Gezivita

Gezivita

Herkese merhaba!

Ben Kaan. 1984 İstanbul doğumluyum. İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Kamu Yönetimi bölümü mezunuyum. Lisans sonrası Uluslararası İlişkiler alanında yüksek lisans yaptım. İstanbul’da bir vakıf üniversitesinde öğretim görevlisi olarak çalışıyorum. Halihazırda Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler doktorası yapıyorum.

Ancak profesör dahi olunsa, kronik öğrenci olarak kalınacağının bilincinde olan biriyim. Zira Aldous Huxley’in son derece yerinde belirttiği gibi; hayat kısadır ve bilgi sonsuz.

İngilizce ve İtalyanca biliyorum. Neden bir başka dil değil de İtalyanca sorusuyla çok sık karşılaşıyorum. Buna yanıt olarak özel merakımdan dolayı diyebilirim. Tarihe ve Latin kültürüne olan ilgim beni bu dili öğrenmeye itti. Kesinlikle pişman olmadığımı söyleyebilirim. Size de tavsiye ederim. 

Okumak, benim için çocukluktan gelen bir alışkanlık. Kendimi bildim bileli okuyorum. Bu, yeri gelir bir edebiyat klasiği olur, yeri gelir akademik bir çalışma, yeri gelir bir çizgi roman, yeri gelir bir seyahat dergisi, yeri gelir bir sergi kataloğu… Hiç fark etmez.

Elime o an ne geçerse okurum. Yarışma programlarında sıklıkla sorulan; “Boş zamanlarınızda ne yaparsınız?” sorusuna verilen sıradan bir cevaptan çok daha fazlasıdır okumak benim için. Çok severim.

Kopenhag, Danimarka

Gezmeyi, tanımadığım coğrafyalara seyahat etmeyi de bir o kadar severim. Özellikle son yıllarda yurt dışı gezilerim arttı. 2012 yılından bu yana, 20 ülke, 45’ten fazla şehir gezdim. Benim uyanışım bu anlamda biraz geç başladı aslında. Tek başıma yurt dışına ilk çıktığımda 27 yaşındaydım. 

Bugüne kadar gezdiğim ülkeler şunlar:

Yaşamın Ucuna Yolculuk kitabında ne güzel söylemiş Tezer Özlü: “Tren raylarını severim. Bağımsızlığı, gidebilmeyi, kalmak zorunda olmamayı, uymak zorunda olmamayı anımsatır. Tren rayları bir tür bağımsızlıktır benim için.” Bu yüzden site logosu olarak Barcelona’nın tren istasyonu Nord’da çektiğim fotoğrafı seçtim.

Gezivita

Yazma fikri ise nispeten yeni olmakla birlikte aslında öteden beri aklımda vardı. Bir türlü hayata geçirememiştim. Fakat sosyal medyada, özellikle seyahat paylaşımlarım, gezi fotoğrafları arttıkça, çevreden gelen “Artık yazman da gerekiyor” telkinlerine daha fazla tepkisiz kalamadım.

Ancak yazmaya değer bir yer bulmak sanıldığından çok daha zor artık.  Hala yazarı olmama ve ara ara bir şeyler karalamama karşın, Ekşi Sözlük kutsal bilgi kaynağı vasfını yitireli hayli zaman oldu. Birbirine tahammülü neredeyse hiç kalmamış insanların sözde yazıştıkları forumlardan ise artık kimseye hayır yok.

Bu nedenle, buralardan ardına bakmadan kaçanların ilk tercihi, artık iplerin tamamen onlara ait olduğu kendi hususi mülkiyetleri: Bloglar. Böylece kendi gezi blogumu açmaya ve kişisel deneyimlerimi herkesle paylaşmaya karar verdim.

12034338_10153254245039702_5263528298723897992_o

Bled Gölü, Slovenya

Seyahat Özgürlüktür

Jean Paul Sartre, “Verilmiş özgürlük yoktur; tutkuları, ırkı, sınıfı, ulusu aşarak kendini fethetmek, bu arada öteki insanları da kazanmak gerekir” diyor.  Gerçekten de seyahatin insanı özgürleştiren bir yanı var. Dünyada ne kadar küçük bir yer kapladığını görmesini sağlıyor insanoğlunun. Hırslarından, egolarından sıyrılmasına yardımcı oluyor.

Tek başıma yaptığım seyahatlerim süresince, dünyanın çok farklı ülkelerinden gezginlerle karşılaştım. Hostellerde beraber kaldım. Kimi zaman birlikte gezdim, keyifli vakit geçirdim. Güzel dostluklar ve arkadaşlıklar edindim. Deneyimlerim bana, seyahat edenlerin farklı bir ufka, sıra dışı bir kişiliğe sahip olduğunu gösterdi.

Milano, İtalya

Burada kendi kişisel deneyimlerimi paylaşırken de öncelikli amacım, hala bu tecrübeyi edinmemiş olanlar varsa onlara yol göstermek. Ve bu konuda endişe taşıyıp tereddüt edenlere, aslında bunun yemek yemek veya su içmek kadar kolay olduğunu anlatmak. Ünlü bir Latince deyişin hatırlattığı gibi: “Solvitur Ambulando” Yani, çözüm yolu yürümektir. 

Neler mi yazacağım? Özellikle gezip gördüğüm yerler, yaptığım seyahatlerden aklımda kalanlar, seyahat ipuçları, gezi notları, yol hikayeleri, seyahatlerim sırasında katıldığım etkinlikler, gezi rehberleri… Kısaca, o an aklıma ne gelirse aslında. Amerikalı varoluşçu psikolog Rollo May, kişinin bir boşluk içinde olamayacağını, varlığını bir şeyler yaratarak ifade ettiğini yazar. Bu blog, biraz da bu düşüncenin sonucudur.

Park Güell, Barcelona

Bitirmeden önce, neden bu blog ismini seçtiğimden de kısaca bahsedeyim. Başlangıçta aklıma çok farklı isimler geldi. La vita è bella, İtalyan yönetmen Roberto Benigni’nin çok sevdiğim bir filmidir.

Kendisinin aynı zamanda başrolde olduğu bu filmin insana aşıladığı umut gerçekten çok özeldir. Vita, Latince hayat anlamına gelen bir kelime. Gezmenin, seyahat etmenin de, hayata anlam katan kurucu bir unsur olduğuna inançla bu ismi seçtim. Çünkü gezmek hayattır. 

Gezmek hayattır!

Sizin yorum, öneri ve görüşleriniz benim için gerçekten çok değerli. Seyahat ile ilgili aklınıza takılan her konuda bana istediğiniz zaman yazabilir, sorularınızı hiç çekinmeden sorabilirsiniz. Sizlere ufak da olsa bir faydam dokunursa ne ala, kendimi mutlu sayarım. Bu yolculuğumda beni yalnız bırakmayacağınızı biliyorum.

Herkese sıcak, içten bir merhaba!

(İletişim için: onemkaan@gmail.com)

2 Comments

  1. Ali murat Demir 22 Eylül 2017
    • Kaan Önem 22 Eylül 2017

Leave a Reply