Cumhuriyet Bayramı

Cumhuriyet Bayramı

Herkese merhabalar.

Bugün 29 Ekim 2017. Yani Cumhuriyetimizin 94. yaşını kutluyoruz. Genelde bu blog seyahat yazıları paylaşım alanı olsa da, bildiğiniz gibi zaman zaman konu dışı paylaşımlar da yapıyorum. Dolayısıyla bizim için çok değerli olan bu önemli günü anmadan geçmek istemedim. Geçemezdim…

Atatürk fotoğrafları

Bu yazıyı kısmen daha önce kişisel Facebook sayfamda paylaşmıştım aslında. Okumayanlar için bu da benim Cumhuriyet Bayramı yazım olsun.

Zira Pembe metrobüs/otobüs fikirlerinin ortalıkta dolandığı bir atmosferde, kız çocuklarının ikinci sınıf görülüp eğitim hayatından, yetişkin kadınların ise neredeyse tüm sosyal yaşamdan uzaklaştırılıp izole edilmeye çalışıldığı ve hatta artık kimi gerici televizyon kanallarında yüzlerinin bile tamamen sansürlendiği, heykellerin, yüzlerce, belki binlerce yıllık herkese mal olmuş sanat eserlerinin üstünün örtüldüğü, boyandığı, bunlara ev sahipliği yapan sanat mekanlarının, müzelerin saldırıya uğradığı bir ortamda, Cumhuriyetin getirdiği kazanımların önemini, insana, sanata ve sanatçıya verdiği yüce değeri, hümanizmayı her geçen gün, yaşanan her akıl dışı benzer olaydan sonra daha da iyi anlıyorum.

Şimdi biraz daha geçmişe, o günlere doğru dönelim isterseniz hep birlikte. Cumhuriyetin nasıl bir havada ve nasıl doğduğuna daha yakından bakalım. Tarihçi Edward Erickson, Size Ölmeyi Emrediyorum isimli kitabının son paragrafında şöyle yazar:

Düşmanlarının daima olduklarından zayıf değerlendirdiği Türkler, savaşın (1. Dünya Savaşı kastediliyor burada) acı sonuna dek savaşmayı sürdürdü. Türkiye’nin düşmanları, Mondros Mütarekesinden sonra bu ülkeyi ebediyen yok etmeye kalkışacaklardı.

Ne var ki, Türk ordusunun “değerleri takdir edilmeyen liderleri ve askerleri” (tırnaklar bana aittir) bir kez daha külleri arasından yükselecek ve düşmanlarını yenecekti. (Edward Erickson, Size Ölmeyi Emrediyorum, 1. Dünya Savaşında Osmanlı Ordusu, Çev. Tanju Akad, Kitap Yayınevi, 2011)

23 Nisan 1920’de açılan meclisteki milletvekilleri, gaz lambasıyla aydınlanan, sac sobayla ısınan, civar okullardan getirilen tahta sıralarla donatılmış, gaz tenekelerinin masa olarak kullanıldığı mecliste çalışmış, 100 lira maaş almışlardı.

Bir kısmı Öğretmen Okulunda yatmış, bir bölümü hanlarda kalmışlar, sabah, öğle ve akşam tabldottan yemek yemişlerdi. 20 Ocak 1921 yılında çıkarılan yasayla, egemenliği kayıtsız şartsız millete veren hükmü benimsediler.

Cumhuriyetin ilk on beş yıllık döneminin sonunda, arada yaşanan 1929 Dünya Ekonomik Buhranına rağmen önemli bir gelişme söz konusuydu. 1938 yılı itibarıyla dış ticaret dengesi -3,9 seviyesine inmiş ve ihracatın ithalatı karşılama oranı %96,7’ye ulaşmıştı. En çok dikkati çeken nokta, iktisaden devamlı bir yükseliş seyrinin varlığıydı.

Türkiye’nin, yabancı bir devlete imtiyazlar tanıyan ilk ikili anlaşması ABD ile 1 Nisan 1939’da yapılmıştır. Daha 2. Dünya Savaşı resmen başlamamış, Alman postalları Polonya topraklarına ayak basmamıştı. Mustafa Kemal Atatürk henüz ölmüştü…

“Türkiye, sürekli olarak denetim altında tutulmak istendi ve bu 1919-1938 arası hariç başarıldı” diyen Metin Aydoğan sonuna dek haklıydı. İzleyen dönemde, İngiltere, Fransa ve Almanya’dan alınan borçlarla hazinenin üzerindeki yük daha da arttı. Oysa çok değil kısa bir süre önce, Anka misali küllerinden genç bir cumhuriyet doğmuştu, üstelik türlü yokluklar içerisinde…

Selanik Atatürk Evi

Tüm insanları kul statüsünden çıkarıp birey kategorisine sokan, kişiliklerini hür bir vatandaş şeklinde yaşamalarına olanak sağlayan, kadın ve erkeğin hayatın her alanında eşit olduğunu teslim eden ve tüm bunları evrensel hukuk kurallarına göre güvence altına alan bu görüşün, bu yeni rejimin önemini, değerini daha da çok hissediyorum özellikle şu günlerde..

Atatürk döneminde Cumhuriyet Bayramları coşkunca kutlanırdı. Dış teşkilat da bu coşkunluğu içten duyar, yaşardı. Elçiliklerden Cumhuriyetin kurucusuna telgraflar çekilirdi. Atatürk’ten cevaplar gelirdi. Gelen cevaplar, elçiliklerde, konsolosluklarda Türk vatandaşlarına, yurt dışındaki öğrencilere okunurdu. Sevinç bir kat daha artardı. Hele Cumhuriyetin önemli yıl dönümleri unutulmaz bir bayram olurdu. Onuncu yıl böyle olağanüstü bir bayram olmuştu. (Kaynak: Bilal N. Şimşir, Atatürk’ün Hastalığı, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 2011)

Atatürk Evi Müzesi, Selanik

Yazıyı, Türkiye’nin en büyük hukukçularından biri olan Bülent Tanör’ün kitabından alınmış, Cumhuriyetin kuruluşunu anlatan şu bölümle sonlandırayım:

Türkiye’de 1920’den itibaren kurulmaya başlayan yeni siyasal-anayasal rejim, Mustafa Kemal’in damgasını çok güçlü bir şekilde taşımakla birlikte, ulusal bağımsızlık savaşının koşullarından doğmuştur.

İlk başlarda, anayasal sistemin nasıl olması gerektiği konusunda hazır reçeteler yokken, ulusal kurtuluş mücadelesinin özel koşulları siyasal ve anayasal kurumları belirlemiştir. Hatta denebilir ki, başka hiçbir örnekte, anayasanın Occasio Legis’ini oluşturan olayların izleri bunca açık ve güçlü biçimde görülemez.

Siyasal & Anayasal kurumların oluşumunda şu basamaklar göze çarpmaktadır: 1- Yerel kongre iktidarları, 2- Ulusal kongre iktidarı (Sivas) ve Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, 3- Ulusal meclis (TBMM), 4- Meclise bağımlı hükümet (TBMM Hükümeti), 5- Meclisten görece bağımsızlaşan hükümet.

Atatürk Nutukta ilk basamağı atlayarak bunları şöyle anlatır: “Biz evvela memlekette teşkilatı milliye yaptık. Sonra meclisi topladık. Evvela meclis hükümeti yaptık. Ondan sonra da hükümet yaptık.”

Görülüyor ki, yaklaşım ve anlatım biçimleri ne olursa olsun, Türkiye devleti ve Türkiye cumhuriyetinin kuruluşunda aşağıdan yukarı ve sivil unsurlar çok belirgin ve güçlüdür.

Bu kurumlaşmanın tarihsel işlevi krizi demokrasiyle çözmek olmuştur. Yerel önderler ve kongre iktidarları, bunları bütünleyen Kemalist önderlik ve Büyük Millet Meclisi yönetimi, zorlukların ancak demokratik ve temsili kurumlarla aşılabileceği noktasında birliktirler.

Anayasa hukuku açısından bakıldığında, bu yeni yapılanmanın temel ilkesi ulusal egemenlik, ana kurumu da Türkiye Büyük Millet Meclisidir. (Kaynak: Bülent Tanör, Osmanlı-Türk Anayasal Gelişmeleri, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2005)

Artık hakkında asılsız haberler bile uydurulan ve yalnızca yakın tarihin de değil tüm dünya siyasi tarihinin en büyük liderlerinden birine şükran borçlu olduğumu üzerine basarak tekrar belirtmek istiyorum. Cumhuriyet bayramı kutlu olsun!

Okuma Önerileri ve Kaynaklar:

Edward Erickson, Size Ölmeyi Emrediyorum, 1. Dünya Savaşında Osmanlı Ordusu, Çev. Tanju Akad, Kitap Yayınevi, 2011
Sami Güven, 1950’li Yıllarda Türk Ekonomisi Üzerinde Amerikan Kalkınma Reçeteleri, Ezgi Kitabevi, 1998
Metin Aydoğan, Bitmeyen Oyun Türkiye’yi Bekleyen Tehlikeler, Umay Yayınları, 2004

Süleyman Beyoğlu, Kenan Olgun, Selma Yel ve diğerleri, Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi 1, Anadolu Üniversitesi Yayınları, 2012
Cezmi Eraslan, Süleyman Beyoğlu, İhsan Güneş ve diğerleri, Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi 2, Anadolu Üniversitesi Yayınları, 2013

2 Comments

  1. semi 30 Ekim 2017
    • Kaan Önem 30 Ekim 2017

Leave a Reply