.

Fuarın bir diğer güzel yanı elbette imza günleri ve konferanslar. Sevdiğimiz yazarlarla buluşmak, kitapları imzalatmak, kısa da olsa sohbet etmek, geçmişe dönük güzel anılar oluşturuyor. Gelecekte bir gün o geçmişi hatırlayınca insanın yüzüne bazen bir tebessüm konuyor, bazense gelip bir hüzün yerleşiyor.

Geçenlerde, 2008 yılındaki kitap fuarında Aydın Boysan’a imzalattığım “Nereye Gitti İstanbul?” kitabını elime aldım mesela. Sayfaları karıştırırken, ilk sayfadaki imzasını gördüm, bir an duygulandım.

Rakı ile cacık arasındaki uyumu ne tatlı anlatırdı rahmetli. Huzur içinde yatsın. Türkiye İş Bankası Kültür Yayınlarından çıkan, nehir söyleşi dizisindeki kitabını tavsiye ederim: Hayat Tatlı Zehir. Onu biraz daha yakından tanımak için birebir.

Nereye Gitti İstanbul? Yapı Kredi Yayınları

Aydın Boysan

Aydın Boysan Kitabı. Hayat Tatlı Zehir.

Bildiğiniz gibi pandemi döneminde, özellikle de 2021 yılından itibaren, yayıncılar açısından kağıt ve matbaa maliyetleri bir hayli arttı. Buna benzin ve lojistik giderleri de eklenebilir. Kitapta KDV oranı bir süre önce kaldırılsa da, kitap fiyatları, artan bu maliyetler nedeniyle deyim yerindeyse adeta uçuşa geçti.

Aslına bakılırsa İstanbul Kitap Fuarına katılan yayınevlerinin indirim oranları yıllardır hemen hemen aynı. Neredeyse standart bile diyebilirim. Yani (+) veya (-) yönde en fazla %5 civarında bir oynama oluyor.

Mesela İstanbul kitap fuarı ile ilgili diğer bir yazımda değindiğim gibi, (Bakınız: TÜYAP Kitap Fuarı) uzunca bir süredir bu fuarda %20 indirim yapan Remzi Kitabevi, 2022 TÜYAP Kitap Fuarı için bu oranı %25 yaptı. Ancak toplamda bu %5’lik oran zaten pek bir şey ifade etmiyor, en azından benim için. Ha %20 olmuş, ha %25. Bir farkı yok.

Şunların güzelliğine bakın.

2022 İstanbul Kitap Fuarının son günlerine doğru, yayıncılarla yapılan birkaç röportajı okudum internette. Genel olarak yayıncılar bu seneki satışların azlığından şikayetçi.

Üstte değindiğim gibi, yayıncıların durumu gerçekten kolay değil. Ve onlara fazlasıyla hak veriyorum. Ancak isterseniz şimdi biraz da okuyucu penceresinden bakalım biz bu fuara. Çünkü sonuçta kitap dediğimiz nesne satış amacıyla üretiliyor ve alıcısı da okuyucu.

Peki okuyucu, burada altını çizerek söylüyorum, “bilinçli bir okuyucu” bu fuarı gezerken ne hissediyor?

Bir defa üstte linkini verdiğim yazıdan da görebileceğiniz gibi, fuarda %20-25 indirim oranı yapan yayınevi sayısı bir hayli fazla ve bu indirim oranı gerçekten çok az. Hele kitap fiyatları da artınca, bu indirim oranları iyice hissedilmez oldu. Kitap sitelerinden daha uygun orana ve fiyata, aynı yayınevinin aynı kitabını alma şansımız varken hem de…

Ben bir kitabı almadan önce bu şekilde bir karşılaştırma yapıyorum ve ona göre karar veriyorum. Benim gibi sürekli okuyan ve sık kitap alan biri için oldukça belirleyici bir etken bu indirim oranları.

Ben zaten kitap almak istediğim zaman ya internetten alıyorum ya da yayınevinin kendi yerine gidiyorum. Üstelik yayın evlerinin çoğu, şayet kendi merkezine giderseniz en az %30 indirim yapıyor zaten. (İstanbul için konuşuyorum elbette.) Bununla ilgili yazılmış bir yazım da var hatta: Alfa Yayınları

Bu konuyla ilgili daha ayrıntılı bir yazı yazmayı düşünüyorum bu blogta. Unutursam,  yorum kısmına mesaj bırakarak bana hatırlatın lütfen.

Yani ben bu fuara kalkıp geliyorsam, beni gerçekten cezbeden bir indirim oranının olması gerekiyor. Dolayısıyla %30’un altında indirim yapan bir yayınevi direk eleniyor benim için. Elbette standına gidiyor, kitaplarını inceliyorum. Ancak hepsi o kadar. Fuardan satın almamayı tercih ediyorum.

2022 TÜYAP Kitap Fuarı, Türk Tarih Kurumu Yayınları standı. Fotoğrafta ben de varım.

Kitap Fuarı Üzerine Düşünceler

Benim bu fuarla ilgili çok daha önemli bir yorumum olacak aslında. Yayınevleri stantlarında çalışan personel ve onların genel tutumlarıyla alakalı.

Benim için, isminde “uluslararası” etiketi olan, İstanbul gibi dünyanın en önemli ve en büyük şehirlerinden birinde gerçekleşen ve konusu kitap olan bir fuar, sadece bir kitabın alım ve satımıyla sınırlı bir faaliyet değil kesinlikle. Yani öyle olmamalı.

Yayınevlerinin standında o kurumun yayınlarıyla ilgili sohbet etmeyi, basılmış kitaplarla, hatta yakın zamanda basılması planlananlarla ilgili görüş alışverişinde bulunmayı, bakılan bir kitap hakkında benzer çalışmaların olup olmadığı hakkında konuşmayı, özetle bir çeşit çok yönlü bir bilgi paylaşımını da içeriyor kitap fuarı.

Bu ilişki elbette karşılıklı. Hem benim tarafımdan hem de yayınevi tarafından yapılan bir paylaşım, görüş alış verişi. Hatta konu kitapsa madem, o konuyla, kitapla ilgili çok kısa da olsa bir beyin fırtınası.

Ancak bu durum görebildiğim kadarıyla bir hayli az yaşanıyor. Yani bu düşünceyle burada olan insan sayısı bir hayli az. (Hiç yok dersem büyük haksızlık etmiş olurum, harika sohbet ettiğim insanlar da oldu, o yüzden az diyorum.)

Görebildiğim kadarıyla, yayınevleri sadece fuar süresince görev yapmak üzere, genelde gençlerden oluşan ve günlük çalışan personeller bulunduruyor. Üzülerek ifade etmeliyim ki, bu personellerin büyük çoğunluğu da standında çalıştığı yayınevinin kitaplarından, yazarlarından, hatta yayın politikasından tamamen habersiz.

Bu çocuklara kesinlikle kızmıyorum ben. Sahi, bu gençlere fuardan hiç olmazsa bir iki gün önce, çok kısa da olsa bir bilgi falan sunulmuyor mu acaba? Bazen ben böyle kitap alırken, stantta çalışanlara söylüyorum şakayla karışık ve gülerek: “Bak, sizin bu kitaba benzer konulu şu falanca kitap da var, o da aklınızda olsun” diye…

Nefis bir kitaptır, tavsiye ederim. Roma’ya gitmeden alın, yanınızda götürün, okuyarak gezin.

Benim asıl sitemim stantlarda çalışan bu gençlerden ziyade, yaşça daha büyük olan ve yayınevlerinin asıl, kendi görevlilerine, temsilcilerine… Ben zaten ilgili bir okuyucu olduğum için elimde kitap listesiyle gidiyorum fuara.

Aradığım kitabın hangi yayınevi tarafından basıldığını biliyorum ve o kitabı direk gidip oraya soruyorum. Mesela çoğu zaman baskısı olmayan kitapları sorduğum için, aldığım yanıt çok kısa oluyor: “Baskısı yok.” Buraya kadar her şey güzel. Buna da bir itirazım yok.

Ancak sorulan kitabın basıldığı yayınevini bile bulup, buraya kadar gelen, bilinçli olduğu aşikar bir okuyucuyu (Haydi müşteri diyelim biz buna) basit bir cevapla karşılayıp hemen geri çevirmektense, hiç olmazsa -benzer konularda olacak şekilde ve tabii ellerinde varsa- başka bir kitap önerisiyle stantta tutmaya çalışmak, ne bileyim bir şekilde sohbet açmak, daha güzel bir davranış olur diye düşünüyorum.

Sonuçta ben oraya kadar gelmişim ve baskısı olmayan bir kitap sormuş bile olsam, başka bir kitap bakabilirim/satın alabilirim pekala. Yani müşteri ayağınıza kadar gelmiş durumda. Üstelik Türk milleti olarak biz konuşmayı seven bir milletiz. Hani Alman falan olsak, anlarım.

Bir düşünsenize, ben çoğu zaman gidip birkaç kitap soruyorum, en son şu tarihte basılmıştı, neden hala yeni baskısı yok falan diyorum, ondan sonra mesela oradan başka bir kitaba geçiyorum, bunun falanca yayınevinde de çevirisi var, hatta çevirmeni işte filanca, o da çok iyidir ama önce buraya geldim falan diyorum. Yani bu türden konuşma örneklerini çoğaltabilirim size.

Kendimi övmek istemiyorum da, bu türden konuşmaları yapan, yayınevleriyle, kitapların konularıyla, içerikleriyle, yazarlarla hatta çevirmenlerle ilgili bu kadar ince detaylara hakim kaç kişi geliyor bu stantlara gerçekten merak ediyorum. Bazıları, sorduğum bu türden bir kitap veya soru üzerine yerinden bile kımıldamıyor, ağzından lafı cımbızla alıyorsun hatta.

Herkes standına beni kırmızı halıyla davet edip çayla kek ikram etsin, uğurlarken elime kolonya döküp “Yine bekleriz efendim” desin demiyorum ama gerçekten ilgili bir okuyucu ile gerçekten ilgilenen insan sayısı çok az diyebilirim bu fuarda. Yani indirim oranları düşük, kitaplar zaten pahalı, karşılaştığım manzara da bu, size soruyorum, ben bu fuara neden geleyim ki?

2022 İstanbul Kitap Fuarı ile ilgili haberden alınan bu görsel için kaynak: karar.com

Tüm bu geçen yıllar boyunca, İstanbul kitap fuarında gerçekten ciddi oranda bilinçsiz bir kitle gözlemledim. X yayınevi standına uğrayıp “Sizde şiir kitabı var mı?” diye soran da var, “Halil İnalcık kitapları nerede satılıyor?” diye soran da.

Yani bir düşünün lütfen, şiir ama hangi şiir? Ne şiiri? Yerli mi, yabancı mı? Hangi dönemin şiiri? Shakespeare mi? Rudyard Kipling mi? E. E. Cummings mi? Yoksa Cemal Süreya mı? Orhan Veli mi? Haydar Ergülen mi? Bayburtlu Zihni mi? Ziya Paşa mı?

Kim? Her şey belirsiz. Sarı Çizmeli Mehmet Ağa bile hafif kalıyor tanımlamakta bu durumu. (Hazır bunu söylemişken, Sarı Çizmeli Mehmet Ağa hikayesinin de anlatıldığı, güzel bir İskender Pala kitabı önereyim hemen: İki Dirhem Bir Çekirdek, Kapı Yayınları)

Bir de fuarın girişinde ücretsiz dağıtılan, fuarla ilgili broşürü bile edinmeden alana öylece dalıp, her standa alakasız sorular soranlar var: “Can Yayınları nerede? Türk Tarih Kurumu nerede? Tuvalet nerede?” gibi.

Haliyle yayınevleri standında çalışan personeller dokuz gün süren bu fuar boyunca bu türden sorulara cevap vermekten bezmiş durumda. Bunu anlayabiliyorum. Ama ayağına kadar gelen ilgili bir okuyucuya da üstteki muamelenin yapılmasına bir anlam veremiyorum. Cem Uzan’ın dediği gibi: sıkılıyorum, daralıyorum.

Kitap fuarında sahaflar da var.

Sahaflar bu konuda biraz daha ilgili. Sahafların ayrıca ucuz kitap reyonları var ve ben her gittiğim etkinlikte -ister kitap fuarı isterse sahaf festivali olsun- bu reyonları didik didik ederim.

Tek tek elimle kitap raflarını indiririm, kaldırırım, alttaki kitapları görmeye çalışırım, tekrar kitapları eski şekliyle istiflerim, aradaki boşluklara baktığım kitapları koyarım, hızlıca göz taraması yaparım, eşelerim.

Böyle çok ucuza, kondisyonu gayet iyi durumda olan, aradığım çok kıymetli kitaplar bulmuşumdur. Hatta bunu yaparken çevremdekilerle de konuşurum, onların kendi aralarındaki sohbete kulak misafiri olur, eğer biliyorsam kendim de onların aradıklarına benzer kitaplar öneririm.

2022 Tüyap Kitap Fuarında, yine ben böyle hummalı bir araştırma ve tarama faaliyeti yaparken, raflarla ve kitaplarla bu kadar ilgilendiğimi gören, etraftaki 4-5 farklı kişi beni sahaf sandı ve para uzattı.

Bir tanesiyle yaşadığım diyaloğu paylaşayım. Elinde tuttuğu kitabı gösterip parayı bana doğru uzatarak:

-Bu kitabı alabilir miyim?

Ben, tarama yaptığım kısımdan başımı çevirip gösterilen kitaba şöyle bir göz ucuyla bakarak:

-Güzele benziyor, elbette alabilirsin. Ama standa ben bakmıyorum, parayı şu ilerideki arkadaşa uzatıver istersen.

Tam da bu esnada yan taraftaki bir genç kız bana doğru seslendi:

-Ben de sizi sahaf sandım ilk başta.

Yani üstte anlattığım yayınevi çalışanlarından daha ilgili görünmek hoşuma gitmedi değil doğrusu.

Sahaflardan bulduğum, uzun süredir aradığım bir kitaptı. Baskısı yok.

Bunu da sahaflardan buldum. Bunun da baskısı yok. Georgeon’un iki kitabını daha okumuştum. Alanında uzman bir isimdir.

Bitirirken şunu da söylemek isterim ki, gerek stantlarda görev alan, gerekse sahaf reyonlarında karşılaştığım bu gençlerin hepsi pırıl pırıl, hepsi güler yüzlü. Sadece biraz üzerlerine düşülmesi gerekiyor.

Öğretim görevlisi olarak çalıştığım yıllar boyunca, bu durumu çok yakından gözlemleme şansım oldu. Yaklaşım tarzınız ve gösterdiğiniz ilgi, anlatılan, öğretilenden çok daha önemli oluyor çoğu zaman.

Hiç kimseyi gücendirmemek ve kırmamak adına, düşüncelerimi belirli bir hedef göstermeksizin ve hiçbir yayınevi ismi belirtmeksizin, genel bir şekilde ifade etmeye çalıştım.

Türkiye’de yaşıyoruz ve gülmeye ihtiyacımız var gerçekten bu ülkede. O yüzden aralara biraz espri sıkıştırmaya da çalıştım. Yani özetle TÜYAP Kitap Fuarı hakkında, buraya içimizi döktük diyelim.

Niyetimin kötü olmadığını beni biraz tanıyan herkes bilir zaten. Siz kızdığıma da bakmayın, seneye her zaman olduğu gibi yine giderim ben kitap fuarına.

Bitirmeden önce, okuyup beğendiğim on kitabı tanıtan bir yazımı paylaşayım sizinle: Okuduğum Kitaplar

Kitapla ve sevgiyle kalın, hepinize selamlar.

Leave a Reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.