Pamukkale Gezi Notları

Pamukkale Gezi Notları

Herkese merhabalar!

Pamukkale gezi notları ile karşınızdayım. Gariptir ama bugüne dek en çok eleştiri aldığım konuların başında, sürekli olarak yurt dışı gezisi yapmam geliyordu. Böyle eleştiri mi olur hiç, gezmek ne güzel şey, hem de sürekli yaşadığın ülkeden farklı yerleri gezmek demeyin.

Demeyin çünkü Koca ülkeyi gezdin bitirdin de yurt dışı mı kaldı? serzenişlerini de az duymadım çevremden bu zamana gelinceye dek.

Biraz bu eleştirilerin verdiği etkiyle, biraz da gerçekten uzunca bir süredir hiç yurt içi seyahati yapmamış olmanın verdiği merakla bu kez bir yurt içi gezi planı yaptım kendime. Belki kısa süreli ama keyifli bir gezi oldu benim için.

Pamukkale gezisi

Pamukkale gezi yorumları

Peki, 2017 yılının ağustos ayında gerçekleştirdiğim bu yolculukta tam olarak ne tarafa gittim, hangi diyarlara uğradım, nereleri gördüm? Başlayalım anlatmaya. Pamukkale’den başlayarak Kalkan gezisi yaptım diyebilirim kısaca. Kalkan plajları, Patara Antik Kenti ve Patara Plajı, günübirlik Kaş turu, Akçagerme Plajı, büyüleyici güzelliği ve mavi turkuaz karışımı renkteki sularıyla Kaputaş Plajı…

Hepsine uğradım. Bu seyahatim toplamda bir hafta sürdü. Bu yazıda ise Pamukkale gezi notlarımı okuyacaksınız. Kalkan gezi notlarımı ve üstte bahsettiğim diğer yerleri ise yakın zaman içinde yazmayı planlıyorum.

Pamukkale gezi rehberi denince aklınıza gelebilecek bütün soruların yanıtlarını bu yazı içerisinde bir bir vermeye çalışacağım sizin için. Pamukkale ulaşım nasıl, Pamukkale gezilecek yerler, Pamukkale’de ne yenir, Pamukkale gezi yorumları, Pamukkale’de ne yapılır, Pamukkale’de kaç gün kalınır, Pamukkale otelleri vs. Hepsini sırayla anlatacağım. Çayınızı elinize alın bakalım, keyifli yudumlara Pamukkale gezi yorumlarım eşlik etsin bu defa.

Yıllar, uzun yıllar önce ailem ve komşularımızla Pamukkale’de.

Çocukluğumdan uzun ama gerçekten çok uzun yıllar sonra tekrar Pamukkale yollarına düşerken üzerimde tatlı bir heyecan vardı. Bunun birkaç nedeni var. Dediğim gibi, birincisi uzunca bir süredir sürekli yurt dışı seyahati yapmış olmamdı. Ülkemi biraz ihmal ettiğimi fark ettim gerçekten de.

İkincisi ve belki de asıl önemlisi ise, çok küçükken gittiğim Pamukkale’yi tekrar gördüğümde nasıl bir manzara ile karşılaşacağımı gerçekten çok merak ediyordum doğrusu. Acaba değişmiş miydi? Değiştiyse neler, ne kadar değişmişti?

Öyle ya, henüz ilkokula bile başlamadan önce gittiğim dönemde -tam tarih olarak 1990 öncesi oluyor bu zaman- ne teknoloji bu denli gelişmişti Türkiye’de, ne de ulaşım imkanları…

Bir sabah tanıdık bir şehre girerken
Hüzünlü, tuhaf şeyler düşünür insan
Sadece o şehrin değil
Kendisinin de değiştiği duygusundan

Ataol Behramoğlu

Pamukkale, horozu ile ünlü Denizli sınırları içerisinde yer alıyor. Kışlar ılık ve yağışlı, yazlar ise sıcak. Denizli, vaktiyle neredeyse her bir evinde dokuma tezgahının bulunduğu, dokumacılıkla ünlü bir bölge. Denizlinin Buldan ilçesi, Anadolu’daki en eski dokuma merkezlerinden biri. Bölgenin yer altı kaynakları arasında kükürt, linyit, mermer, traverten ve kireç taşı ilk olarak akla geliyor. Zaten bildiğiniz gibi Pamukkale travertenleri dünyaca ünlü.

Bu fotoğrafı İstanbul Sanat Fuarında çekmiştim. Denizli horozu mu değil mi orasını bilemiyorum.

Karışık gibi görünmesine rağmen Pamukkale’ye ulaşım İstanbul’dan çok kolay aslında. Ben arabam olmadığı için her zamanki gibi hava yolunu tercih ettim. İstanbul Atatürk Hava limanından bindiğim Türk Hava Yolları uçağı, beni 1 saat süren oldukça kısa bir yolculuk sonrası Denizli Çardak Hava alanına ulaştırdı.

Yolculuk o kadar kısa sürüyor ki, ne zaman havalandık ne zaman indik gerçekten anlamadım. Hostesler yemek servisini bile zor yetiştirdi diyebilirim. Uçak korkusu olanlara duyurulur. 🙂 Buradan sonra Pamukkale’ye ulaşım için yapmanız gereken şey ise çok basit.

Denizli Hava alanının hemen önünden kalkan, aynı İstanbul’daki Havataş tarzı minibüsler sizi Pamukkalenin merkezine kadar bırakıyor, yani Pamukkale oteller bölgesine. Burası aynı zamanda yazının ilerleyen kısmında bahsedeceğim Karahayıt olarak da geçiyor. İkisi arasında çok fazla mesafe yok.

Denizli Pamukkale arası ulaşım

Denizli hava alanı Pamukkale arası mesafe de yaklaşık bir saat sürüyor. Taşımacılık yapan firmanın ismi Bay Tur. Bay Tur minibüsleri, alana inen uçaktan yolcuları alıp dolunca kalkıyor. Denizliye İstanbul’dan uçan 3 hava yolu firması var: Atatürk Hava alanından kalkan Türk Hava Yolları, Sabiha Gökçen’den kalkan Pegasus Airlines ve Anadolu Jet.

Denizli Çardak Hava Limanı ile Pamukkale arası Bay-Tur minibüsleri ile yolculuk için bir kişi tek yön ulaşım ücreti 2017 yılı Ağustos ayı itibarıyla 25 Türk Lirası. Denizli Çardak Hava Alanından aynı minibüslerle direk Denizli merkeze gidecekseniz, bu kez ücret bir kişi için 13 TL.

Yani sizin anlayacağınız, Çardak hava alanından Denizli merkeze göre Pamukkale daha uzak kalıyor. Merak edenler için, Denizli otogar ile Pamukkale arası ise 25 dakika sürüyor. Minibüs ücreti bu istikamette 3,5 Türk Lirası. Pamukkale Denizli arası sefer yapan minibüsleri kullanabilirsiniz.

Pamukkale konaklama konusundan başlayalım hemen anlatmaya. Eminim merak ediyorsunuz. Pamukkale’de nerede kalınır? Fiyatlar ne durumda? Ne gibi alternatifler var? Pamukkale merkezde, çok lüks olmamakla beraber oldukça fazla seçeneğiniz var diyebilirim. Zaten seyahat blogu Gezivita takipçilerinin lükse düşkün olmadıklarını, ucuz seyahat tutkunu olduklarını gayet iyi biliyorum.

Ben Booking.com aracılığıyla Türkiye’deki konaklama tesisleri için rezervasyon imkanının iptal edilmesi nedeniyle alınan anlamsız karardan sonra, sevdiğim diğer bir seyahat uygulaması olan Hotels.com aracılığıyla bulduğum Dört Mevsim Otel’de konakladım. Kahvaltı dahil gecelik kişi başı 75 TL ödedim ve gittiğim gün ile birlikte toplamda 2 gece kaldım.

Pamukkale konaklama 4 Mevsim Otel

Otel Dört Mevsim Pamukkale

Pamukkale otel

Dört Mevsim Hotel ve civarında bu fiyatlarda bir sürü farklı otel veya ufak aile işletmesi pansiyonlar mevcut. Gecelik ücretler bu fiyat için +/- 15 veya 20 TL civarında oynuyor diyebilirim. Buna göre kabaca bir hesap yapabilirsiniz. Bunlardan istediğinizi, önceden rezervasyon yapmaksızın bile seçebilirsiniz. Pamukkale merkeze sizi ulaştıran minibüsten inince etrafta bir sürü seçenek olduğunu kendiliğinden göreceksiniz zaten.

Kaynak: Google haritalar

Hatta benim kaldığım Dört Mevsim Otel bu merkeze 10 dakika yürüme mesafesindeydi. Yani çarşının biraz dışında kalıyordu diyebilirim. Kendine ait güzel bir havuzu da olan bu tesis, yeşillikler içinde, bölgenin yerlisi olan bir çift tarafından işletiliyor. Zaten yörede çoğu işletme bu şekilde. Otelin kahvaltısı yeterliydi. Akşam yemeklerini de burada yemeyi tercih ettim.

Çünkü Pamukkale’de yemek konusu biraz kısıtlı. Şöyle ki, etrafta irili ufaklı bir sürü mekan var aslında. Ancak menüler genelde hep aynı ve daha ziyade turistlere yönelik: gözleme, kebap, döner… Ev yemeği yapan pek fazla yer yok. Üstteki haritada görülen Natural Park’ın tam karşısında yer alan lokantanın pidesi inanılmaz lezzetli, onu da söylemiş olayım aklımdayken. Yalnız fiyatlar pek ucuz sayılmaz, biraz turistik.

Pamukkale’den çevre şehirlere ulaşım. Örneğin Denizli-Fethiye arası otobüsle yaklaşık 4 saat sürüyor.

En çok dikkatimi çeken şey, meyve satan bir manavın olmaması oldu mesela. Bir bakkala, yolda karşılaştığım birkaç yerliye sorduğumda, meyvelerini haftanın belirli günlerinde kurulan pazardan temin ettiklerini söylediler. Bu kadar yabancı ziyaretçi alan bir yer için oldukça tuhaf geldi bana. En basitinden, kaldığım otelde bir sürü Uzak doğulu ve Alman turist gözüme çarptı.

İki günlük gezim sırasında karpuz satan sadece bir esnaf gördüm mesela, üstelik yazın tam ortasında. Etraftaki ağaçlardan sarkan meyve dalları, yerel halkın çoğunun bu meyve sebze ihtiyacını zaten kendi kendine karşılayabildiğini gösteriyor aslında. 🙂 Ama benim gibi tek başına gezen ve sonuçta orada sürekli yaşamayan bir gezgin iseniz ve canınız aniden meyve çektiyse, bu anlamda işiniz biraz zor.

Bunun dışında belirtmem gereken en önemli şey, Pamukkale gezisi planlıyorsanız, gitmeden önce mutlaka ama mutlaka nakit Türk Lirası temin edin. Gerçi birçok bankanın ATM’si var. Ama olası bir aksilik durumunda yanınızda nakit para yoksa yandığınızın resmidir!

Ne bileyim, olur da bankamatik arızalanır, hayatta her şey mümkün sonuçta. Zira Pamukkale’de hiçbir yerde kart geçmiyor. Döviz bürosu desen zaten hak getire… Döviz bozdurulacak tek yer, çarşının az ilerisinde kalan minik PTT şubesi. Şunu kesinlikle söyleyebilirim; Pamukkale 2017 yılı itibarıyla hala köy.

Ben bunca yıl sonra yörenin biraz daha gelişmiş, en azından teknoloji olarak kart kullanılabilir hale gelmiş olduğunu düşünsem de fazlasıyla yanıldığımı oraya gidince anladım. Bunda, sürekli Avrupa ülkelerinde gezmiş olmanın zihnimde yarattığı düşünme biçiminin de etkisi var, bunu da itiraf etmem gerekir açık yüreklilikle. Pamukkale gezisi yapan yabancılar benden çok daha hazırlıklı anlaşılan.

Peki Pamukkale’de kaç gün kalınır? Veya bir başka deyişle kaç gün kalmaya değer? Ya da kalmaya değer mi? Yoksa Pamukkale günübirlik tur daha mı makul? Bu soruların yanıtları önemli çünkü Pamukkale turu yapan hemen herkesin buraya günübirlik uğradığını görüyorum. İnternetteki yazıların da çoğu böyle.

Bence en azından bir gece kalmalı Pamukkale gezisi ideal. Çünkü hem Pamukkaleyi hem antik kent Hierapolisi gezmek hem de az sonra bahsedeceğim antik kent içinde yer alan antik havuzda yüzmek günübirlik bir gezi için fazlasıyla yorucu. Aksi halde iki ayağınız bir pabuca girecektir bu şekilde.

Bu yazıyı hazırlarken elime Atlas Dergisinin 1993 yılı Ağustos ayı sayısını aldım. Bu, aynı zamanda gezi ve seyahat dergisi olan Atlas’ın 5. sayısı. Derginin ortasında, tam da anlattığım bu kısımla ilgili kısa ama değişik bir yazıya rastladım. Cihan Sönmez imzalı bu yazı, yazarın arkadaşlarıyla beraber gerçekleştirdiği, içinde tren yolculuğu da barındıran keyifli bir Pamukkale gezisini anlatıyor.

Al, götür beni tren! başlıklı bu yazıdan, yazarın o dönem Pamukkale’ye Haydarpaşa’dan kalkan bir trenle ulaştığını ve Pamukkale görülecek yerler gezdikten sonra aynı şekilde İstanbul’a tren yolculuğu ile döndüğünü okuyorum. Yazarın ağzından o döneme doğru zaman tünelinde kısa bir yolculuğa çıkalım isterseniz:

Pamukkale’ye garajdan minibüsler kalkıyormuş. İstasyonun önünde bekleyen taksilerden birinin bagajına eşyalar, içine de kendimiz sıkıştık. Nereye diyen şoföre garaja deyince şoför kızdı: “Şuncacık yere taksiyle mi gidiceniz” demez mi? (Benim kişisel notum: Gerçekten de yöre halkının şivesi hala aynı, kulağa çok sempatik geliyor) Meğer otogar istasyonun karşısındaymış. Olsun, artık inmeyiz, sen götür deyip garaja ulaştık.

Pamukkale 20 dakika sürüyor minibüsle. Bölgeye giriş ücretli. Girişten itibaren travertenler bembeyaz parlamaya başladı. Şaşırtıcı doğa harikaları gerçekten de yer yer sararıp kirlenmiş. (Atlas Dergisi, Sayı 5, Ağustos 1993, s. 52)

Pamukkale travertenleri

Pamukkale travertenlerinde yürüyen ziyaretçiler.

O dönem, Pamukkale Ekspresi isimli tren İstanbul’dan akşam 17:30 sularında hareket edip, Denizli’den tekrar İstanbul’a yine akşam 18:00’de geri dönüş yapıyormuş. Yazar, arkadaşlarıyla beraber akşam kalkan trene binip, sabah 07:30 civarı kente ulaştıktan sonra hızlıca günübirlik bir Pamukkale turu yapmış. Ancak ben yine de en azından bir gece konaklamalı Pamukkale gezisi yönünde ısrarcıyım. Elbette bu konuda son karar sizin.

Pamukkale Gezilecek Yerler

Gelelim Pamukkale’de gezilecek yerlere. Eski adıyla Hierapolis, bugün bizim kullandığımız adıyla Pamukkale, tarihi ve doğal güzelliğiyle her mevsim ziyaretçilerini ağırlıyor. Hierapolis Antik Kenti ve Pamukkale travertenleri sayesinde bölge canlılığını devamlı, dört mevsim boyunca sürdürüyor. Yine de kış mevsiminin yaza göre nispeten sakin olduğunu tahmin etmek pek güç değil.

Traverten, kimyasal reaksiyon sonucu çökelme ile oluşan kayaçlara verilen isim. Pamukkale travertenleri, hiç şüphesiz Pamukkale gezilecek yerler denince akla gelen ilk yer. Ancak Hierapolis ve Pamukkale travertenlerine gitmeden önce uğramanız gereken bir yer daha var aslında: Karahayıt Kaplıcaları. En çok bilinen ismiyle Kızıl Su veya bir başka kullanımıyla Kırmızı Su. Hemen ondan bahsedeyim.

Karahayıt Kızıl Su

Karahayıt Kırmızı Su. Fotoğrafta görülen sıcak su kaynağı.

Karahayıt

Burası Pamukkaleye birkaç km mesafedeki küçük, mini bir Pamukkale aslında. Aynı İstanbul’daki MiniaTürk gibi düşünebilirsiniz. Gezmeniz ve görmeniz en fazla yarım saat sürer zaten. Suyun rengi tam kırmızı değil ama bu şekilde isimlendiriliyor. Aynı travertenlerde olduğu gibi buradaki su da bir sürü cilt, kalp ve damar hastalığına, romatizmaya iyi geliyormuş.

Hierapolis Pamukkale’de görülecek yerler arasında en önemli yer şüphesiz. Kelime Kutsal Şehir anlamına geliyor. Bu antik şehir milattan önce 190 yılında kurulmuş. Bir dönem Frigya bölgesinin başkentliğini yapmış. Büyük tiyatrosu, yürüyüş yolları, hamam ve çeşmeleri, kiliseleri ve nekropolü (Antik çağda kentin yakınında yer alan mezarlık alan) ile gezdiğim şehirlerden aynı Ohrid gibi UNESCO Dünya Kültür Mirası listesinde yer alıyor.

Hierapolis

Hierapolis planı. Sağda 15 numara Güney Kapısı girişi. B yazan kısım ise Pamukkale Travertenler.

Hierapolis Surları

İç içe olan Pamukkale ve Hierapolise birden fazla giriş var. Burada da dikkat edilmesi gereken önemli bir ayrıntı var. Güney kapısı, Pamukkale merkez çarşısına göre oldukça tepede kalıyor ve buraya yürüyerek ulaşmak çok zor. Zaten burası, varsa kendi arabanız veya otobüslerle giriş yapılan kısım.

Pamukkale güney kapısı girişi

Pamukkale güney kapısı

Otoparka araçları bırakıp alana giriyorsunuz. Gittiğinizde de göreceksiniz, her yer tur otobüsü dolu. Bu otobüslerin büyük bir çoğunluğu da çevre illerden, özellikle de Antalya’dan gelip günübirlik Pamukkale turu yapan Rus turistlerle dolu. Otopark ücretlerini ise alttaki resimde görebilirsiniz.

Pamukkale ulaşım otopark fiyatları

Pamukkale otopark güney kapısı

Diğer kapı ise zaten merkezde, ATM ve marketlerin hemen karşısında kalıyor. Sıra bekleyen bir sürü insanı kendiliğinden göreceksiniz zaten. Ben alana otelin önünden bindiğim minibüsle güney kapısından yani yukarıdan giriş yaptım ve Hierapolis Antik Kenti, Antik Havuzu ve travertenleri gezip aşağıda yer alan yaya kapısından çıktım.

Kendi aracınız yoksa ve benim gibi yayaysanız size de bunu tavsiye ederim. Çünkü yaya kapısından gezmeye başlayıp tepeye doğru yürüyerek çıkarsanız önce travertenleri geçiyorsunuz, ardından antik havuz ve antik kente uğruyorsunuz.

Bu turu tamamladıktan sonra ya aynı şekilde bu yolu yürüyerek geri dönmek durumundasınız ya da yukarıda ulaştığınız güney kapısından çıkıp taksiye binmek zorundasınız. Çünkü dönüşlerde gördüğüm kadarıyla pek fazla toplu taşıma imkanı yok.

Pamukkale çarşısına yakın olan kapı. Buradan yukarıya, travertenlere doğru yürünüyor.

Antik kentin kapılarından biri.

Pamukkale giriş ücreti 35 Türk Lirası. Öğretmen veya öğrenciyseniz bu fiyat 20 TL’ye iniyor. Benim gibi Müzekart+ sahibiyseniz giriş tamamen ücretsiz. (Bu arada bu Müzekart+ oldukça kullanışlı, çoğu yerde indirim sağlıyor ve fiyatı da oldukça ucuz, kesinlikle tavsiye ederim.) Ören yeri kışın 17:00, yazın 21:00’a kadar açık.

Güney kapısından alana girmeden önce karşınıza dev bir harita çıkacak. Burada, antik kentte nerede ne var güzel bir şekilde gösterilmiş, bunu inceleyerek geziye başlayabilirsiniz. Hierapolis yüz ölçümü bakımından oldukça geniş bir alan. Benim gibi yazın gelecekseniz şayet, yanınızda mutlaka ama mutlaka soğuk su ve şapka bulundurun. Bahar ayları ise bu açıdan daha rahat olur kesin.

Hierapolis Antik Kenti

Pamukkale Hierapolis oldukça geniş bir alan üzerinde

Yol üzerinde yürürken göreceğiniz yerler arasında tiyatro, tapınaklar, kiliseler, anıtsal bir çeşme, agora, antik havuz, surlar, eski hamam kalıntıları üzerinde yükselen Hierapolis müzesi ve son olarak tabii ki Pamukkale travertenleri var. Dediğim gibi bunların her biri genişçe bir alana yayılmış durumda. Özellikle yaz sıcağında, güneşin altında bu kadar farklı noktayı yürümekte zorlanacağınız kesin, bunu aklınızdan çıkarmayın.

Burayı ister tek başınıza isterseniz rehber aracılığıyla gezebilirsiniz. Kaldığınız otelden sizi alan günübirlik bir Pamukkale turu organizasyonu var. Bu hizmeti gördüğüm kadarıyla birçok otel sunuyor. Çünkü araç sizi aldıktan sonra tek tek otellere uğruyor. Parayı da otele ödüyorsunuz. Kişi başı 80 Türk Lirası olan ve içinde ücretsiz rehberlik hizmeti de olan bu turun detayları ise şu şekilde:

Sabah saat 9:30 civarı otelinizden sizi bir minibüs gelip alıyor. Bu minibüs ile önce Karahayıt Kaplıcalarına gidiyorsunuz. Burayı hızlıca gezdikten sonra güney kapısından Pamukkale Hierapolis Ören Yerine giriş yapıyorsunuz. Pamukkale’ye giriş bilet fiyatı ödediğiniz 80 TL ücretin içinde. Yürüyerek alanı geziyorsunuz. Bu arada uğradığınız yerlerin detaylarını rehberiniz size tek tek anlatıyor.

Rehberlik, katılımcıların çoğu yabancı olduğu için İngilizce ancak rica ederseniz çoğu lokal olan rehberler size Türkçe olarak da yardımcı olacaktır. Ben zaten İngilizce biliyorum diyorsanız problem yok. Daha sonra Antik Havuzda yüzmek ve travertenler ile etrafı gezmek için size serbest zaman veriliyor. (Az ileride bahsedeceğim, Pamukkale Antik  Havuz fiyatı ekstra, turdan bağımsız ödeme yapılması gerekiyor.)

Sonra kararlaştırılan vakitte buluşulup öğlen yemeği yemek için tekrar Pamukkale’ye dönülüyor. Öğlen yemeği ücreti de tur ücreti olan 80 TL’ye dahil. Sadece içtiğiniz içecekler ekstra olarak size ait. Tur böylece aşağı yukarı 15:00 sularında son buluyor.

Kabaca toplamda 4 saat sürüyor diyebilirim. Bu sürenin her yeri gezip görmek için size yeterli olduğunu düşünüyorsanız katılabilirsiniz. Pamukkale çarşıdaki yazıhanelerde aynı turun 100 TL’ye satıldığını da ekleyeyim.

Hierapolis tiyatro

Pamukkale gezilecek yerler

Şimdi Pamukkale Ören Yeri içindeki yapılardan kısa kısa bahsedeyim. Gezerken karşıma ilk çıkan yerlerden biri olan tiyatro oldukça görkemliydi doğrusu. Açıkçası ben hayran kaldım. Bunu söylemeliyim. Dört ada üzerine inşa edilmiş tiyatro Akdeniz havzası içinde yer alan en önemli Roma dönemi tiyatrosu. 2500 yıllık antik kentten biraz daha genç olan yapının inşası ise yaklaşık 150 yıl sürmüş. İnanılmaz öyle değil mi? Gerçekten etkileyici!

Pamukkale görülecek yerler

Tiyatronun az ilerisinde milattan sonra 3. yüzyıla tarihlenen tapınak yer alıyor. Tapınak derken, tabii ki tapınak kalıntılarını kastediyorum. Yapılan araştırmalar neticesinde, yapının orjinalinin iki katlı olduğu düşünülüyor. Burası aynı zamanda anıtsal çeşmenin yer aldığı bölüm. Buradan antik dönemde kentin içme suyu ihtiyacı karşılanıyordu.

Pamukkale Hierapolis

Anıtsal Çeşme

Biraz daha yürüdükten sonra karşımıza meşhur Antik Havuz çıkıyor. Bir diğer ismi Kleopatra Havuzu. Söylenceye göre Kraliçe Kleopatra burada yüzdüğü için havuz adını ondan almış. Artık ne kadar doğru bilemiyoruz.

Antik Kleopatra Havuzu Hierapolis Pamukkale ören yerinin ortasında bağımsız bir alan. Pamukkale antik havuz giriş ücreti 32 Türk Lirası. Havuzun hemen yanında tuvaletler, duşlar ve soyunma kabinleri var. Bunlar tamamen ücretsiz. Yalnızca kafe bölümünde yemek yemek ve havuza girmek için ücret ödüyorsunuz. Ödeme noktası da alttaki fotoğrafta görülen kapıdan girince hemen solda. Yemek alanı da orası.

Pamukkale Antik Havuz girişi

Havuza geçmeden önce kafe bölümündeki yemek seçeneklerine değineyim. Çoğu klasik menü şeklinde. Döner menü, hamburger menü (Hamburger+içecek), yöresel menü (Gözleme+içecek vs) gibi opsiyonlar sunmuşlar. Çok aç değilseniz bir menü 2 kişiyi idare edebilir. Fiyatlar da bir menü için ortalama 30-35 Türk Lirası civarında. Pamukkale merkezdeki gibi yani, ücretler tam turistik.

Bir de şöyle bir gariplik var. Örneğin bir menü seçtiniz, köfte pişirilen kısımda sadece köfte var, onu oradan alıyorsunuz. Menüde sigara böreği de varsa o başka bir tarafta, gözleme istiyorsanız onun yapıldığı yer biraz daha ilerde. Elinde tabakla oradan oraya sürükleniyorsun. Tuhaf ki ne tuhaf…

Pamukkale antik havuz

Pamukkale gezi notları

Antik Havuz

Tekrar havuza dönelim. Biletinizi havuz başında yer alan turnikedeki görevliye verip havuza giriyorsunuz. Havuzdan çıkıp tekrar girmek istediğinizde (telefon, tuvalet ihtiyacı vb. sebeplerle) bunu görevliye belirtiyorsunuz, o da size geri dönüşte bilet yerine geçecek ufak bir kağıt parçası veriyor.

Bu havuz da Karahayıt Kaplıcalarında olduğu gibi çeşitli hastalıklara iyi gelen şifalı bir suya sahip. Oraya kadar gitmişken mutlaka girin. Fotoğrafta görüldüğü gibi, yıllara, hatta yıl ne kelime, yüzyıllara meydan okuyan tarihi taşlarla yan yana yüzeceksiniz. Yüzerken de yaralanma riskine karşı bunlara dikkat etmek gerekiyor.

Havuzun girişindeki tabeladan İstanbul Üniversitesi Tıbbi Ekoloji ve Hidroklimatoloji Ana Bilim Dalının havuzdaki su hakkındaki raporunu okuyabilirsiniz. Buna göre suyun iyi geldiği hastalıklardan bazıları şu şekilde sıralanmış; hipertansiyon, damar sertliği, varisler, sedef hastalığı, egzema, sivilceler, diyabet, eklem hastalıkları, romatizma, kronik bel ve boyun ağrıları…

Bu kaplıcaya evvelce sadece Almanlar gelirmiş. Ama birkaç yıldan beri Franche-Comte’liler ve birçok Fransız da büyük kalabalıklar halinde geliyor. Birçok havuz var ama bunlardan biri, içlerinde en büyüğü ve başlıcası eski tarzda beyzi yapıda inşa edilmiş. Uzunluğu otuz beş, genişliği on beş adım. Sıcak su dipteki birçok küçük kaynaktan çıkıyor ve kullananların isteğine göre üstten soğuk su akıtılarak ılıklaştırılıyor. Banyo yerleri kenarlara dizili ve bizim ahırlarımızdakilere benzer biçimde asılmış çubuklarla ayrılıyor; bu çubukların üzerine güneşten ve yağmurdan korunmak için tahtalar yerleştiriliyor. Havuzun çevresinde bir tiyatroda olduğu gibi üç dört taş basamak yer alıyor ve banyo yapanlar buraya oturabiliyor ya da dayanıyorlar.

(Benzer bir konu olduğu ve hoşuma gittiği için yaptığım bu alıntı, Montaigne’in 1580 yılında yaptığı seyahatin notlarından. Bahsi geçen kaplıcalar günümüzde Belçikanın Plombieres bölgesinde yer alıyor. Kaynak için bakınız: Michel De Montaigne, Yol Günlüğü, Çev. Ömer Bozkurt, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2012, s. 48-49)

Ben toplamda 4 saate yakın burada kaldım. Kesinlikle değer. Su gerçekten de şifa. Yüzmenin insan sağlığına etkisi bilinen bir gerçek zaten. Florya Atatürk Deniz Köşkü aklıma geliyor bir çırpıda. Ata’ya, doktoru tarafından sağlığına iyi geleceği söylenince yapılmış bir yapıdır.

Pamukkale antik havuzun sürekli olarak kalabalık olduğundan şikayet edilir. İşte size benden ufak bir tüyo: Kalabalığın asıl nedeni aslında günübirlikçiler. Neden mi? Anlatayım. Akşam saat 5’ten sonra yavaş yavaş üstte bahsettiğim tur otobüsleri geri döndüğü için havuz bir anda boşalıyor.

Bir avuç insan kalıyor desem yeridir. Çünkü örneğin Antalya’ya dönüş için bir an önce yola koyulmaları gerekiyor turist kafilelerinin. Akşam belli bir saatten sonra havuz neredeyse size ait yani, haydi yine iyisiniz. Tayfun’u hatırlayanlar parmak kaldırsın bakalım! 🙂

Havuzdan çıktıktan sonra az ileride Hierapolis Müzesini göreceksiniz. Müzekart+ sahiplerine giriş ücretsiz. Normal bilet ücreti ise 5 Türk Lirası. Burası antik kentin merkez hamamı aslında. Günümüzde müzeye dönüştürülmüş durumda. 1,5 hektarlık bir alanı kaplayan Hamam, kentin merkezinde sıcak su kaynaklarını topluyordu. İsterseniz yarım saat ayırabilirsiniz. Ben içine girmedim.

Hierapolis Müzesi. Merkez Hamam.

Gelelim beklenen yere, yani Pamukkale travertenlerine… Burada etraf alabildiğine beyaz. Fakat ne yazık ki travertenlerin büyük bölümü kuru ve ziyarete kapalı durumda. Yani giriş yasak. Tüm travertenlerin ancak çok kısıtlı bir bölümü gezilebiliyor aslında. Bence toplam alanın 4/1’i.

Çocukluğumla bugünün Pamukkalesi arasındaki en büyük fark bu sanırım. Aradan geçen yaklaşık 30 senede böylesi bir değişim… Bu bende büyük bir hayal kırıklığı yarattı, bunu söylemeden geçmek istemiyorum. Tabii ki bu durum, bende Pamukkale travertenlerinin geleceğine yönelik ciddi kuşkular yarattı.

Annem ve komşularımız. Çocukluğumun Pamukkalesi

Kurumuş travertenler

Ziyarete kapalı olan kısım. Alana girdiğim düşünülmesin, fotoğrafı zincir arkasından çektim.

Belki de hal böyle olduğundan travertenlerin içinde yüzenler de tek tük. Çoğu yürüyüş rotasını takip edip fotoğraf çekilmekle meşgul. Açıkçası ben de öyle yaptım. İnternette yaptığım araştırmalarda travertenlere kademeli olarak su verildiğini okumuştum gitmeden.

Yürüyüş buradan başlıyor ve aşağıya doğru devam ediyor. Burası Hierapolis Müzesinin hemen yanı.

Pamukkale gezi

Pamukkale travertenleri

Pamukkale turu

Bunun yanı sıra Arkitera.com sitesinde yer alan 2004 tarihli bir makale, travertenleri besleyen termal kaynakların yöredeki konaklama tesislerinin sürekli sondaj kuyuları açmaları nedeniyle tehdit altında olduğunu yazıyor. Düşünün, bu makale tam 13 yıl öncesine ait… Aradan geçen bunca yılda kim bilir neler oldu?

Paçaları kıvırıp terlikleri ele almak adetten. Kayıp düşmek zor olsa da dikkatli olmakta fayda var. Buradan aşağıya doğru yürürken sağ tarafa doğru baktığınızda, beyazların arasında bir göl ve yüzme havuzu göreceksiniz. Burası da Natural Park. Yöre halkının tabiriyle göl veya gölet. Ben de Pamukkale gezi notlarımı burası ile sonlandırmak istiyorum.

Travertenlerden Natural Park

Pamukkale Natural Park

Pamukkale gezi rehberi

Pamukkale gezilecek yerler

Pamukkale görülecek yerler

Parka giriş ücretsiz. Çocuğunuz varsa kısa bir dinlenme molası için ideal. Siz de kafe bölümünde bir şeyler içebilirsiniz. Gölün içinde yüzen sevimli ördekler miniklerin dikkatinden kaçmıyor elbette. Burada kiralanabilecek deniz bisikletleri ve kanolar bulunuyor. Bunlarla 15 dakika gölde gezinti ücreti 7,5 Türk Lirası. Kafe bölümündeki kasaya ödeme yapıp fiş alabilirsiniz.

Hemen yan tarafı ise yüzme havuzu. Buna benzer kaydıraklı bir yüzme havuzu daha var, tam da burada yolun karşısında. Yazının üst kısmında belirttiğim pidesi lezzetli olan restorantın hemen yanında. Pamukkale’ye gelip de buralara girer misiniz bilmem, ben yine de anlatmış olayım. Havuza giriş ücreti de 25 Türk Lirası.

Son olarak Pamukkale balon turundan bahsedeyim. Değişik bir deneyim arayanlar için düşünülebilir. Ancak fiyatlar pahalı. Pamukkale balon turu için buradan detaylı bilgi alabilirsiniz.

Evet, benim Pamukkale gezi notları burada sona eriyor. Yeni bir şehirde, yeni bir ülkede tekrar görüşmek ümidiyle, şimdilik hoşça kalın, yazımı beğendiyseniz arkadaşlarınızla paylaşmayı unutmayın! 😉

3 Comments

  1. Bahar 23 Eylül 2017
    • Kaan Önem 24 Eylül 2017
    • Kaan Önem 25 Eylül 2017

Leave a Reply