İlk Kez Yurt Dışına Çıkacaklara Tavsiyeler

İlk Kez Yurt Dışına Çıkacaklara Tavsiyeler

Merhabalar!

Bu yazımda ilk kez yurt dışına çıkacaklara tavsiyeler vermek istiyorum. Şu ana dek toplamda 20 farklı ülke ve 40’tan fazla şehir gezdim. Hiçbirinde gittiğim için pişmanlık hissine kapılmadım inanın. Her biri birbirinden güzeldi. Her birinin kendine has apayrı özellikleri vardı.

Kiminin gece hayatı ve eğlencesi güzeldir, kiminde insan davranışları dikkati çeker, kimisinde sıra dışı mimari sizi etkiler, kimisinde doğal güzellik büyüleyicidir… Ama emin olun her biri başlı başına güzel ve özeldir.

Hiçbir seyahatin kayıp olduğuna inanmıyorum bu nedenle. İster yurt içi ister yurt dışı seyahati olsun. Bakmasını ve görmesini bilen için her ülkenin, her şehrin farklı güzellikleri var. Ve her bir yer, dikkatlice kulak kabartan herkese kendi özgün hikayesini anlatır.

Benim bugüne kadar gezdiğim ülkeler şunlar:

İlk kez yurt dışına çıkacaklar için bu yazıyı hazırlama ihtiyacı hissettim. En çok onların bu bilgilere ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Çünkü gidenler zaten az çok tecrübe kazanmış, o havayı teneffüs etmiş oluyor. Bir de gidip kendisine hiçbir şey katmadan, aynen olduğu gibi dönenler var ama neyse. O kısma şimdilik girmek istemiyorum.

“Sokrates’e, birisinin gezip görmekle bile bir şey kazanamadığından söz etmişler. İnanırım demiş, herhalde yanında kendini de götürmüştü.”

Aşağıda yazdıklarım, kendi yaşadığım tecrübeler umarım herkes için faydalı olur. Yazıya geçmeden önce, daha önce yazmış olduğum ucuz seyahat rehberi linkini de paylaşayım. Bu paylaşım, özellikle de yurt dışına ilk kez çıkacaklara bilmeden fazla harcama yapmamaları için oldukça yararlı olacaktır. Unutmayın, ekonomik seyahat mümkün! Ucuz Seyahat Rehberi

Bu kısa girişten sonra gelelim yurt dışı seyahatinin tüyolarına. Hazır mısınız? Biraz uzun ama son derece keyifli bir yazı olacak. Kahvenizi/çayınızı aldınız mı? Peki, öyleyse başlayalım. Keyifli okumalar.

1- Ön yargılarınızı evde bırakın. İlk kez yurt dışı seyahati düşünenler için, bence en önemli konulardan birisi bu. Çünkü sürekli olarak içinde yaşadığınız, her şeyini bildiğiniz bir yerden hiç tanımadığınız bambaşka bir yere gidiyorsunuz.

Daha önce görmediğiniz tipte insanlarla, sokaklarla, mimariyle, belki davranış kalıplarıyla karşılaşacaksınız. Bilmediğiniz yerleri, tanımadığınız insanları, meraklı bir çocuğun bakış açısıyla görmeye çalışın. Küçük Prens‘i hatırlayın…

Bakış açısı çok şeyi değiştirir. Küçük bir çocuğun hayvanat bahçesindeki hayvanlar hakkındaki resmi.

Şunu aklınızdan hiç çıkarmayın, dünya yalnızca sizin yaşadığınız ülkeden ibaret değil. Tek gerçek de sizin bildiğiniz değil. Gezegende 7 milyar insan yaşıyor. Yazıyla yedi milyar. Dile kolay.

Bu şu anlama geliyor: Dünyada bir sürü farklı dil, kültür, inanç, din, yaşam tarzı, milliyet, bakış açısı, norm var. Şu an, sadece Avrupa’da en çok konuşulan belli başlı dil sayısı ellinin üzerinde mesela. Fransız antropolog Pierre Clastres de, bugün yalnızca Güney Amerika’da yaklaşık 200 farklı etnik grup bulunabileceğini söylüyor.

Yuval Noah Harari, en çok satan kitaplar listesini uzunca bir süredir meşgul eden kitabı Hayvanlardan Tanrılara Sapiens‘te, Tarım Devrimi öncesi toplumları tarif etmek için şöyle yazar:

Ortalama insan, kendi grubu dışından hiç kimseyi görmeden veya duymadan aylarını geçirebiliyordu ve yaşamı boyunca da toplamda birkaç yüz kişiden fazlasıyla karşılaşmıyordu. Çünkü Sapiens nüfusu geniş alanlara çok seyrek biçimde yayılmıştı. Tarım Devriminden önce tüm gezegenin toplam insan nüfusu günümüz İstanbul’undan daha azdı. (Kaynak: Yuval Noah Harari, Hayvanlardan Tanrılara Sapiens, Çev. Ertuğrul Genç, Kolektif Kitap, İstanbul, 2016, s. 59)

Artık ilkel değil, bambaşka, çok daha modern bir çağda yaşıyoruz ve bu sözü edilen geçmişe kıyasla her açıdan (düşünsel, ekonomik, yönetimsel, teknolojik, siyasi vs.) daha ileri durumdayız. Dolayısıyla kendinizle beraber daha önceden kafanızda yer edinmiş ön yargılar, basmakalıp düşünceler varsa, yurt dışına bunları asla ama asla götürmeyin.

Evde, odanızda bırakın. Geri döndüğünüzde eğer isterseniz kaldığınız yerden kullanmaya devam edebilirsiniz. Eğer duyu organlarınız ve algılarınız açıksa, döndüğünüzde aynı insan olmayacağınızın garantisini veriyorum.

Slovenyalı Matheus ile Saraybosna’da tanıştık. Mostara birlikte gittik.

Şunu açık yüreklilikle ve gönül rahatlığıyla söyleyebilirim, dünyada kimse kimseden nefret etmiyor. Irkçılık, milliyetçilik hiç yok demiyorum, tabii ki bu her yerde elbette biraz var. Bunun ciddi oranda taraftarları da var. Ancak siz kendinizi bir birey olarak ortaya koyduktan, olumlu özelliklerinizi gösterip kabul ettirdikten sonra milliyetinizin, dilinizin veya dininizin bir anlamı kalmıyor. En azından turizm için bu kesinlikle böyle.

Kaldı ki bunların hiçbiri sizin seçiminiz bile değil. Daha baştan mutlak değerler olarak geliyor. Unutmayın, kimse size nerede doğmak istediğinizi, hangi milliyetten veya hangi cinsiyetten olmak istediğinizi sormadı.

Japonya’da doğup Şintoizme dahil olabilir, Norveçte doğup Ateist olabilir veya Polonya’da Varşova’da dünyaya gelip koyu bir Katolik de olabilirdiniz pekala. Kendi seçiminiz olmayan bir aidiyeti gereğinden fazla yüceltmeyin derim. Wilhelm Reich’in Dinle Küçük Adam isimli incecik kitabını henüz okumadıysanız, mutlaka bir bakın.

Ben çocukken televizyonlarda sürekli gösterilen bir film vardı: Tanrılar Çıldırmış Olmalı (The Gods Must Be Crazy) Afrika’nın Kalahari Çölünde yaşayan ilkel bir kabilenin hayatından kesitler sunuyordu bu komedi filmi. Nedenini bilmiyorum, sonraları hiç gösterilmez oldu. Size ters gelebilir ama orada yaşayanlar için çıplaklık son derece sıradan bir olguydu mesela.

The Gods Must Be Crazy filminden bir sahne.

Afrika’nın kimi kesimlerinin yanı sıra örneğin bugün Latin Amerika’da da bu şekilde yaşantısını sürdüren milyonlarca insan var hala. Aynı biyolojik çeşitlilik gibi, dünyada inanılmaz bir kültürel çeşitlilik var. Bu nefis bir zenginlik. Magma Dergisi, National Geographic gibi dergileri takip etmek çok farklı bilgilerle, kültürlerle tanışmak için yararlı olacaktır.

Benden küçük olanlara (2017 itibarıyla 33 yaşındayım, evet biliyorum fotoğraflarda yaşımı göstermiyorum) bir ağabey tavsiyesi, akranlarıma ve benden büyük olanlara ise dostça bir nasihat; lütfen kendi kişiliğinizi milliyetçiliğin veya dinin kolaycı aitliğinde şekillendirmeyin.

Siz bu kadar basit bir canlı değilsiniz bir kere. Sahip olduğunuz değerlerle, içinde yaşadığınız toplumun söz gelimi tarihsel geçmişiyle övünmek falan başka bir şey. Bundan bahsetmiyorum. Bunlar elbette son derece normal. Herkes yapıyor.

Demek istediğimi zaten anlamak isteyen anlamıştır. Kendiniz gibi olmayan, size benzemeyen, düşüncelerinizin paralellik veya benzerlik taşımadığı her bireyi/toplumu düşman olarak kurgulayan bu çağ dışı zihniyetlere prim vermeyin diyorum. Çünkü bu rahatlıkla ulusçu ön yargılara da yol açıyor. Bu bakış açısının çığırtkanlığını da bütün ülkelerde en iyi politikacılar yapıyor. Çünkü bunun üzerinden besleniyorlar zaten.

Emir Kusturica’nın nefis filmi Çingeneler Zamanında, mutsuz yaşantısından bunalıp intihar etmeye karar veren filmin başrol oyuncusu Perhan, boynuna geçirmek için ilmiği hazırlarken sokakta yanından yaşlı bir adam geçer. Ve ona ne yaptığını sorar.

Perhan, “Görmüyor musun, kendimi asıyorum” diye cevap verir. Yaşlı adamın tepkisi unutulmazdır: “Sen değil, yalnızca politikacılar kendini asmalı!” Ne gariptir, filmde Perhanı canlandıran aktör, yıllar sonra intihar ederek yaşamına son verir…

Time of the Gypsies filminden bir sahne. Perhan akordeonuyla görülüyor.

Türkiye’nin son dönemdeki sağlıksız atmosferi ortada. Hiç olmazsa seyahatte insanları, davranışları farklı bir gözle değerlendirmeye, anlamaya çalışın. İnanın çok zor bir şey değil bu.

Ayrıca yeri gelmişken şunu da ekleyeyim, Batı bizden nefret etmediği gibi, kimse metrolarımızı falan da kıskanmıyor. İnanmıyorsanız açın Tokyo metro haritasını inceleyin. Bizimkine gelene kadar kıskanılacak çok fazla metro var dünyada.

2- Kurallara uyun. Evet, Türkiye’de de kurallar yazılı olarak var. Fakat durum aynen MFÖ’nün şarkısında olduğu gibi; “Teoride desen zehir gibi, pratik dersen sallanmakta.” Yani kurallara uyuluyor mu?

Dürüstçe bir cevap vermek isteyenlerin yanıtı açıkça belli, en ufak bir şüpheye dahi yer bırakmıyor, genel olarak hayır. Geçenlerde, hastası olduğum insan Ayhan ağabeyin (Ayhan Sicimoğlu) bir röportajını okudum bir seyahat dergisinde. Bizde trafik sıkışıklığında ilk dolan şerit emniyet şeridi oluyor demiş. Nokta.

Peki, yurt dışında herkes kurallara harfi harfine uyuyor mu? Onlar dört dörtlük mü? Hepsi mi kusursuz? Hiç mi yanlışları yok? Bu soruları duyar gibiyim. Tabii ki hayır. Öyle bir yer yok zaten dünyada. Aldous Huxley’in Ada‘sı gibi, bu bir ütopya. Ancak kabaca bir değerlendirme yapmak gerekirse, burada her 10 kişinden atıyorum dördü kurallara uyuyorsa, orada her 10 kişiden sekizi uyuyor.

Şahsi kanaatimce, bu 4 ile 8 arasındaki o fark da (Nüfus bazlı düşünürseniz yüz binler veya milyonlarca insana denk düşer bu sayı) bence açık bir şekilde tam da uygar/medeni dediğimiz kişi sayısına denk geliyor işte. Yani bu iş ben medeniyim demekle, bağırmakla falan olmuyor. Ve evet kurallara uymak bence çok ciddi bir uygarlık ölçüsü.

Kurallar toplumsal yaşamı düzenlemek için konulmuştur. Uyulmadığı için İstanbul’da bir kaosun içinde yaşıyoruz.

Facebook’ta üyesi olduğum Interrail Türkiye grubunda son zamanlarda sayısı giderek artan, bu anlamda gözden kaçması pek mümkün olmayan bir şey var mesela. Sürekli şöyle yorumlar yazılmış görüyorum:

Arkadaşlar şu an falanca ülkedeyim, kontrol yapılmadığı için toplu taşıma araçlarına bilet almadan bindim, yakalandım, pasaportuma işaret kondu, ne yapmam gerekiyor?

Veya, Arkadaşlar pahalı geldiği için biletim olmadan şehirler arası trene kaçak bindim, bana 100 Euro ceza makbuzu kesildi, bu bundan sonra yurt dışı çıkışlarıma engel teşkil eder mi, vize başvurusu yaparken ekranda çıkıyor mu, aynı ülkeye tekrar Schengen vize başvurusu yapsam olumsuz sonuçlanır mı?

Kurallara uyalım, uymayanları uyaralım.

Yurt dışında bazı ülkelerde turnike falan yok. Toplu taşıma araçlarına binmeden (veya aracın içinde de olabilir gidilen ülkeye göre) otomatlardan bilet alıyorsunuz ve aracın içindeki makinelere bunu okutuyorsunuz. Viyana metrosunu örnek olarak vereyim mesela.

2015 yılında Viyana gezisi yaparken herkesin elini kolunu sallaya sallaya metroya binmesine çok şaşırmıştım. Manzara hala gözümün önünde. Viyana metrosunda etrafta ne doğru dürüst bir görevli vardır ne de bir turnike. Sadece bilet makineleri. Biletini alır ve geçip direk metroya binersin. Buna karşın mesela örneğin Ukrayna’da, Türkiye’de her yer görevli doludur.

Üstelik bilet kontrolleri de, Interrail yapan arkadaşın üstteki örnek yorumda bahsettiği gibi pek sık yapılmaz. Ben mesela bu kadar ülke gezdim, toplasan belki 5 defa kontrole denk gelmişimdir. Buna rağmen biletsiz yolcu yok denecek kadar azdır. Denk geldiğim kontrollerin hepsinde de herkesin bileti olduğunu gördüm. (En net hatırladığım 2 örnek ülke Sırbistan ve İtalya mesela)

İlk kez yurt dışına çıkacaklara tavsiyeler. Tren Italia’yı kullanmadan önce, biletinizi mutlaka bu makineye okutmanız gerekiyor.

Peki Türk insanı ne yapıyor? Atıyorum 3-5 Euro veya 25-30 Euro vermemek için, olası bir 100-150 Euroluk riski veya ülkeye bir daha hiç girememe, ya da schengen vize reddi tehlikesini göze alıyor. Ben de diyorum ki, kesinlikle değmez, lütfen bunu yapmayın, yapan arkadaşınız varsa onu da uyarın, kurallara uyun.

Örneğin bir yerde alt geçit varsa karşıdan karşıya geçmek için yolu kullanmayın. Yayalara kırmızı ışık yanıyorsa durun, geçmeyin, bekleyin. En fazla 40-45 saniye sürer. Bisiklet yolları mesela, yalnızca bisikletlerin geçişi için ayrılmıştır, lütfen buralara girmeyin. Girince başınıza bir şey gelirse, yok yere üstelik bir de haksız bir şekilde sinirlenmeyin. (Bisiklet yolu deyince akla gelen ilk ülke Hollanda. Amsterdam gezi yazılarım için buraya bakabilirsiniz: Amsterdam Gezi Rehberi)

Toplu taşıma araçlarına biletsiz asla binmeyin. Müze kuyruklarında kaynak yapmaya çalışmayın. Hostel odasında alkol içilmesi yasak diye bir uyarı varsa odada alkol içmeyin. Bu kadar basit. Bunlar toplumsal yaşantıyı düzenleyen, hayatı kolaylaştıran kurallar. Bu yüzden İsviçre’ye, Avusturya‘ya, Slovenya‘ya giden herkes dönünce huzurdan, yeşillikten, doğaya ve kurallara saygıdan ve hepsinden önemlisi insan olduğunu hatırladığından bahseder.

Özetle, yurt dışı seyahati sırasında kurallara uyun, saygı gösterin ve saygı görün. Bu hissi yaşadıktan sonra ne demek istediğimi kendiliğinden anlayacaksınız zaten. Kivinin ne demek olduğunu bilmeyen bir insana onun  tadını, şeklini anlatmak nafile. Benim yaptığım şey şu an tam da bu. Eliyle tutması, hissetmesi, tadına bakması gerekiyor. O yüzden gidin, yaşayın ve görün diyorum.

3- Pasaport kontrollerinde rahat olun. İlk kez yurt dışına çıkacakların üzerinde doğal olarak tatlı bir heyecan olur. Biraz da tedirginlik. Yalan yok, benim ilk yurt dışı seyahat tecrübem de aynen böyleydi. 2012 yılında Polonya’ya gitmiştim. İngilizce bilmeme rağmen pasaport kontrolünü daha hava alanına gitmeden, kafamda tekrar tekrar bir tiyatro sahnesi gibi yaşamıştım adeta. Acaba polis ne diyecek, şöyle derse ne cevap vermek gerekir vs.

Sonra başıma gelenler çok daha enteresan oldu hakikaten. Yani bunu anlatmadan olmaz. Özellikle de üstte bahsettiğim bu heyecanı duyanlar benim hikayemi okuyunca henüz yaşamadan belki biraz bu duygunun ne demek olduğunu daha da iyi anlar. Ama siz sakın tedirgin olmayın, onun için yazmıyorum kesinlikle, dediklerimi yapın, böylece benim başıma gelen sizin de başınıza gelmesin.

Polonya gezisi öncesi evden çıkmadan önce her şeyi tekrar tekrar kontrol ettim. Yıl 2012. Aylardan şubat. Eh, Varşova hava durumu kışın zaten malum, su daha yere dökülürken buz tutuyor. Polonya turu yapacaksanız baharı veya yazı bekleyin demeye çalışıyorum gördüğünüz gibi, çünkü gerçekten kışın çok soğuk. Şu ana dek en çok üşüdüğüm, adeta donduğum ülke oldu Polonya.

Neyse, valizin içine tekrar tekrar bakıyorum. Kazaklar tamam, bere tamam, atkı tamam, iç çamaşırları tamam, bunun dışında rezervasyon çıktıları tamam, pasaport hazır, yani görünürde her şey normal ve eksiksiz. Ok then, let’s go to the Airport!

Avcılar’dan İstanbul Atatürk hava limanına kolayca varıyorum. İstanbul Varşova arası uçuş 5 saat sürüyor. Birazcık uzun. Uçak Varşova’ya indikten sonra beni bekleyen arkadaşıma telefon açıyorum hemen. Kararlaştırdığımız bir kapının önünde buluşmak üzere sözleşiyoruz. Bu, 1999 yılında Romanya’ya ailem ile yaptığım seyahatten sonra yurt dışına ilk çıkışım. Tek başına seyahat anlamında ilk deneyimim yani. O dönem 27 yaşındayım..

Pasaport kontrol noktasında sıra bana geliyor. Malum, ilk kez yurt dışı seyahatim olduğu için pasaport şimdiki gibi değil, daha sıfır, her yeri gıcır gıcır parlıyor, sayfalar bomboş. Polonya vizesi alırken de hiçbir sorun çıkmadı neyse ki, rahatça aldım. Buraya kadar her şey yolunda gitti yani.

İlk kez yurt dışına çıkacaklara tavsiyeler: Pasaport kontrollerinde rahat olun. Burası Kopenhag Havaalanı, Danimarka.

Polis memuru bayan kaç gün kalacağımı ve neden geldiğimi soruyor doğal olarak. Gezmeye diyorum ve kaç gün kalacağımı söylüyorum. Bilgisayarda bir iki işlem yaptıktan sonra dönüş bileti ve otel rezervasyonlarını görebilir miyim diye soruyor. Memnuniyetle diyorum ve sırt çantamı açıyorum. Fakat o da ne? Uçak bileti çıktısı tamam ama hostel rezervasyon kağıdı yok. Haydaa! (Rasim Ozan Kütahyalı’yı gözünüzün önüne getirmeye çalışın burada.)

Bu da nereden çıktı şimdi? Oysa ki kendimden eminim, olması lazım derken jeton bir anda tak diye düşüyor. İşte ilk kez yurt dışına çıkmanın verdiği acemilikle, son anda o kağıdı ne akla hizmetse düşünmeden valizin içine attığımı anımsıyorum. Ve sonra 5 dakikadan fazla sürecek bekleme süresi başlıyor. Ama ne 5 dakika. Benim için 5 yıl gibi geçecek o 5 dakika…

Sağımdaki ve solumdaki bankolardan insanlar vızır vızır damgayı bastırıp geçiyor. Hepsini görüyorsun. Bir tek benim olduğum sıra sabit duruyor, herkes beni bekliyor. Bu durumu gözünüzde bir canlandırmaya çalışın. Memur, yanına gelen bir polisle benim durumumu konuşuyor. Bir yerlere telefon açıyor. İşte şimdi hapı yuttuk diye tam düşünmeye başlamışken, kafamda onlarca düşünce arka arkaya birikmişken, hangi hostelde kalacağını hatırlıyor musun sorusu geliyor.

O da nasıl yerleşmişse kafama artık, yalnızca adını değil, sokağın adı ve numarasına kadar hostelin adresini biliyorum! Bugün de hala unutmuş değilim, zaten nasıl unutabilirim ki bu yaşadıklarımdan sonra, öyle değil mi? Moon Hostel, Ulica Foksal, No: 16 Warszawa. Ulica Foksal, Foksal Sokağı demek. Varşova’nın en ünlü caddesi Nowy Swiat’ın paraleli olduğu için bilerek seçmiştim bu stratejik noktayı.

(İçinde Moon Hostelin de yer aldığı, Avrupa’nın birçok farklı şehrinden -Amsterdam, Paris, Lviv, Üsküp, Budva, Budapeşte vs- hostel önerilerimi bu iki yazıda bulabilirsiniz: Avrupa Şehirlerinden Hostel Önerileri 1. BölümAvrupa Şehirlerinden Hostel Önerileri 2. Bölüm)

Eğer yanlış hatırlamıyorsam hosteli arayıp ismimi teyit ettiriyor. Takdir edersiniz ki o atmosferde, bu bahsettiğim ruh halinde yaşadığım her şeyi daha detaylı hatırlamak zor. Neyse ki hostelin bir günlük ücretini de kaparo olarak yatırmıştım gitmeden. Rezervasyon sağlam yani. Telefon konuşmasından sonra kısa bir bekleme anı ve çat diye pasaporta vurulan bu ilk damga ile, Welcome to Poland! Her şey kısa metrajlı bir gerilim filmi gibiydi.

İlk kez yurt dışına çıkacaklara tavsiyeler. Yıl 2012, Polonya’nın başkenti Varşova. Kocham cie Polska! 🙂

Gelelim kıssadan hisse… Eroin kaçakçısı falan değilseniz (Olmadığınızı farz ediyorum) ve belgeleriniz tamsa pasaport kontrolünde çekinmenizi gerektirecek hiçbir şey yok. Elinizde veya telefonda gidiş-dönüş uçak bileti çıktısı, konaklama rezervasyonu gibi şeyler varsa bir sorun çıkması için bir neden yok demektir.

Size sorulacak sorular da zaten standarttır: Neden geldin? Buna sadece I am tourist diye cevap verin. Fazlasına inanın gerek yok. Ben hep only visiting diyorum mesela. Kaç gün kalacağınızı sorarlar. Ve oradan başka bir ülkeye gidip gitmeyeceğinizi. Gidecekseniz onunla ilgili evrakları da yanınıza almayı unutmayın sakın.

Örneğin ben Hollanda’ya Amsterdam’dan giriş yaparken, Belçika’ya da geçecektim (zaten iki ülke sınır komşusu) ve Amsterdam Brüksel arası ulaşım için aldığım tren bileti de sırt çantamda, yanımdaydı. Soruyu sordular ama onu kanıtlayacak bir belge göstermemi istemediler, o başka. Yine de elinizin altında bulunsun, ne olur ne olmaz.

Pasaport kontrollerinde sorulan sorulara, acaba kısa cevap verirsem kötü olur mu gibi bir düşünceye kapılmayın. Mesela eğer İngilizceniz zayıfsa böyle düşünebilirsiniz. Merak etmeyin. Kötü olmaz. Öyle uzun uzun cümlelerle yanıt vermeniz gerekmez. Kısa, birbiriyle çelişmeyen, net ve anlaşılır yanıtlar verin yeter.

Zaten gerekli görürse polis memuru daha detaylı sorulara kendisi geçer. (İngilizcenin önemi ve İngilizce kurs tavsiyesi için şu yazıma bakabilirsiniz: İngilizce Kursu) Nihayetinde arkanızda daha onlarca insan bekliyor ve orada ciddi bir sorgulamadan geçmeyeceksiniz. Ayrıca unutmayın, TOEFL veya YDS sınavında değilsiniz, yanlış yapmaktan korkmayın. Konuşun.

Türk vatandaşları sola, diğerleri sağa. Keşke “Türk pasaportu beni heyecanlandırıyor” diyen Yiğit Bulut gerçekten haklı olsaydı..

Bir diğer dikkat etmeniz gereken şey, pasaport kontrolü için AB (EU: European Union) vatandaşlarına ayrılan kısmın sırasına girmemeniz gerekiyor. (Görevliler veya polisler aksini işaret etmedikçe elbette) Yani bizim gireceğimiz sıra Non EU veya Others  diye  geçen sıra olacak. Yukarıdaki resimde (All other passports yazan taraf) görebilirsiniz.

Tabii ki bir nezaket kuralı olarak pasaportu vermeden önce hello ve pasaportu aldıktan sonra da thanks demeyi ihmal etmeyin, ağzınıza kira istemeyin. Hele hele gittiğiniz ülkenin kendi dilinde bunları öğrenip de kullanırsanız, oh ne ala.

4- İnsanlardan yardım istemekten çekinmeyin. Yurt dışında yabancı olmanın bazı avantajları var. Bunların başında gezgin olmak geliyor. İhtiyacınız olduğunda çevredeki insanlara soru sormaktan sakın çekinmeyin. Genelde insanların çoğu zaten yabancı olduğunuzu anladığı için yardımcı olmaktan mutlu olacaktır.

İstediğiniz her şeyi sorabilirsiniz. Aradığınız bir adres olabilir, ucuz yemek yiyebileceğiniz bir lokanta veya ücretsiz bir müze. Hiç fark etmez. (Avrupa’da kimi günler bazı müzelere girişler ücretsiz veya indirimli oluyor. Örneğin Paris gezisi düşünenler, detaylar için Paris gezi yazıma bakabilirler: Paris Gezisi 1. Bölüm )

Mutlaka bir merhaba ile başlayın ve kim olursa olsun sormaktan çekinmeyin. Yeter ki güler yüzlü ve nazik olun. Yurt dışı seyahatlerimde insanlarla iletişim kurmanın Türkiye’den çok daha kolay olduğunu anladım. Peki kimlere sorabilirsiniz? Herkese! Ben polislere bile adres soruyorum, kaldı ki bir adresi onlar kadar kimse iyi bilemez zaten, öyle değil mi?

En sıcakkanlı, en çok yardımsever insanlar Akdenizliler. Mesela İtalyanlar. Bundan başka İspanyolları da çok severim. Çok rahat arkadaş edinirsiniz. Şu ana dek en soğuk ve mesafeli bulduğum millet ise açık ara Fransızlar ve Ukraynalılar oldu. Makedonya’da ise ikinci dil Türkçe zaten. İngilizce’ye bile gerek yok. Üsküp gezi yazılarım burada: Üsküp Gezisi 1. BölümÜsküp Gezisi 2. Bölüm Burada da Ohrid gezi yazılarım var: Ohrid Gezisi 1. BölümOhrid Gezisi 2. Bölüm

Demek ki neymiş, çekinmek yok. Hemoroid muayenesi nasıl oluyorsa bu da öyle. Bir doktorun şu sözünü aklınızdan çıkarmayın: Tıpta utanma yoktur! Buradan ben soramam çekinirim diyen utangaçlara sesleniyorum: Sevgili utangaçlar, tıptaki gibi, gezerken de utanma olmaz! Eh, bu kadar gaz verdikten sonra hala yapamam diyorsanız hiç çıkmayın yurt dışına zaten, oturun evde, açın Flash Tv seyredin, halay çekin, daha ne diyeyim.

5- Pasaport, kimlik ve değerli eşyaları her zaman yanınızda taşıyın. Yurt dışına çıktığınızda önemli belgeleri mutlaka yanınızda taşıyın. Kilitli dolap bile olsa kaldığınız otel veya hostelde bırakmayın. Bunların başlıcaları tabii ki cüzdan, kimlik ve pasaport.

Bunların kaybolma veya çalınma ihtimaline karşı, gitmeden mutlaka fotokopilerini çekin, onları da yanınızda bulundurun ve hepsinden önemlisi fotoğraflarını kendinize mail olarak atın! Böylece olası bir ihtiyaç anında dijital ortamda ulaşılabilir durumda olur.

İlk kez yurt dışına çıkacaklara tavsiyeler : Pasaport, kimlik gibi önemli belgeleri yanınızdan ayırmayın.

Mesela kimliğinizin önlü arkalı fotokopisini çekin ya da taratın. Bunun yanı sıra pasaportta kimlik bilgilerinin yazıldığı olduğu sayfa ve almış olduğunuz vizenin bulunduğu sayfa için de aynı işlemleri yapın. Bütün bu işlemler 10-15 dakikanızı almayacaktır.

Hatta rezervasyon kağıtlarının ve uçak biletlerinin çıktısını da telefona atın veya yanınıza alın. Bana bir şey olmaz demeyin. Her ihtimale karşı bunları mutlaka zaman ayırıp yapın. Şu ana dek benim başıma herhangi bir olay gelmedi ama hayatta hiçbir şeyin garantisi yok. İtiraf etmek gerekirse ben de ilk seyahatlerimde bunları yapmıyordum ama artık kesinlikle ihmal etmiyorum.

6- Yurt dışı çıkış pulu almayı unutmayın. Yurt dışı çıkış harcı, yurt dışına çıkmak isteyen her Türk vatandaşından alınan ücretin ismidir. Yurt dışı çıkış pulu veya yurt dışı çıkış harcı olarak adlandırılan bu ücret eskiden daha pahalıydı. Bazı muafiyetler (Çifte vatandaşlık örneğin) dışında mutlaka alınması gerekiyor. Hava alanlarındaki bankolardan, pasaport kontrolüne girmeden önce satın alabilirsiniz.

Bunun dışında Ziraat Bankası, Halk Bankası, Vakıflar Bankası gibi birçok banka şubesine de pasaport numaranızı söylemek suretiyle yurt dışı çıkış harcınızı yatırabilirsiniz. Bunun karşılığında size verilen dekont pul yerine geçiyor.

Yurt dışı çıkış harç pulu

Peki, yurt dışı harç pulu ne kadar? Herhalde en insaflı fiyatlardan biri burada karşımıza çıkıyor. Yalnızca 15 TL. Ödemeyi sadece nakit olarak yapıyorsunuz. Hava alanına gittiğinizde ilk işiniz mutlaka yurt dışı çıkış harç pulu almak olsun. Pasaport kontrolünde bunun olup olmadığı kontrol ediliyor.

Pulu pasaporta yapıştırmanıza gerek yok. Aynı şekilde pasaport kontrolünden geçtikten sonra bu pul herhangi bir işe yaramıyor. Yani Türkiye’ye dönerken tekrar kullanmayacağınız için saklamanıza falan da gerek yok.

7- Hava alanına erken gidin. Evet, çok sıradan bir maddeymiş gibi görünebilir. Ancak oldukça önemli. Bu gözler upuzun pasaport kontrolünde uçağı kaçırmamak adına rica minnet öne geçmek isteyen nice insan gördü. Tabii bunun doğal getirisi olarak da kimi zaman sonu gelmeyen bir sürü tartışma.

İlk kez yurt dışına çıkacaklara tavsiyeler. Hava alanına vaktinde gidin. Burası Brussels South Charleroi Airport

Bu yüzden yurt dışına ilk kez çıkacaklara özellikle tavsiyem, hava alanına uçuş saatinden en azından 2,5 saat önce gitmeleri. Sabiha Gökçen hava limanı ulaşım için Taksim’den, Kadıköy’den, Yeni Sahra’dan ve Yenikapı İDO önünden kalkan Havataş otobüslerini kullanabilirsiniz.

Bunlardan Taksim ve Kadıköy araçları yarımşar saat arayla çalışır. Genel olarak hemen hemen 24 saat çalıştıklarını söyleyebilirim. O yüzden uçuşunuz çok erken veya geç saatlerde de olsa araç bulabilirsiniz. Tam saat aralıklarını ve detayları kontrol etmek için buraya tıklayın: Havataş

8- Seyahat sağlık sigortası yaptırın. Seyahat sağlık sigortası, vize başvuru belgeleri arasında kendiliğinden yer alıyor zaten. Bu, yurt içi veya yurt dışı seyahatler esnasında karşılaşabileceğiniz hastalık, kaza vb riskleri güvence altına alan bir sigorta çeşidi. Yapmanız gereken tek şey, herhangi bir sigorta acentesine giderek yurt dışı seyahat sağlık sigortası yaptırmak istediğinizi söylemek. Tabii ki artık bu işlemi internetten de yapmak mümkün.

Seyahat sağlık sigorta ücreti, yaşınıza ve kaç gün kalacağınıza göre değişir. 10 Euro civarı bir şey tutar. İçerik zaten standarttır. 30.000 Euro teminatlı olur. Burada dikkat edilmesi gereken 2 önemli şey var.

Birincisi şu; seyahat sağlık sigortası için başlangıç ve bitiş tarihlerini gidiş ve geliş tarihi ile aynı gün yaptırmayın. Son zamanlarda bu şekilde yapılan sigortaların vize başvurusu sırasında sorun çıkardığını görüyorum. Örneğin bir Viyana Turu (Avusturya) düşünüyorsunuz. Gidiş tarihiniz 15.01.2019 olsun. Dönüş tarihiniz ise 23.01.2019 Bu Viyana gezisi için seyahat sağlık sigortası tarih aralığını 14 ocak – 24 ocak olacak şekilde yaptırın. Bu çok önemli bir detay.

Bir ikinci konu ise şu; diyelim vize başvurusu yaptınız ve vizeniz çıktı. Hatta aldığınız Schengen vizesi çok girişli ve beklediğinizden daha da uzun süreli verildi. Ve aynı vizeyi kullanarak daha sonra tekrar bir başka yere seyahat etmeye karar verdiniz. Üstte verdiğimiz örnekten devam ederek şöyle bir senaryo üretelim hemen.

İlk kez yurt dışına çıkacaklara tavsiyeler : Alınmış uzun süreli vizeniz varsa bile, daha sonraki seyahatler için mutlaka seyahat sağlık sigortası yaptırın!

15 Ocak – 23 Ocak tarihli Avusturya gezisi için başvuru yaptığınız Schengen vizesi, 6 ay süreli ve çok girişli çıktı. Güzel haber. Ve bu 6 ay içinde herhangi bir tarihte İtalya’ya ucuz uçak bileti buldunuz. Satın alıp oraya da gitmeye karar verdiniz. Tekrar vize almanıza gerek yok.

Ancak Avusturya için başvuru yaparken yaptırdığınız seyahat sağlık sigortasının da süresi bitti. Yeniden vize başvurusu yapmayacağınıza göre, İtalya seyahati için tekrar sağlık sigortası yaptırmak şart mı? İşte burası çok önemli bir başka detay.

Prosedür olarak baktığımızda yaptırmanıza gerek yok. Yani mecbur değilsiniz. Sigorta yaptırmadan da pekala gidebilirsiniz. Pasaport kontrolünde de bu sorulmaz. Ancak şöyle bir şey var.

Eğer bu İtalya gezisi esnasında başınıza bir şey gelirse, tüm masrafları siz cebinizden ödemek zorunda kalırsınız. Üstelik bu masraflar sandığınızdan çok çok daha fazla olabilir. O yüzden ben diyorum ki, tekrar 10-15 Euro vermemek için böyle bir risk almaya kesinlikle değmez. Türkiye’den vize istemeyen ülkelere bile gitseniz seyahat sağlık sigortası yaptırın. Sonradan çok pişman olmamak adına… Unutmayın, son pişmanlık fayda etmez.

9- Hava durumunu ve mevsimsel bilgileri kontrol edin. Gideceğiniz ülkeye göre hava durumunu kontrol etmeyi ihmal etmeyin. Hava durumunu kontrol ettikten sonra yanınıza buna uygun kıyafetler alın. Accuweather en kullanışlı cep telefonu uygulamaları arasında bir adım öne çıkıyor. Bunun dışında seyahat öncesi telefonunuza indirmeniz gereken uygulamalar başlıklı şu yazıma da bir göz atın. Bu yazının içinde en kullanışlı aplikasyonlar, en iyi seyahat uygulamaları var. En İyi Seyahat Uygulamaları

İlk kez yurt dışına çıkacaklara öneriler. Kiev kışları oldukça soğuk.

Özellikle de mevsimlerin ülkelere göre değiştiğini aklınızdan çıkarmayın. Örneğin Türkiye yazı yaşarken, Amerika kıtasındaki Peru’da aynı anda kış mevsimi yaşanmaktadır. Yine buna benzer bir şekilde örneğin kış mevsiminde İskandinav ülkelerinde (Örnek: Stockholm) gün ışığı süresinin çok kısa olduğunu unutmamak gerekiyor.

Bu basit coğrafya bilgilerine de dikkat edelim. Özellikle uçak bileti satın almadan önce gideceğiniz ülkeye göre bunları mutlaka iyice kontrol edin. Sırf ucuz uçak bileti buldunuz diye bilmeden hata yapmayın.  

10- Hostelde kalın. Hostel, en ucuz konaklama seçeneklerinden biri. Ben yurt dışı seyahatlerimde her zaman hostelleri tercih ediyorum. Tabii bunun birkaç nedeni var. Birincisi hosteller çok ucuz. İkincisi dünyanın her yerinden gelen, aynı sizin gibi gezginlerle tanışabilirsiniz. Bu da şu demek, bir sürü farklı kültürle tanışma ve kaynaşma şansınız var. Bundan daha güzel ne olabilir? İşte size bedava bir hayat tecrübesi.

Brüksel’de kaldığım hostel.

Peki hostel nedir? Hostellerin özellikleri nelerdir? Özellikle pek bilgisi olmayanların veya hosteli bildiği halde hiç kalmamış olanların bu konuda çok ciddi çekinceleri olduğunu görüyorum. Hosteller ile ilgili akla gelebilecek bütün soruların cevaplarını, daha önce yazmış olduğum şu iki yazıda bulabilirsiniz. Hosteller ile ilgili merak edilenler 1. KısımHosteller ile ilgili merak edilenler 2. Kısım,

11- Sağlıkla ilgili bilgiler alın. Gideceğiniz ülkede sağlıkla ilgili son gelişmelere bakın. Bunun için haber portallarında arama yapabilirsiniz. Seyahat etmek istediğiniz ülkede ciddi bir sağlık problemi var mı, herhangi bir salgın söz konusu mu? Bu gibi bilgileri edinmek çok önemlidir. Afrika seyahati ve bazı Asya ülkeleri için bu bilgiler son derece önemli. Örneğin kimi ülkelere gitmeden önce önlem amacıyla aşı olmanız gerekebilir. Seyahat aşıları konusunda daha detaylı bilgiler için buraya tıklayın.

Bunun dışında size vereceğim şu web sayfalarını da kontrol edin.

  • International Association For Medical Assistance to Travellers: IAMAT
  • International Society of Travel Medicine: ISTM
  • World Health Organisation: Dünya Sağlık Örgütü
  • Centers for Disease Control: CDS

12- Uçuş saatlerine dikkat edin. Öncelikle şunu sorayım, ucuz uçak bileti mi arıyorsunuz? Hemen sizi buraya alalım: En Ucuz Hava Yolu Firmaları Diyelim zaten buldunuz. İşte bu harika! Şimdi, uçak biletinin üzerinde yazan saatlerle ilgili dikkat etmeniz gereken çok önemli bir detay var. Hemen bunu anlatayım. Çünkü saat farklılıklarını unutup yanlış yapabilirsiniz.

Şunu hiçbir zaman unutmayın, uçak biletinin üzerinde yazan kalkış saati, daima o ülkenin yerel saati demektir. Sakın hep Türkiye saatiymiş gibi düşünüp şaşırmayın. Özellikle ilk kez yurt dışına çıkanların kafasını karıştırabilir bu durum. Hemen 2 resimli örnekle durumu güzelce izah edelim. Aşağıda iki örnek uçak bileti var. Biri Üsküp-İstanbul arası uçuş, diğeriyse Barselona-İstanbul arası uçuş.

İlk kez yurt dışına çıkacaklara tavsiyeler.

Kalkışlar her zaman yerel saate göredir!

Altlarını renkli kalemle çizdim. Gördüğünüz gibi İstanbul-Üsküp arası uçuş için kalkış saati 09.40 Burada zaten herhangi bir sorun yok. Üsküp’ten İstanbula dönüş için ise kalkış saati 13.25 görünüyor. İşte bu 13.25 Üsküpün yerel saati oluyor. Uçağınız Üsküp’ten yerel saatle 13.25’te kalkacak demektir.

Diğer uçuş ise Barcelona İstanbul arası ulaşımı gösteriyor. Uçuş saati 13.50 olarak görünüyor. Yani uçak İspanya’dan Barcelona’dan yerel saatle 13.50’de kalkışa geçecek demek. İşte bu kadar basit.

13- Online Check-In yapın. Hava alanına gitmeden önce online check-in yapmak süreden ciddi anlamda tasarruf sağlar. Firmalar zaten uçuştan belli bir süre önce mailinize online check in yapmak için hatırlatma maili yollarlar. Adımları izleyerek online check-in işlemini kolayca tamamlayabilirsiniz.

(Kısa süreli yurt dışı gezisinde çok tuhaf bir durum oluşuyor bazen, mesela 4 gün için kalacağınız yere daha varır varmaz dönüş uçağının check-in maili geliyor. O zaman da, “Bre insafsızlar, daha yeni vardık yahu, durun hele, tadını çıkaramadan dönüşü hatırlattınız hemen” demek geliyor içinizden o an)

Bunun en güzel yanlarından biri, benim gibi genelde sadece el bagajınız (yani kabin bagajı) varsa, direk pasaport kontrolüne geçmek. Yani check-in kuyruğunda yok yere uzun süre beklememek. Ayrıca örneğin Pegasus Plus üyesi iseniz, online check in yaparak da ekstra puan biriktirebilirsiniz.

İlk kez yurt dışı seyahati yapacaklara tavsiyeler.

Manul Check-In işlemlerini bu makinelerden yapıyoruz.

Bunun yanı sıra artık birçok hava alanında manuel check-in yapmak için makineler bulunuyor. Bunları da kullanabilirsiniz. Nasıl kullanılacağını bilmiyorsanız bile telaşa gerek yok. Fotoğrafta gördüğünüz görevliler her zaman yardıma hazır.

14- Schengen vize başvurusunu doğru ülkeye yapın. Bu, en çok merak edilen ve en sık sorulan sorulardan biri. Schengen vize başvurusu hangi ülkeye yapılmalı? Yanıtımız gayet basit: İlk giriş yapacağınız ülkeye.

Ancak bazı çok önemli detaylar var! Diyelim Hollanda’dan başlayacak ve birkaç ülkeyi içine alacak karma bir gezi yapmaya karar verdiniz. Amsterdam ucuz uçak bileti bulup aldınız. Bu Avrupa turu, Amsterdam’dan başlayarak burada 3 gün, Belçika’da 4 gün ve Almanya’da 5 gün kalacak şekilde ayarlandı. Böyle bir programınız varsa, Schengen vize başvurusunu en çok kalacağınız ülke olan Almanya’ya yapmanız gerekiyor. Yani Amsterdam’dan giriş yapacak olmanıza rağmen Almanya’ya başvurmalısınız.

İlk kez yurt dışına çıkacaklara tavsiyeler: Audi Guideler çoğu yerde biletle beraber ücretsiz olur. Barselona, Casa Mila

Yine Hollanda’dan başlayacak şekilde, her bir ülke için eşit sayıda gün yani üçer gün kalacağınızı varsayalım. İşte bu defa Schengen vize başvurusunu Hollanda’ya yapmanız gerekiyor. Yani kuralımız şu, kalacağımız gün sayıları eşit ise ilk giriş yapılacak ülke. Gün sayıları farklı ise en çok kalınacak ülke.

Tabii ki bu ilk Schengen başvurusu için geçerli. Alınmış uzun süreli bir Schengen vizeniz varsa süresi içinde yapacağınız ikinci, üçüncü seyahatler için istediğiniz bir ülkeden giriş yapabilirsiniz. Üstte verdiğim Avusturya ve İtalya örneklerini hatırlayın.

15- Gittiğiniz ülke ile ilgili bilgi edinin. Örneğin basit kelime veya cümleleri öğrenin. Bu, gittiğiniz yerdeki insanlarla daha sağlıklı ve içten bir iletişim kurmanıza yardımcı olur. Çünkü yabancı ülkede biriyle muhabbete kendi dilinde bir sözcükle başlamak onun ilgisini artırır. Aynı şey bizim için de olmuyor mu?

Sultanahmette bir yabancı bize bir şey sormadan önce merhaba dese hoşumuza gitmez miydi? Veya böyle dediğinde gitmiyor mu? Gittiğiniz ülkenin dilinde en azından selamlama ve teşekkür etme kelimelerini öğrenin. Buongiorno, Hola, Dobar Dan, Bonjour, Dzien Dobry vs ile cümleye başlamak, İngilizce konuştuktan sonra yine onların kendi dillerindeki kelimelerle konuşmayı bitirmek çok daha güzel olur. Bir böyle deneyin, farkı göreceksiniz.

16- Su alırken dikkat edin. Yurt dışında su diye tabir ettiğimiz sıvıda bir farklılık var. Daha doğrusu su şişesine benzeyen her şey su olmayabilir. Peki bunlar su değilse nedir? Tabii ki soda. Siz ne düşünmüştünüz? Yoksa bira falan mı? 🙂 Evet soda, yani Mineral Water.

Bizim Türk insanının sevdiği ve içtiği şey ise Natural Water yani bildiğimiz su. Bu nedenle şişe su satın almadan önce mutlaka gazlı olup olmadığını öğrenin. With gas or without gas? (Gazlı mı değil mi?) diye sormak yeterli olacaktır. Mesela Roma’da çeşmelerden akan su temiz ve içilebilir. Tabii böyle güzellikler de var. Daha fazla İtalya seyahat ipuçları için buyurunuz: İtalya gezi ipuçları

Roma gezi rehberi: Kolezyum Selfiesi. Yani öz çekim 🙂

17- Çok fazla eşya ve kıyafet götürmeyin. Efendim, yurt dışı gezisi veya yurt dışı seyahati katılmanızı gerektiren seçkin bir davet içermiyorsa, onlarca farklı kıyafet, frak veya smokin, 5 çift ayakkabı götürmenize gerek yok. Hava yoluna ve yurt içi mi yoksa yurt dışı mı olduğuna göre değişmekle beraber, ekonomi sınıfı bagaj limiti genelde 20 kilogramdır. Bugüne kadar doldurduğumu hiç hatırlamıyorum. Bagajınız veya çantanız mümkün mertebe hafif olsun. Belinize, sırtınıza yazık yahu.

Yurt dışında Laundry hizmeti diye bir şey var. Türkçesi çamaşırhane. Genelde çok uygun fiyatlı olur bunlar. (5 Euro civarı) Kirlendikçe burada giysilerinizi ucuza yıkatabilirsiniz. Tamam işte, bitti gitti!

Hem yıkama hem de kurutma için kullanabileceğiniz makineler.

Çamaşırlarınızı burada kendiniz yıkayabilirsiniz.

İşin bir de şu yönü var. Diyelim ucuza güzel kıyafet buldunuz. Valiz doluysa bu yeni şeyler satın almanızı da engelleyecektir. Mesela Primark isimli mağaza Avrupa’nın birçok ülkesinde mevcut. (İngiltere, Hollanda, Avusturya, Slovakya vs.) Buradan çok ucuza alışveriş yapabilirsiniz. O yüzden ne yapıyoruz? Giymeyip geri getireceğimiz bir sürü kıyafeti yük edip taşımaktansa ihtiyacımız kadarını yanımıza alıyoruz. Kışın 1 haftalık seyahat için 2-3 kazak, 2 pantolon dönüşümlü olarak rahatça idare eder. Benden söylemesi.

18- İngilizceyi çok dert etmeyin. Yabancı dil, yurt dışı gezisi düşünenlerin önündeki en büyük engellerden biri gibi duruyor. Birçok kişi hiç İngilizce bilmediği veya çok az bildiği için endişeleniyor. Hatta sırf bu nedenle bazen gitmekten vazgeçiyor. Bir kere şunu söyleyeyim, sadece bu amaçla kullanacaksanız, İngilizce seyahat için ihtiyacınız olan belki de en son şeylerden biri olacak. Bunu nereden biliyorum? Yurt dışı seyahati sırasında karşılaştığım insanlardan..

Hiç İngilizce bilmeden, sürekli kendi ana dilinde konuşan (Bu dil çoğunlukla İspanyolca oluyor) bir sürü yabancı gezgin gördüm. Eğer bu insanlar kim bilir nerelerden kalkıp da dünya turu yapıyorsa, siz de yapabilirsiniz demektir.

İngilizcem çok iyi değil diye telaşlanmayın. Seyahat için birazcık İngilizce yeter. Fatih Terimi örnek alın.

Kendinizi biraz ifade edebilecek kadar İngilizce yeter. Bu kadarını da bilmiyorsanız kendi kendinize biraz çalışarak kısa bir sürede ihtiyacınız kadarını rahatça öğrenebilirsiniz. Çalışmanız için 3 zaman (tense) söyleyeceğim: Present, Past ve Present Perfect Tense. Sonuncusu bile opsiyonel, ilk ikisi sizi idare eder. Basit fiilleri öğrenin ve biraz da kelime çalışın. Hepsi bu kadar. Adres sormayı, yemek siparişi vermeyi bilseniz yeter. Bilet gişesindeki görevliyle güncel politikadan, en çok sera gazı salınımı yapan ülkelerden veya Türkiye’nin AB üyeliğinden konuşmayacaksınız sonuçta.

19- Kendinizi turlara mecburmuş gibi hissetmeyin. Kararınızı verdiniz ve yurt dışına gidiyorsunuz. Biliyorum, tecrübeniz yok ve yurt dışına ilk kez çıkacağınız için kafanızda bazı tereddütler, soru işaretleri var. Bu yüzden hemen paket halinde satılan turları aramaya başladınız internetten. Ancak şunu söylemek isterim ki, bu turlara asla mecbur değilsiniz! Onlar olmadan da pekala yurt dışı gezisi yapabilirsiniz. İster tek başınıza ister arkadaşlarınızla..

Arkadaşlarınız sizinle gelmiyor mu? Yol arkadaşı mı bulamadınız? Bu gibi şeyler sizi asla hedefinizden alıkoymasın bir defa. Ben, tek başına seyahat etmek harika bir duygudur diyorum! Tek başına seyahat etmekten korkanlar, sıkılacağını düşünüp çekinenler için de şöyle bir şey yazdım, bir bakın, mutlaka fikriniz değişecek: Tek Başına Seyahat Etmek

Yurt dışına çıkacaklara tavsiyeler

Diyelim arkadaş buldunuz. Güzel. Problem yok. Kendi tur planınızı kendiniz yapın. Biletinizi alın ve kendiniz gidin. Nereyi görmek istediğinize veya nereyi görmek istemediğinize tur şirketi karar vermesin, siz karar verin.

Hele hele lütfen ama lütfen 7 günde 8 ülke, 10 günde 12 şehir konseptli turlara falan sakın katılmayın. Paranız gerçekten ziyan olur, boşa gider. Ben böylesini direk çöpe atılmış para olarak değerlendiriyorum. Bunu üzerine basarak söylüyorum.

Böylesi bir turda, gideceğiniz herhangi bir yerde, yalnızca kısa bir süreliğine fiziksel olarak bulunmaktan başka elinize bir şey geçmez. Üstelik tam anlamıyla hissedemediğiniz, ayrıntılarını göremediğiniz, içinde yaşayıp kalamadığınız şehirler için, bir de sonradan rahatlıkla “Burada da hiçbir şey yokmuş ya, boşu boşuna gelmişiz” diyeceksiniz. Ama o iş o kadar basit değil aslında.

Prag, Çekya (Eski ismiyle Çek Cumhuriyeti)

Prag gezi sırasında başıma gelen örnek bir olayı anlatayım hemen. Ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız. Çek Cumhuriyetindeyim. Yıl 2015 veya 2016. Başkent Pragtayım. Meşhur Charles Bridge üzerinde sırt çantamla dolaşıyorum. Hava gayet güzel. Her köşe başında adım başı müzisyenler. Hepsini dinlemeye çalışıyorum elimden geldiğince.

O sırada karşıda bir kafile gözüme çarptı. Türkçe konuşulduğunu duyunca o tarafa doğru yöneldim, rehberden etrafla ilgili bilmediğim belki bir iki bilgi kırıntısı duyarım düşüncesiyle. Tam yanlarına vardım ki dağıldılar.

Buna rağmen tur rehberinin son sözlerine yetişebildim, aynen paylaşıyorum: “Burada serbest zamanımız var yarım saat, ister etrafı gezebilir, isterseniz fotoğraf çekilebilirsiniz. Yarım saat sonra aynı yerde buluşuyoruz.”

Yani ne yorum yapsam bilemedim şimdi inanın. Yarım saat zaten köprüyü baştan sona gidip gelmek sürer. Bu şekilde kısıtlı zamana dayanan turlarla herhangi bir yerden herhangi bir tat almanız falan kesinlikle mümkün değil.

Prag’da ne yazık ki ancak iki gün kalabildik. Oysa bu kent öyle olağanüstü güzel ki, iki gün bir tek sokağını görmeye bile yetmez. Eski mahallenin her birinin evinin önünde durup, bir tablo seyredercesine saatlerce bakmak istersiniz. (Kaynak: Mina Urgan, Bir Dinozorun Gezileri, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2016, s. 213

Bir de üzerine ekledikleri astronomik ücretlerle yaptıkları ekstra turlar var ki onlardan hiç bahsetmiyorum bile. Prag gezisinden aklımda kalan hoş bir anı için bu yazıma göz atabilirsiniz: Masalsı Şehir Prag ve Yiruma

20- Keyfini çıkarın. Evet… Alışılageldik hayat koşuşturmacasına bir ara vermek için tatile çıkıyorsunuz. Çalışıyorsanız işinizi, öğrenciyseniz okulu ve derslerinizi unutun. Çıkarın kafanızdan. Bir süreliğine tamamen silin! Sadece o an’ı yaşamaya bakın. Dönünce aynı sarmalın içine gireceksiniz zaten. Hiç olmazsa dışarıdayken sadece bulunduğunuz yere yoğunlaşın. Türkiye’de her ne oluyorsa olsun, boş verin.

Ve gittiğiniz yere göre güzel bir müzik seçip götürün mutlaka yanınızda. Tablet kullanıyorsanız tablete, akıllı telefonunuza veya müzik çalara şarkıları yükleyin. Barcelona sokaklarında yürürken kulağınızda Manu Chao çalmalı mesela, Clandestino’ya eşlik etmelisiniz. Adımlarınız müziğin ritmine ayak uydurmalı.

Paris’te Eyfel Kulesinde şehri seyrederken yanınızda Edith Piaf olmalı. Veya bir kaldırım kafesinde kırmızı şarap yudumlarken. Pisa’ya doğru yürürken Ludovico Einaudi, Belgrad sokaklarında Goran Bregovic, Varşova’da Chopin, Yunanistan’da Melina Kana dinlemek, ne de güzeldir bir şeydir öyle!

Minik misafirimle beraber kısa bir mola. Tuileries Bahçesi, Paris, Fransa.

Andre Gide ne kadar da güzel yazmış Chopin Üzerine Notlar‘da:

Sonunda ilk kez bir icracı, Chopin’in müziğini, ona uygun bir tempoda, alışılmış olana kıyasla çok daha yavaş çalma yürekliliğini gösterdiğinde (çünkü bunun için yürek gerekir) ilk kez eseri gerçekten anlaşılır kılacak ve bu yolla dinleyicilerinde duygulu bir kendinden geçme yaratacaktır, Chopin’in yaratmayı hak ettiği de işte bu etkidir

Sinemada ağır çekimde gösterildiğinde, insanın ya da hayvanların kimi devinimlerinin şaşırtıcı güzelliğini görebiliriz; oysa hızlı gösterimde bunlar fark edilmez. Burada söz konusu olan, Chopin müziğinin temposunu aşırı ölçüde yavaşlatmak değildir. Söz konusu olan sadece onu hızlandırmamak, nefes alıp verme gibi rahat, doğal devinimine bırakmaktır. Ben Chopin’in yapıtının başına, Paul Valery’nin şu eşsiz dizelerini koymak isterdim: Daha ince sanat var mıdır, bu yavaşlıktan?

Evet, uzun soluklu bu yazının da sonuna geldik. Umarım kahve eşliğinde okuduğunuzu düşündüğüm yazımı beğenmişsinizdir. Üstte yazdıklarımla ilgili veya bunların dışında sorularınız varsa, yorum kısmında sormaktan çekinmeyin.

Sitemi, yazılarımı beğendiyseniz, faydalı bulduysanız arkadaşlarınıza tavsiye etmeyi unutmayın lütfen. Bir teşekkür bile yeter! Herkese şimdiden iyi yolculuklar diliyorum, bir başka yazıda görüşmek üzere hoşça kalın!

2 Comments

  1. sefa 27 Ağustos 2017

Leave a Reply