Amsterdam Gezi Rehberi 1. Bölüm

Amsterdam Gezi Rehberi 1. Bölüm

Merhabalar.

Bu kez istikamet Hollanda! Portakallar’ın ülkesi. Hollanda milli takımı için bu ifadeyi kullanan bir tek biziz herhalde. Neyse. Amsterdam gezi yazım ile karşınızdayım. Bisikletlerin ve kanalların şehri Amsterdam…

Kent, ülkenin kuzeyinde yer alıyor. Hollanda’nın idari merkezi Lahey olduğu halde, başkenti resmi olarak burası. Amsterdam 1 milyona yaklaşan nüfusuyla ve her yıl kucakladığı milyonlarca ziyaretçisiyle yalnızca ülkenin değil dünyanın en önemli turistik merkezlerinden biri aslında.

Amsterdam’da Venedik’ten daha çok kanal ve Paris‘ten daha fazla köprü olduğunu biliyor muydunuz? Ben de gitmeden önce öğrendim açıkçası. (İtalya gezi ipuçları için bakınız: İtalya gezi İpuçları) Amsterdam tarihinden kısaca bahsedeyim. Şehir Amstel Nehri ağzındaki arazide küçük bir balıkçı köyü olarak kurulmuştur. Yavaş ve istikrarlı bir şekilde büyüyerek 17. yüzyıla gelindiğinde dev bir imparatorluğun başkenti haline gelir.

Çoğunluğu Protestan olan Hollandalılar 1568’de Katolik İspanyol efendilerine karşı ayaklandılar. İlk başta isyancılar, Don Kişot gibi yenilmez değirmenlere karşı mücadele ediyor gibi görünüyordu ama sekiz yıl içinde Hollandalılar hem İspanya’dan bağımsızlıklarını kazandılar hem de okyanus yollarının hakimi olarak İspanyolların ve Portekizlilerin yerini aldılar. Küresel Hollanda imparatorluğu artık Avrupa’daki en zengin devletlerdendi. (Kaynak: Yuval Noah Harari, Hayvanlardan Tanrılara Sapiens, Çev. Ertuğrul Genç, Kolektif Kitap, İstanbul, 2016, s. 314)

Bu yüzyılda nüfus artar, kanal kıyılarına güzel evler inşa edilir. 17. yüzyıl sonunda İngiltere ile girişilen mücadele, ülkenin denizlerdeki üstünlüğüne son verir. 18. yüzyılda da Fransız hakimiyetine giren bölge çeşitli sınırlamalara tabi tutulur. Nihayet 20. yüzyıl ile beraber kent tekrar hak ettiği üne kavuşur.

Amsterdam Gezi Rehberi: Amsterdam demek bisiklet ve su kanalları demek.

Amsterdam’ın çok ilginç özellikleri var. Yazının girişinde de söylediğim gibi, kanalları ve bisikletleriyle ünlü bu kentte, hemen her yaştan insan bisiklet kullanıyor. Gittiğiniz zaman bisikletlilere ayrılan kısımlara girmemeye özenle dikkat edin. Döndüğünüzde “Araba çarptı” cümlesini duymaya alışık bir ülkede yaşayan arkadaşlarınız, bisiklet çarptığını öğrenince sizinle alay etmesinler. 🙂

Atlas Dergisinin 2011 tarihli 219. sayısında, bisikletin tarihçesi ile ilgili çok güzel bilgilere rastladım. Özcan Yüksek imzalı yazıdan öğrendiğime göre, bisikletin atası ilk kez 1790’lı yılların sonu yani 18. yüzyılın başında ortaya çıkmış. Bir Fransız kontu bir gün Paristeki Palais Royal’in bahçesinde, görenlerin tuhaf bir şekilde baktığı iki tekerlekli bir aracın üzerinde gezintiye çıkmış.

Pedal olmadığından bunu sürmek için ayaklarla sürtmek gerekiyormuş. Kullanıcısının Selerifer ismini verdiği bu araç, Fransa’da pek tutulmasa da çabucak Avrupa’ya yayılmış. Elbette, geçen zaman içinde sürekli geliştirilerek. Nihayet günümüzdeki biçimini almış.

Tekrar Amsterdama dönmek gerekirse, bisikletlerin yanı sıra kanal turu yaparken de daha yakından göreceğiniz gibi, şehirdeki kentin su yollarında binden fazla tekne-ev var. Evet, gerçekten de suyun üzerinde yaşayanlar var yani. Hatta Booking.com’a girip arama yaparsanız bu şekilde hosteller bile karşınıza çıkabilir, sakın şaşırmayın.

Amsterdam turu sırasında kanal gezisi yapmayı ihmal etmeyin.

Hollanda para birimi Euro. Dil olarak Felemenkçe kullanılıyor. Bu dilin Belçika’da kullanılan lehçesine Flamanca, Hollanda’da kullanılan lehçesine ise Hollandaca deniliyor. Birbirlerine son derece benziyorlar aslında. (Ben şu sıralar bu diller tarihi olayına kafayı fena takmış durumdayım. Tesadüfen denk gelip aldığım bir kitabı yeni bitirdim, sizinle de paylaşayım hemen: Dillerin Tarihi Bu nefis kitabı bir ara mutlaka okuyun!)

İstanbul’dan Amsterdama ulaşım uçakla 3 saat 15 dakika sürüyor. Ben, ucuz uçak bileti bulduğum için, çoğu zaman olduğu gibi yine Pegasus Hava Yollarını tercih ettim. (Ucuz hava yolları yazım burada: En ucuz uçak firmaları)

Amsterdam Hava Alanı Schipol‘den alacağınız tren bileti ile merkez tren istasyonu olan Amsterdam Centraal’e ulaşım ise 15 dakika sürüyor. Hava alanından dışarı hiç çıkmadan biletinizi içerideki gişelerden alın ve yine iç kısımda alt kattaki perondan trene binin. Tek yön biletin fiyatı 5,2 Euro.

Buradan da biraz anlayacağınız üzere Amsterdam pek de ucuz bir şehir değil. Hele benim gibi, en son Ukrayna turu yapıp da buraya geldiyseniz, olduğundan çok daha pahalı gözüküyor. Zira Ukrayna şu ana dek gezdiğim en ucuz ülkeler arasında. (Ukrayna gezi yazılarıma da buradan ulaşabilirsiniz: Lviv Gezisi 1. Bölüm , Lviv Gezisi 2. Bölüm , Kiev Gezi Rehberi) Buna karşın, Amsterdam gezilecek yerler açısından bir hayli zengin. Tavsiyem, şehre en az 3-4 gün ayrılması yönünde.

Amsterdam şehir içi ulaşım için iki seçenek bulunuyor: GVB Kart ve I Amsterdam Card. Bunlardan ilki sadece toplu taşıma kartı. (Buradan detaylara bakabilirsiniz: GVB Kart Amsterdam) Benim de satın aldığım ikincisi ise yalnızca ulaşımı bedavaya getirmekle kalmıyor aynı zamanda Amsterdam’da gezilecek yerlerin çoğuna ücretsiz giriş imkanı sunuyor. O yüzden size tavsiyem, Amsterdam’da nerelere gidilir, Amsterdam’da ne yapılır gitmeden önce iyice araştırın, yazımı dikkatlice okuyun ve karar verin. Buna göre de bu iki karttan birini seçin.

Ayrıca çok önemli bir bilgi daha. İster GVB Kart isterseniz I Amsterdam Card kullanın, toplu taşıma araçlarına hem binerken hem de araçtan inerken bu kartları makineye okutmak zorundasınız. Unutmayın sakın. Unutunca ne mi oluyor? İnanın onu ben de bilmiyorum.

Amsterdam tren istasyonunun önünde yer alan “katlı bisiklet parkı”

Amsterdam metrosu 4 hattan oluşuyor. Ancak Amsterdam şehir içi ulaşım için tercih edilen araç daha ziyade tramvay. Tramvay dediğime bakmayın, gözünüzde eski doğu bloku ülkelerindeki gibi bir şey canlanmasın, son derece gelişmiş ve konforlu araçlar bunlar.

Amsterdam Centraal Tren İstasyonu

Amsterdam gezisi yapan biz seyyahlar için en çok kullanacağımız tramvay hatları ise 1, 2, 4, 5, 9 ve 14 numara olacak diyebilirim. Bunların hepsi Amsterdam Centraal Tren istasyonu önünden kalkıyor ve Amsterdam’da görülecek yerlerin önünden geçiyor. 1889 yılında açılan Centraal Station için şehrin odak noktası diyebiliriz. Amsterdam’da ulaşımın kalbi adeta. İster şehir içi ister şehirler/ülkeler arası olsun, merkez bu istasyon.

Amsterdam Centraal tren istasyonunda indikten sonra hostelime yürüyerek 10 dakikada rahatça ulaşıyorum. Amsterdam’da nerede kalınır? Amsterdam Centraal İstasyon çevresini tavsiye ederim. Burası Dam Meydanına, meşhur Red Light District’e, Amsterdam alışveriş merkezi Magna Plaza’ya, Anne Frank Evine, Nieuwe Kerk Kilisesi’ne, kısaca Amsterdam’da görülecek yerlerin hepsine olmasa bile birçoğuna çok yakın. Benim kaldığım hostelin adı: Budget Hotel Tourist Inn. (Ayrıntılar burada: Budget Hotel Tourist Inn)

Dediğim gibi, yeri harikulade! Zaten bilerek böyle stratejik bir noktayı seçtim. Hem çoğu yere yürüme mesafesinde, hem temiz hem de kullanıcı puanı çok yüksek. (Hostel seçerken dikkate aldığım kriterleri bir başka yazımda yazmıştım: Hostel Seçerken Dikkat Edilmesi Gereken Kriterler)

Amsterdam gezisi düşünenlere kesinlikle ama kesinlikle bu hosteli tavsiye ederim. Booking puanı 8,2 olan bu hosteli seçerseniz pişman olmazsınız. Resepsiyonda çalışan Türk arkadaş Sinan da gezim boyunca sağ olsun çok yardımcı oldu. Ona da buradan selam gönderiyorum ayrıca.

Amsterdam Yemek Rehberi: Mercan 10 numara 5 yıldız! 🙂

Amsterdam gezilecek yerler: Mercan Türk yemekleriyle şahane.

Hostele yerleştikten sonra, etrafı şöyle bir görmek için turlamaya başlıyorum. İlk karşıma çıkan yer bizim için fazlasıyla tanıdık. Camekandaki börekleriyle bir Türk lokantası&pastahanesi! Mercan isimli bu dükkanda neler mi var? Neler yok ki! Mercimek çorbası, pide, çeşit çeşit börekler, Baklava, Saray Burması… Evet aynen öyle. Cennet varsa böyle bir yer olmalı diye geçirdim içimden.

Burada Türk yemeklerini afiyetle yedikten sonra, hostele çok yakın olan Anne Frank Evine (Anne Frank Huis) geçiyorum hemen. Fakat o da ne? Kuyruk, 1980’lerin maç kuyruğu gibi, almış başını gidiyor… Açıkçası bu, Amsterdam turu sırasında yaşadığım en büyük pişmanlıklarımdan biri oldu.

Zira buraya gelmeden önce, internetten bilet alınması gerektiğini okumuştum aslında. Buna rağmen, “Bir şey fark etmez, gidince bakarım” dedim. Demez olaydım. Bu kez Paristeki kadar şanslı değildim. (Paris Eyfel Kulesine rahatça giriş hikayem için şöyle buyurun: Paris Gezisi 2. Bölüm)

Amsterdam Anne Frank Evi

Ne yazık ki Anne Frank Evini ziyaret edemedim. Çünkü biletlerinizi online olarak almanız gerekiyor. Üstelik ziyaret tarihinden belirli bir süre önce. Hatta benim tavsiyem en azından 2 hafta kadar önce. Çünkü biletler hemen tükeniyor.

Bileti kapıda alıp girme şansınız da var elbette. Fakat bu da yalnızca öğleden sonra 15:30’dan kapanış saatine (19:00) kadar mümkün. Ancak burada da karşınıza işte size az önce bahsettiğim o inanılmaz uzunluktaki sıra çıkıyor. Normalde girebileceğime inansam ayakta beklemekten gocunmam ama o sıra beklemekle pek gelecek gibi görünmüyor doğrusu…

Amsterdam Anne Frank Evi önündeki inanılmaz kuyruk bu şekilde..

O yüzden sizlere tavsiyem, Anne Frank Evini ziyaret etmek istiyorsanız mutlaka ama mutlaka gelmeden önce internetten biletinizi satın alın! Zaten satın alırken eve kaçta gireceğinizi de siz seçiyorsunuz. Buna benzer bir uygulamaya Barcelona gezisi sırasında Antoni Gaudi eserlerinden olan Park Güell’de denk gelmiştim. (Antoni Gaudi’nin Barselonasını anlattığım o yazım da burada: Antoni Gaudi’nin Barselonası)

Evin hikayesi şu şekilde. İkinci Dünya Savaşı sırasında tüccar Otto Frank, Nazi korkusu nedeniyle Almanya’nın Frankfurt şehrinden ailesiyle beraber Hollanda’nın Amsterdam şehrine taşınır. Prens Kanalının 263 numaralı bu apartmanında, çatı katındaki bir gizli bölmede iki Musevi ailesi yaşamaya başlar. Ta ki Nazilere ihbar edilinceye ve toplama kamplarına gönderilinceye kadar…

Evin küçük kızı Anne Frank savaş sırasındaki duygularını, özlemlerini ve düşüncelerini kağıda döker. 2 yıl boyunca bir günlük tutar yani. Maalesef toplama kamplarına gönderilen aileden yalnızca baba hayatta kalır. Anne Frank, arkasında bıraktığı günlüğüyle birlikte gencecik yaşında yaşama veda eder.

Krakow gezisi sırasında gittiğim Auschwitz-Birkenau toplama kampı.

Toplama kamplarında biten buna benzer hüzünlü bir başka hikayeyi, Kemal Yalçın’ın Haymatlos: Dünya Bizim Vatanımız isimli kitabında okumuştum. Ayrıca, Polonya’yı görmüş biri olarak, Krakow gezisi sırasında Auschwitz Toplama kampına da gittiğim için, bu tür yaşanmış hikayeler beni daha da derinden etkiliyor doğrusu.

Günlükler uzun bir olaylar silsilesi sonrasında yayınlanır. Anne Frank’ın Hatıra Defteri ismiyle Türkçeye de çevrilen bu günlüğü/kitabı okumanızı tavsiye ederim. (Kitabın linki: Anne Frank’ın Hatıra Defteri) İşte burası, tüm bu günlüklerin yazıldığı, ailenin saklandığı evin ta kendisi. Alttaki youtube videosunda, Anne’nin kısa birkaç saniyelik görüntüsü de var.

Peki, Anne Frank evi nerede? Dam Meydanına yürüme mesafesinde. Anne Frank Evi bilet fiyatlarını öğrenmek ve gitmeden önce biletinizi almak için buraya tıklayın: Anne Frank Evi Bilet

Bu önemli bilgiyi paylaştıktan sonra gelelim bir başka yere. Red Light District, herhalde en çok merak edilen konulardan biri. Önce, Red Light District nerede (Kırmızı Fener Mahallesi) kısmından başlayalım. Aslında burası sanılanın aksine belli bir mekan falan değil, bir bölgenin adı. Yani kesin belirlenmiş sınırları da yok.

Red Light Mahallesi

Zaten gittiğiniz zaman, özellikle akşamları hava karardığında kırmızı ışıklı binalar veya odacıklar göreceksiniz. Bu odaların içinde de erkeklere el sallayan bayanlar, yani deyim yerindeyse seks işçileri (veya hayat kadınları) bulunuyor. Bizim için oldukça tuhaf gelebilir ancak oradakiler için bu günlük yaşamın adeta sıradan bir parçası, alışılageldik bir durum yani. Kaldırımlarda bu odaların önünden aileler falan da çoluk çocuk beraberce yürüyüp gidiyor.

Red Light District yani Kırmızı Fener Mahallesi, halk arasında daha çok Walletjes olarak geçiyor. Bunun da anlamı Alçak Duvarlar demek. Red Light genel olarak Amsterdam’ın Oude Kerk denilen eski yakasında bulunuyor. Buradaki seks işçiliğinin tarihi kökenleri ise oldukça geçmişe uzanıyor aslında.

Amsterdam Red Light District

Amsterdam’ın 13. yüzyılda bir liman kenti olarak ortaya çıkması ile beraber bu olgu da yavaş yavaş ortaya çıkmış. Tarihsel süreçte kimi zaman yasaklamalara maruz kalsa da, özellikle 1800’lü yıllardan itibaren normal karşılanmaya başlamış. 19. yüzyılın ortasında, kentte 200 civarında genelev varmış.

Aslında buna benzer bir olgu bize de öyle pek yabancı değil. Zira bir yerde liman, deniz, ticaret ve hareketlilik varsa bu tür şeylerin olması neredeyse kaçınılmaz. Tarihçi John Freely Galata, Pera, Beyoğlu: Bir Biyografi isimli kitabında şöyle yazar:

Zürafa Sokak yüzyıllarca genelevler dünyasının merkeziydi. Galata ana liman olduğundan beri burada genelevler mevcut gözükmektedir. Ama 1855’te yeni kurulan Beyoğlu Belediye Heyeti, düzeni sağlama çabalarının içerisinde, fuhşu ve fuhuşla ilgili ahlaksızlıkları denetim altına almak için genelevleri kayıt altına alma ve belli alanlarda sınırlama kararı almıştır. Galata’da genelevlere ayrılan alan Zürafa, Beyzade, Şerbethane, Karaoğlan, Badem, Şeftali, Oğlak ve Bülbül sokaklardır. Hem genelevler hem de çalışanları düzenli denetime tabidir. Galata polis komiseri Süleyman Efendi, 1884’te pencereden sarkan fahişelerin görüntüsüyle gelip geçenlerin onurlarının kırılmaması için ilaveten tüm genelevlerin pencerelerinin kafeslerle örtülmesini emretmiştir. (Kaynak: Brendan Freely & John Freely, Galata, Pera, Beyoğlu: Bir Biyografi, Çev. Yelda Türedi, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2015, s. 67-68)

Günümüzde, Amsterdam’da da aynen bu şekilde yapılan sıkı kontroller ve denetim ile durumun yasal bir zemine kavuşturulması neticesinde, bu seks turizmi adeta kültürel yaşamın bir parçası haline gelmiş durumda. İşin, gerçekten de turistik bir cazibesinin olduğu da açık. Ne diyelim, gidin, kendi gözlerinizle bir görün.

Amsterdam Red Light District

Amsterdam’daki 2. günüme hostelde kahvaltıyla başlıyorum. Birçok farklı Avrupa ülkesi görmüş biri olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki, Budget Hotel Tourist Inn’de aldığım kahvaltı herhalde şu ana dek bizim standart Türk kahvaltısına en yakın olanıydı.

Bal, tereyağ, reçel, fındık ezmesi, sarelle, domates, salatalık, jambon, salam, portakal suyu gibi seçenekleriyle fazlasıyla doyurucuydu. Eh, çayı da İstanbul’dan kendim götürdüğüm için Amsterdam gezim kahvaltı açısından son derece rahat oldu benim için.

2. günümde kahvaltı sonrası ilk yaptığım şey, Amsterdam Centraal’e giderek daha önce internetten satın alıp ödemesini yaptığım I Amsterdam Cardı elden teslim almak oluyor. Ödemeyi yaptıktan sonra mailinize bir onay maili gelecek. Bunun çıktısı ve kimlik/pasaport ile kartınızı teslim alabilirsiniz. Kart, sadece adı geçen kişinin kendisine teslim ediliyor. Ayrıca kartı alırken yanında gayet kapsamlı bir şehir haritası da ücretsiz veriliyor. Amsterdam’da gezilecek yerler ile ilgili detaylı bilgileri de yine bu broşürde bulabilirsiniz.

I Amsterdam ofisi Merkez tren binasının içinde. Burada hediyelik eşyalar falan da satılıyor. Zaten dükkanın her yanı Amsterdam Red Light gibi kıpkırmızı, bulamazsanız da istasyonun içinde görevlilere sorarsınız. Çünkü hakikaten büyük bir tren istasyonu burası.

Amsterdam gezi rehberi: I Amsterdam Kart

Hemen I Amsterdam kartın özelliklerinden bahsedeyim. Bu kart ile Amsterdam şehir içi ulaşım sınırsız. Birçok sanat galerisi, müze ve kiliseye giriş de ücretsiz. Karta dahil olmayan kimi yerlerde de kısmi indirimler uygulanıyor.

Ayrıca Ajax Amsterdam Arena stadyum turu ve bir tane de kanal turu yine bu kart ile tamamen ücretsiz. Yani bunların hepsini kalacağınız günlere sığdırıp iyice gezerseniz maliyetini fazlasıyla çıkartıyor. O yüzden tavsiye ederim. Ama yok, ben şöyle bir bakınayım, 1-2 yer görsem de kafi derseniz almaya asla değmeyecektir, onu da peşinen söyleyeyim.

Amsterdam gezi rehberi: I amsterdam kart fiyatları

Kartın 1, 2, 3 ve 4 günlük seçenekleri var. Ben ilk gittiğim gün etrafı şöyle bir yürüyerek turladım. Kalan 3 günde ise kartın hakkını verebilmek için durmaksızın gezdim diyebilirim. Gerçekten de oradan oraya koşturmak bayağı yorucu oldu ama bir o kadar da keyifli geçti benim için. Yazının ilerleyen kısımlarında Amsterdam gezi turu yaparken gördüğüm yerleri tek tek okuyacaksınız zaten. I Amsterdam Kart nerelerde geçiyor? Hemen bunlara topluca bakalım.

Amsterdam gezi rehberi: I Amsterdam Card

Benim satın aldığım 3 günlük I Amsterdam Kart fiyatı 73 Euro. Aslında 77 Euro ancak internette 4 Euro indirim yapılıyor. 4 Euro deyip geçmeyin, geçen zaman içerisinde Euro sürekli arttı, 4 TL oldu, bu aradaki farka sırt çantalı gezgin olarak bir öğün sıkıştırabilirsiniz. Kart ilk kullanım ile beraber kendiliğinden aktif hale geliyor. I Amsterdam Kartı satın almak için buraya tıklayın: I Amsterdam Kart

Amsterdam gezilecek yerler: Rembrandt Evi

Kartı aldıktan sonra ilk durağım: Rembrandthuis. Yani Rembrandt Evi. Amsterdam Centraal tren istasyonunun önünden, yukarıda bahsettiğim 5 numaralı tramvaya binerek Waterlooplein durağına gidiyorum. Amsterdam gezi rehberi deyince, bu 5 numaralı tramvay bir adım öne çıkıyor aslında. Çünkü hemen hemen bütün turistik yerlerin önünden geçiyor bu tramvay. Bir diğer favorim ise 14 numaralı tramvay oldu. Unutmayın, 5 ve 14 numara.

Amsterdam görülecek yerler: Bit pazarı

Waterlooplein

Amsterdam gezi rehberi : Waterlooplein

Amsterdam görülecek yerler

Amsterdam Waterlooplein

Waterloo demişken hazır, tarihsel önemi çok büyük olan Waterloo Savaşından bahsetmeden geçmek olmaz. Stefan Zweig, İnsanlığın Yıldızının Parladığı Anlar isimli kitabında bu savaşı harika tasvir eder.

15 Temmuz sabah saat üçte, Napoleon’un komutasındaki eşsiz Fransız ordusunun öncüleri sınırı geçerler. Bir gün sonra, ayın on altısında da, Ligny’de Prusya ordusuna saldırır ve onları geri püskürtür. Zincirlerinden kurtulup kafesinden kaçan aslanın düşmana indirdiği bu ilk darbe gerçi müthiş bir darbedir, ama öldürücü değildir. Yenilmiş fakat tamamen bozguna uğratılamamış Prusya ordusu Brüksel’e doğru geri çekilir. Şimdi Napoleon, Wellington’a indireceği ikinci vuruşa hazırlanmaktadır. (Devamı ve kaynak için bakınız: Stefan Zweig, İnsanlığın Yıldızının Parladığı Anlar, Can Yayınları, İstanbul, 2014, s. 117)

İngilizler ve Fransızlar arasında gerçekleşen bu muharebe, Napolyon’un tüm kariyerini noktalamasına neden olmuştur. 1815 yılında gerçekleşen bu savaş sonunda kaybeden Napolyon sürgüne gönderilir. Ve orada hayatını kaybeder. Muharebe, Belçika’nın Waterloo kasabası yakınında gerçekleştiği için bu isimle anılmaktadır. Amsterdam’ın Waterlooplein meydanında ise bugün ıvır zıvır eşyaların ve antikaların satıldığı bir bit pazarı bulunmaktadır. Buraya da bir uğrarsınız.

Eve gitmeden önce buraya çok yakın bir konumda yer alan, Amsterdam’ın meşhur köprüsü Magere Brug’e doğru yürüyorum. Bu köprünün hikayesi hakkında birkaç rivayet var. Magere Brug Sıska Köprü demek. 1670 yılından bu yana faaliyette. Bir hikayeye göre, bu köprü ismini Amstel Nehrinin iki ayrı yakasında yaşayan iki kız kardeşten almıştır. (Amsterdam ismi Amstel Nehri ve Dam kelimelerinin birleşiminden oluşmaktadır. Dam baraj demektir.)

Amsterdam gezilecek yerler: Magere Brug

Amsterdam görülecek yerler: Magere Brug Köprüsü

Bir diğer görüşe göre ise köprünün ismi Felemenkçede Dar anlamına gelen Mager kelimesinden gelmektedir. Magere Brug, sayıları 1000’in üzerine çıkan Amsterdam’ın en meşhur köprülerinden -belki de en meşhuru- olduğu için bir kez de olsa görülmeli. Hele hele akşamları ışıklandırma ile daha da hoş görünüyor.

Kazılar sırasında çıkarılan, Rembrandt’ın yaşadığı döneme ait eşyalar.

Amsterdam gezilecek yerler: Rembrandt Müzesi mutfak

Amsterdam görülecek yerler: Rembrandt Evi

Rembrandt Evini Magere Brug civarında bulmak pek kolay olmadı aslında. Çünkü sorduğum kişilerin çoğu burayı bilmiyor. Evin ismini ilk kez duyan bir sürü insan var mesela. Böyle durumlarda, siz de benim gibi en iyi android uygulamaları arasında yer alan Maps.me‘den yardım alabilirsiniz. Üstelik internet olmadan offline çalışma özelliği de var. (En kullanışlı seyahat uygulamaları yazım da burada: En Kullanışlı Seyahat Uygulamaları)

Amsterdam gezisi: Rembrandt’ın çalıştığı oda

Amsterdam gezi rehberi: Rembrandt Evi

Evi gezmek için 1 saat fazlasıyla yeterli olacaktır. Hemen Rembrandt’ın hayatından ve bu müze evin özelliğinden bahsedeyim. 1606-1669 yılları arasında yaşayan ressam, Hollanda sanatının en önde gelen isimlerinden biri. 1639-1656 yılları arasında bu evde yaşamış, burada çalışmış ve ders vermiş.

Amsterdam Gezi Rehberi

Ressam, en ünlü çalışmaları olan Gece Bekçisi ve Anatomi Derslerini bu evin 1. katında yapmıştır. 1656 yılında, içine düştüğü ekonomik zorluklar neticesinde evi satmak zorunda kalır. Eklediğim fotoğraflardan sanatçının çalışma alanını, ders verdiği kısımları görebilirsiniz. (Rembrandthuis bilet ve bilgiler için tıklayın: Rembrandt Evi Bilet)

Rembrandt’ın öğrencilere ders verdiği bölüm.

Rembrandt Evi

Amsterdam gezilecek yerler: Rembrandt Müzesi

Rembrandt’a ait tablolardan biri.

Waterlooplein ile Rembrandtplein, Amsterdam’da birbirine çok yakın iki meydan. Bu civarda bir sürü kafe, lokanta ve bar bulabilirsiniz. Tabii Coffee Shop da. CoffeeShoplar, Amsterdam’da esrarın açıkça satılıp içildiği yerler. Hollanda’da bu tür hafif keyif verici madde satışına izin verilmiş durumda. Orta Asya kökenli Marihuananın Avrupalılara nasıl ve hangi zaman diliminde ulaştığı tam olarak bilinmiyor.

Bulldog Coffee Shop Amsterdam’ın en ünlü coffeeshopu. Ancak bu turistik mekanın dışında da hemen her köşe başında tabelasından hemen anlaşılan bol miktarda Coffeeshop bulabilirsiniz. Bunların sağlığa zararlı olduğunu unutmayın. Artık gerisi size kalmış.

Amsterdam gezi rehberi: Coffee Shop

Bu tür keyif verici maddeler glikoz oranını düşürür. Bu yüzden şayet dener de kendinizi kötü hissederseniz şeker takviyesi yapmak gerekiyor. En basitinden Coca-Cola içmek veya şeker yemek durumu düzeltmeye yardımcı olacaktır. Aldous Huxley Algı Kapıları isimli kitabında Meskalin kullanımı ile ilgili olarak bu deneyimle ilgili şöyle yazar mesela:

Beyin şekersiz kaldığında yetersiz beslenen ego zayıflar. Yapılması gereken gündelik işlerle uğraşmaz ve dünyadaki varlığını sürdürmek zorunda olan bir organizma için çok şey ifade eden uzamsal ve zamansal ilişkilere olan bütün ilgisini yitirir. Büyük bilinç artık su geçirmez filtreden süzülmemektedir ve biyolojik açıdan yararsız bir sürü şey ortaya çıkmaya başlamıştır. Bazı durumlarda duyuüstü algılamalar olabilir. Kimileri bir görsel güzellik dünyası keşfederler. (Kaynak: Aldous Huxley, Algı Kapıları Cennet ve Cehennem, Çev. Mehmet Fehmi İmre, İmge Kitabevi, Ankara, 2014, s. 21)

Kim bilir, belki de Fransız yazar Michel Reynaud haklı. Asıl uyuşturucu aşktır: “Ozanlar yanılmamışlar, bilim doğruluyor bunu: bizim ilk ve en doğal uyuşturucumuz doğuştan getirdiğimiz aşktır!” Gezi yazısı sınırları dışına çok taşmamak adına buna burada bir nokta koyup Amsterdam gezisine kaldığım yerden devam ediyorum.

Rembrandtplein

Rembrandtplein’de yer alan Gece Devriyesi Heykeli

Peki, Rembrandtplein’a geldiğinizi nasıl anlayacaksınız? Çok basit. Karşınıza çıkacak bir grup insan heykelinden. Bu, Rembrandt’ın en meşhur yapıtı Gece Devriyesi heykeli. Night Watch adı verilen bu eserin, koca bir duvarı kaplayan dev orijinalini de, ileride bahsedeceğim, yalnızca Hollanda’nın değil tüm dünyanın en önemli müzelerinden biri olan Rijksmuseum‘da görebilirsiniz. Daha ileride değinmek üzere şimdilik bunu es geçiyorum.

Rembrandt Evi, Magere Brug ve Bitpazarını gezdikten sonra tramvayla Dam Meydanına döndüm. Dam Meydanı Amsterdam’ın en meşhur meydanı. Bizdeki Taksim Meydanına benzetebiliriz. Gösteriler falan hep burada yapılıyor. Meydan; Amsterdam Kraliyet Sarayı, Nieuwe Kierk Kilisesi ve Madame Tussauds Müzesi ile çevrelenmiş.

Biliyorsunuz, geçenlerde İstanbul’da, Beyoğlu’nda da bir Madame Tussauds balmumu heykel müzesi açıldı. I Amsterdam Karta dahil olmadığı ve girişi çok pahalı olduğu için (20 Euro) Amsterdam Madame Tussauds balmumu heykel müzesine ben girmedim. (Madame Tussauds bilet için siz buraya tıklayın: Madame Tussauds)

Amsterdam gezisi : Dam Meydanı önünden başlayan 4 kişilik Fayton turları 40 Euro

Dam Meydanından başlayan 4 kişilik fayton turları var mesela. Yakın çevrede yaklaşık 20-25 dakikalık bir Amsterdam turu yapıyorsunuz. Fayton gezisinin ücreti 40 Euro. Pazarlıkla bu fiyat biraz düşebilir belki. Viyana olsa belki ama bence pek değmez gibi. Zaten kullanan da pek görmedim.

Amsterdam gezi rehberi: Nieuwe Kerk Kilisesi

Amterdam gezilecek yerler : Nieuwe Kerk

Amsterdam görülecek yerler : Nieuwe Kerk Kilisesi

Amsterdam’da görülecek yerler : Nieuwe Kerk

Amsterdam gezisi sırasında girdiğim ilk kilise Dam Meydanında yer alan Nieuwe Kierk oldu. I Amsterdam kartım olduğu için girişte yalnızca 4,5 Euro ödedim. Nieuwe Kirk Kilisesi kentin 14. yüzyılda inşa edilen 2. kilisesi. Birazdan bahsedeceğim Oude Kerk Kilisesinin cemaatinin artması üzerine inşa ediliyor. Büyük orgu, vitray pencereleri, ince işlemeli vaaz kürsüsü ve büyük avizesiyle oldukça etkileyici bir yapı. Günümüzde çeşitli sergilere de ev sahipliği yapan bir kültür merkezi aynı zamanda. (Sergileri gitmeden önce sayfasından kontrol edebilirsiniz: Nieuwe Kerk)

Nieuwe Kerk içinde Marilyn Monroe

Nitekim ben de kilisenin içinde bir Marilyn Monroe sergisine denk geldim. Tuhaf ama gerçek. Sanatçının kendisine ait tamamen orijinal kişisel eşyaları (makyaj malzemeleri, gözlükleri, ünlü filmlerinde giydiği kıyafetler vs.) oynadığı filmlerin orijinal senaryoları ve hatta yapımcıyla imzaladıkları sözleşmelere kadar bir sürü parça vardı. Birçok turist kiliseden ziyade bu sergi ile ilgiliydi. Eh, pop ikonu ve seks sembolü olmak böyle bir şey işte, ölümünden yıllar sonra bile kendin hakkında merak uyandırıyorsun.

Amsterdam gezisi: Oude Kerk Kilisesi

Buradan çıktıktan sonra kanal evlerini takip ederek Kırmızı Fener Mahallesinin tam ortasında yer alan Oude Kerk‘e ulaşıyorum. Amsterdam Red Light District bölgesi içinde yer alan bir kilise. Bu da biraz garip ama gerçek. Neyse ki kilise çok daha eski tarihli. Sonradan gelip de bu manzaranın önüne yapılmamış yani…

Amsterdam gezisi: Oude Kerk

Amsterdam gezilecek yerler arasında yer alan Oude Kerk

Oude Kerk dışarıdan bakıldığında oldukça etkileyici ve heybetli. 13. yüzyıl yapımı. Kilisenin yaldızlı tavanı ve vitray pencereleri orijinal. Dikkatlice incelemenizi öneririm. Ayrıca bu kilisenin tabanı mezar taşlarından oluşmuş. Taşların üzerindeki yazılar hemen dikkatinizi çekecektir zaten. 2000’in üzerinde mezar taşı var burada. Büyük org ise 1724 yılında buraya getirilmiş. (Oude Kerk kilisesi: Oude Kerk)

Oude Kerk Kilisesi içi

Oude Kerk Kilisesi

Amsterdam gezisi: Oude Kerk

Amsterdam Oude Kerk

Oude Kerk Kilisesinden çıktıktan sonra Amsterdam gezi planı içinde yer almayan ve tesadüfen karşıma çıkan bir yapıyla karşılaştım. Fakat bu gerçekten de son derece güzel bir tesadüf oldu. Zira girdiğim yer gizli bir kiliseydi! Evet yanlış okumadınız, dışarıdan hiçbir şekilde belli olmayan bir kilise. Burası kesinlikle Amsterdam’da görülmesi gereken yerler arasında bence. Es geçmeyin derim. Üstelik I Amsterdam kart ile ücretsiz.

Hemen bu gizli kilise ile ilgili detaylara geçeyim. Aslında dışarıdan bakıldığında her şey son derece normal görünüyor. Çünkü diğer binlercesi gibi burası da normal bir apartman görünümünde. Tipik bir Amsterdam evi. Ancak içerisi yüzyıllar önce kiliseye dönüştürülerek, uzunca bir süre bu amaca hizmet için kullanılmış. Buranın ismi Museum Ons’Lieve Heer Op Solder. Anlamı “Çatı Katındaki Efendimiz” demek. Oude Kerk’un hemen yanında, sadece bir iki adım ilerisi. (Museum Ons Lieve Heer Op Solder)

Amsterdam gezisi: Museum Ons’Lieve Heer Op Solder

Museum Ons’Lieve Heer Op Solder Sergi Alanı

İçeri girince ilk önce alt kata iniyorsunuz. Burada pek fazla bir şey yok aslında ama hemen karşınıza genişçe bir kütük ve evin maketi çıkacak. Bu, burada yapılan kazılarda ortaya çıkarılmış yüzlerce yıllık tahta bir kütük. Yani Amsterdam için önemli bir tarihi eser aslında. Fetih sırasında Haliçe gerilen ve günümüzde halen İstanbul’da sergilenen dev zincir öneminden bir şey kaybetmiş mi? Hayır. Aynı şey bu kütük için de geçerli sonuçta.

Amsterdam gezilecek yerler: Museum Ons’Lieve Heer Op Solder

Amsterdam görülecek yerler: Museum Ons’Lieve Heer Op Solder

Amsterdam gezisi : Museum Ons’Lieve Heer Op Solder

Sonra ayağınıza galoş benzeri bir şeyi giyerek başlıyorsunuz evi gezmeye. Mutfaktaki yer ve duvar seramikleri birkaç yüzyıllık ve tamamen orijinal. Bu 3 katlı binada resmen tarihi soluyorsunuz. Şimdi gözünüzü kapatın ve bir an için 17. yüzyıl Amsterdamını hayal edin. Ayin için gizli gizli eve giren bir cemaat, topluca edilen dualar, minik günah çıkarma hücresindeki ak sakallı papazlar, havada yankılanan ilahiler, titrek bir mum ışığı…

Amsterdam Museum Ons’Lieve Heer Op Solder Mutfak

Museum Ons’Lieve Heer Op Solder Papazın çalışma ve yatak odası

Museum Ons’Lieve Heer Op Solder

Çatı Katındaki Efendimiz Kilisesi

Amsterdam gezisi: Çatı Katındaki Efendimiz Kilisesi

Amsterdam gezilecek yerler: Museum Ons’Lieve Heer Op Solder

Buradan da çıktıktan sonra tramvay ile Museumplein‘a gidiyorum. (Türkçesi Müze Meydanı) Museumplein’da Amsterdam’ın müzeleri yer alıyor. Bunlar dünyaca ünlü müzeler. İlk durağım Van Gogh Müzesi. 1973 yılında açılmış.

Cumaları 22:00’ye kadar açık olan bu müze, sanatçının en ünlü yapıtlarıyla dolu. Arles’deki Yatak Odası, Günebakanlı Vazo, akıl hastanesinde kalırken yaptığı Pieta, son dönem yapıtlarından Buğday Tarlasındaki Kargalar ve daha niceleri… İçeride fotoğraf çekilmesi kesinlikle yasak.

Amsterdam gezi rehberi: Van Gogh Müzesi

Van Gogh hayatı boyunca bin bir zorlukla mücadele etmiş Hollandalı bir ressam. Ölümüne kadar neredeyse hiç kimse tarafından tanınmıyormuş. Ve hayattayken yalnızca bir eserini satabilmiş. Ne kadar da trajik, öyle değil mi?

Hollanda’nın Zundert kasabasında, 1853 yılında bir papazın oğlu olarak doğan Van Gogh, yetişme çağında resimle tanışır. Hollanda’dan sonra önce Parise yerleşir. Daha sonra da Fransa’nın güneyine, Arles’e gider. (Stefan Zweig, Yolculuklar Üzerine isimli kitabında Arles’i de çok güzel betimler. Detayları, “Seyahat Kitapları” yazımda bulabilirsiniz: Seyahat Kitapları) Bir başka ressam olan Paul Gauguin ile girdiği bir tartışma sonucu kulağının bir kısmını keser. Bu yüzden akıl hastanesine yatırılır.

Müzede dünyaca ünlü ressamın tablolarının yanı sıra kardeşi Theo ve diğer sanatçı arkadaşlarıyla olan mektuplarını ve 500’ün üzerinde Japon baskı çalışmasını da göreceksiniz. Van Gogh Müzesi bilet fiyatlarına gelirsek, yetişkin ücreti 17 Euro. I Amsterdam Karta giriş ücretsiz. Van Gogh Müzesi bilet almak için tıklayın: Van Gogh Müzesi Bilet

Evet, Amsterdam gezi yazısının ilk bölümü burada sona eriyor. 2. bölümde Amsterdam gezilecek yerler, Amsterdam alışveriş rehberi, Amsterdam hava durumu, Amsterdam müzeleri ve çok daha fazlası var. 2. bölüm için tıklayınız: Amsterdam Gezi Rehberi 2. Bölüm

2 Comments

  1. Kenan Genç 6 Haziran 2017
    • Kaan Önem 21 Haziran 2017

Leave a Reply