İngilizcenin Önemi ve İngilizce Kurs Tavsiyesi

İngilizcenin Önemi ve İngilizce Kurs Tavsiyesi

İngilizce günümüzde olmazsa olmaz. Siz Fransızlara bakmayın, kendisi de bir Fransız olan Flaubert bile Fransız burjuvazisinin snobluğun ve kendini beğenmişliğin merkezi olduğuna inanıyordu. O yüzden mutlaka bilmek ve gerektiğinde kullanmak gerek.

Ancak ülkemizde İngilizcenin önemi ne yazık ki çok geç kavrandı. Ben ilkokuldayken (1990-1995) müfredatta ders olarak dahi bulunmuyordu. Şimdilerde, zannediyorum 2. sınıftan itibaren öğretiliyor. Geç kalınmış olmasına rağmen doğru atılmış bir adım.

İngilizce, yurt dışına çıkmak isteyenleri düşündüren büyük bir engel aynı zamanda. Çevremden çoğu insanın, sırf İngilizce bilmediği için yurt dışına çıkmaya çekindiklerini veya çıkmaya karar verenlerin de dil bilmedikleri için tek alternatif olarak paket halinde satılan yurt dışı turlarını tercih ettiklerini gözlemliyorum.

Halbuki İngilizce, eğer sırf bu amaçla kullanacaksanız, seyahat esnasında belki de ihtiyacınız olan en son şeylerden biri. Zira Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde, neredeyse tek kelime dahi İngilizce bilmeyen onlarca insanla karşılaştım. Bilhassa Latin Amerikalılarla…

Abarttığım düşünülmesin, gerçekten hiç İngilizce kullan(a)mayan ve sürekli İspanyolca konuşan birçok gezgin gördüm. Eğer bunlar ta Latin Amerika’dan kalkıp Avrupa’nın göbeğine kadar gelip burada gezebiliyorsa, siz neden yapamayasınız? Unutmayın, insanlığın ortak dili aynıdır: “Body Language” Yani vücut dili.

Aslında çok tuhaf bir durumla karşı karşıya olduğumuzu düşünüyorum ben. Simple Present Tense öğrenen veya topu topu 3 ay kursa giden herkesin, CV’sine gözükapalı “iyi derecede İngilizce bilir” ifadesini rahatlıkla yazabildiği bir ülkede yaşıyoruz. Bu anlamda karşılaştığım manzara biraz tuhaf ve ortada bir çeşit paradoks var ama neyse. (Aklıma Cem Yılmaz Fundamentals’ın İngilizce bölümü geliyor, izlemediyseniz buradan bir bakın: Cem Yılmaz/Yabancı Dil)

İstanbul İngilizce kursu önerisi

İngilizce öğrenmek sanıldığı kadar zor değil aslında. Bir İtalyanca ile kıyaslarsak örneğin… (İtalyanca hakkındaki şu iki yazıma da göz atabilirsiniz yeri gelmişken: Raffi Demiryan, İtalyanca) Kabul ediyorum, İngilizce kurs fiyatları biraz pahalı.

Buna rağmen, artık günümüzde tek bir yabancı dilin bile kimi durumlarda yeterli olmadığı gerçeğiyle yüzleştiğimizde, vakit geçirmeksizin harekete geçilmesi gerektiği açık. İmkanlar elverdiği ölçüde (zaman, maddi durum vs.) geciktirmeden İngilizce öğrenmek şart. Günlük hayatta kullanmasanız dahi bir gün mutlaka işinize yarayacak. Unutmayın, öğrenmenin yaşı yok.

Çevremden gelen ve son zamanlarda giderek artan, “Hangi İngilizce kursunu tavsiye edersin?” sorusuna karşılık olarak bu yazıyı yazmaya karar verdim. Açıkçası yurt dışı seyahatlerimin çoğunda, karşılaştığım yabancıları Türk olduğuma inandırmak pek kolay olmuyor.

Zira hemen herkes, kullandığım İngilizcenin pürüzsüz, aksansız (Türk aksanı kast ediliyor elbette) ve çok iyi olduğunu söylüyor. Artık Kanadalı, hatta Amerikalı olduğumu düşünenler mi dersiniz, ne ararsanız var. Tip olarak da, nedenini bilmiyorum ama ilk olarak İtalyanlara benzetiliyorum.

Kendimi de bu kadar övdükten sonra, İngilizceyi nerede ve nasıl öğrendiğimi anlatıp, bireysel tecrübelerime dayanarak, gittiğim ve oldukça faydasını gördüğüm bir kurstan bahsedeceğim. İstanbul’da İngilizce kursu arayanlara güzel bir seçenek: Boğaziçi Üniversitesi İngilizce Kursu

Sizi fazla sıkmadan, kısaca kişisel İngilizce geçmişimden çok kısaca bahsedip esas konuya gelmek istiyorum hemen. Zira İngilizce kursu ile ilgili bilgileri vermeden önce kendi kişisel geçmişimi açıklamak bütünleyici olacak. Ben, bütün öğrenim hayatını devlet okullarında geçirmiş biriyim. Benim zamanımda (bu kelime grubu da insana kendini iyice yaşlı hissettiriyor) ilkokul beş, ortaokul ve lise üçer seneydi.

Üstte yazdığım şekilde, ben ilkokuldayken İngilizce dersimiz bile yoktu. Devlet okullarında, 3 sene ortaokul ve yine 3 sene de lise olmak üzere, haftada yanlış hatırlamıyorsam 2 saat verilen İngilizce ne kadar verimli olabilirse, o kadar öğrendim. Yani pek bir şey öğrenmedim…

İngilizce seviyeleri

İngilizceyi esas öğrendiğim yer ise İngilizce kursları oldu. Toplamda yaklaşık altı senelik bir kurs tecrübem var. Buraya dikkatinizi çekmek istiyorum. Bu, oldukça uzun bir süre. Her şey bir anda olmuyor yani. Hatta ben kursa başladığım o ilk dönemler şimdiki gibi A1, A2, B, C gibi sınıflandırmalar bile yoktu. Ortaokul’da 3 sene ve lise 1. sınıfta da 1 sene olmak üzere, kesintisiz 4 yıl üst üste kursa gittim. Sonrası uzunca bir ara…

Böylece, lisedeyken Intermadiate seviyesinde bıraktığım İngilizcemi hem toparlamak hem de bir üst aşamaya geçirmek için, 2011 yılının Eylül ayında Boğaziçi Üniversitesi YADYOK tarafından düzenlenen İngilizce kursuna kayıt oldum. Sizlere de işte bu kursu anlatıp tavsiye edeceğim. Şu an, yakından tanıdığım 2 arkadaşım da bu kursa gidiyor ve onlar da oldukça memnun.

Boğaziçi Üniversitesi İngilizce Kursu (YADYOK)

Boğaziçi Üniversitesi tarafından verilen İngilizce Dil Kursları 3’e ayrılıyor: Genel İngilizce, Yoğun İngilizce ve İş İngilizcesi. Benim de katıldığım genel İngilizce kursu toplam 11 kurdan oluşuyor.

  • Başlangıç Seviyesi (1, 2, 3)
  • Orta Seviye (4, 5 , 6, 7)
  • İleri Seviye (8, 9, 10, 11)

Kayıt olmak için gittiğinizde, seviyeniz ne olursa olsun önce yazılı bir sınava giriyorsunuz. Bunun neticesinde çıkan sonuca göre bir kura yerleştiriliyorsunuz. Ben sınav neticesinde 5. kurdan başladım. Dersler başladığında, aslında anlatılan konuların çoğunu, daha önceki kurs deneyimimden bildiğimi fark ettim. 6. veya 7. kurdan başlasam da olurmuş. Buna rağmen uzunca bir süre sonra bazı şeyleri baştan tekrar etmek çok iyi oldu.

Her bir kur 10 hafta sürüyor (Yaklaşık 3 ay) ve kur devam ederken 2 tane sınav yapılıyor. Birine vize diğerine final diyebiliriz. Her ikisinin de ağırlığı %5o ve 7. seviyeye kadar geçme notu 60 puan. 7. seviyeden yani orta düzeyin son basamağından, ileri seviyenin ilk kuruna geçmek için ise ortalamanızın 70 olması gerekiyor. İleri düzey kurlarında ise geçme notu 65 oluyor.

Kur içinde yapılan sınavlar neticesinde, şayet geçme notunu alamazsanız bir üst kura devam edemiyorsunuz. Açıkçası bu benim oldukça önem verdiğim ve çok doğru bulduğum bir uygulama. Zira bireyler kurslara, çok değerli olan vakitlerini ve maddi imkanlarını harcayarak belirli bir takım bilgiler elde etmek için giderler. Geçme notu zorunluluğu, bu anlamda bireyi disipline eden bir süreç yaratıyor burada. (Douglas McGregor’un X tipi insan modelinin bize oldukça uyduğunu düşünüyorum, bunu da not düşmek isterim buraya.)

Bazı kurslarda böyle bir zorunluluğun olmadığını görüyorum. Bu, ileri seviyelerde sınıf içinde çok ciddi düzey farklılıklarına da yol açabiliyor. Bu görüşe elbette katılmayanlar olabilir ama nihayetinde bu, şahsi kanaatimce çok da sağlıklı bir durum değil. Üstelik son tahlilde öğrencinin aleyhine değil lehine…

Derslere devam zorunluluğu diye bir şey hatırladığım kadarıyla yok ama yabancı dilin süreklilik gerektirdiği malum. Ben 1,5 yılı aşkın İngilizce kurs eğitimim süresince, toplamda sadece 2 veya 3 ders kaçırdım. O da hasta olduğum için. Dersliklerden biraz bahsetmek gerekirse, hepsinin ferah ve maksimum 20-25 kişilik sınıflar olduğunu söyleyebilirim. Zaten kurlar ilerledikçe gelen kişi sayısı da otomatikman azalacaktır.

Bir diğer önemli konu hocalar… Kurs eğitmenleri, Boğaziçi Üniversitesinin kendi öğretim elemanlarıdır. Bu da ciddi bir fark yaratan başka bir unsur. Çevrenizden mutlaka duymuşsunuzdur. Ticari işletme olan kursların bazıları Afrika veya Orta Doğu kökenli hocalar çalıştırır. Burada böyle bir manzarayla karşılaşmayacağınız kesin.

Bunun dışında her kur sonunda hoca mutlaka değişir. Üst üste aynı hocayla devam etmezsiniz. Ya da aynı hocayla üst üste en fazla 2 kur yaparsınız. Hocalar derslerde neredeyse hiç Türkçe konuşmaz ve aynı şekilde öğrencileri konuşmaya teşvik eder. Konuşmanın yanı sıra dinleme alıştırmaları da yapılır. Bol bol çalışma kağıdı ve alıştırma verirler. Hala bir tomar alıştırma kağıdı kütüphanemde duruyor.

İngilizce kurs önerisi

2011 Eylülünden 2013 başına kadar bu kurslara devam ettim ve 9. kur sınavından başarıyla geçtiğim halde 10. kura başlamadım. Tabii bunun birkaç sebebi var. Her hafta sonu 2 gün, sabahtan Avcılar’dan kalkıp Hisarüstüne gidip gelmek yorucu olmaya başlamıştı. Bunun da ötesinde, artık Gramer olarak öğrenebileceğim pek bir şey kalmamıştı. Açıkçası geldiğim noktanın bana yeteceğine karar verdim ve kursu o noktada bıraktım.

Nitekim 2014 yılındaki YDS sınavından 71 aldım. Her ne kadar bu sınav İngilizce yeterliliğini ölçmede tüm yönleriyle kapsamlı bir sınama sınavı olmasa da (Çünkü IELTS veya TOEFL gibi speaking, listening, writing gibi bölümleri yok ve dil yeterliliği sadece testle ölçülmez) bu neticeye ulaşırken, Boğaziçi Üniversitesi Yabancı Dil Kursunda edindiğim bilgilerin ve geçirdiğim zamanın etkisi çok büyük oldu. Bu bir buçuk seneyi aşkın zaman diliminde kursa hiç gitmemiş olsaydım muhtemelen bu seviyede olamayacaktım.

Ancak bilhassa dil öğreniminde unutulmaması gereken bir şey var. Hangisi olursa olsun, kurslar size her şeyi öğretip sihirli bir değnek değmiş gibi bir anda konuşturamaz. Üstte de yazdığım gibi, oldukça uzun yıllar süren bir emek var ortada. İş tamamen öğrencide bitiyor. Burada bir virgül koyup, konuyla ilgili, geçen aylarda okuduğum bir kitaptan çok değişik bir anekdot paylaşacağım.

Olay, 1818 yılında bir Fransız edebiyat öğretmeninin başından geçer… Fransız edebiyat okutmanı Joseph Jacotot, -biraz da mecburi sebeplerden ötürü- öğretmenlik yapmak için Hollanda‘ya gider. Öğrencileri, başından itibaren yeni hocalarını çok sever ancak ortada büyük bir sorun vardır: Ne öğrenciler Fransızca bilmektedir, ne de Jacotot Hollandaca…

Tesadüfen, tam da bu sıralarda Francois Fenelon’un (Fransız yazar) Telemeque isimli eseri (Bu kitap, bizim edebiyatımız için de son derece önemli bir yapıttır zira Türkçe’ye çevrilen ilk romandır) her iki dilde de basılır. Bu, Jacotot ve öğrencileri için büyük bir fırsat yaratır. Nitekim kahramanımız sıra dışı bir şeyi dener ve öğrencilerinden bu çift nüshayı karşılaştırarak okumalarını, daha sonra da okudukları kitap hakkındaki düşüncelerini sadece Fransızca olarak özetlemelerini ister!

Herhangi bir Fransızca alt yapısı olmayan, kendilerine temel olarak hiç bir şey anlatılmayan (ne fiil çekimleri ne de imla) öğrencilerin umulmadık başarısı Jacotot’u hem şaşırtır hem de sevindirir. Ve şöyle der: “Demek ki, başarmak için tek gereken istemekti. Demek ki her insan başkalarının yaptığı ve anladığı her şeyi anlamaya potansiyel olarak kadirdi.” O, aslında öğrencileri Fransızca öğrenme azimleriyle baş başa bırakmıştı… Bu kitabı okumak isteyenler için linkini de vererek şimdi tekrar konuya dönüyorum: (Jacques Ranciere-Cahil Hoca)

Bir dili öğrenirken aynı zamanda kullanmak da gerekiyor. Mesela ben, yabancı arkadaşlarımla Skype ve Whatsapp aracılığıyla sürekli görüşüyorum, mail yazışmaları yapıyorum ve hepsinden önemlisi yurt dışı gezilerimde İngilizceyi zaten sürekli kullanıyorum. Siz de örneğin sinema filmlerini Türkçe dublaj yerine alt yazılı izleyerek hiç olmazsa kulak dolgunluğu oluşturabilirsiniz. Bunun yanı sıra hangi seviyede olursa olsun İngilizce kısa öykü kitapları okumak faydalı olacaktır.

İngilizce seviyeleri örnek tablo

Eğer imkanınız varsa, en iyisi hiç kuşku yok ki yurt dışı İngilizce dil okulu. Yurt dışında eğitim almak kulak dolgunluğunu da zaten kendiliğinden beraberinde getirecektir. Ayrıca öğrenirken mecburen günlük hayatta konuşmak/pratik yapmak durumunda da kalacaksınız. Bu da öğrenmeyi hızlandırır. İngilizce yayın yapan Youtube kanallarına abone olmak da fayda sağlayacaktır.

Cep telefonunuza Tureng aplikasyonunu indirip kullanabilirsiniz. Bunun dışında Collins‘in online ve basılı sözlüğü de çok işe yarar. Ve belli bir seviyeye ulaştıktan sonra (Örneğin Boğaziçi Üniversitesi dil kurslarına göre söylersem bu 6. veya 7. seviye, diğerleri için B2) mutlaka ama mutlaka İngilizce-İngilizce sözlüğe geçin. İnanın 2 kat daha verimli olacak. Bir kelime öğrenirken bir başka kelimeyi de öğreneceksiniz. İngilizce-İngilizce sözlük olarak da uzun yıllardır kullandığım Oxford Wordpower‘ı tavsiye ederim.

YDS, IELTS veya TOEFL sınavına hazırlanmayı düşünenler için de naçizane bir önerim olacak. Genel İngilizce seviyeniz şayet Advanced değilse hiç boşuna kürek çekmeyin derim. Önce genel İngilizce seviyenizi mutlaka ama mutlaka Advanced veya C1 yapın. Bu sınavlara ondan sonra hazırlanın. Upper Intermediate bile yetmez. Bunu bütün samimiyetimle söylüyorum. Henüz yeterli seviyede değilken yapmaya çalışacağınız bu sınav hazırlığı, size en çok ihtiyacınız olan vakti de kaybettirir. Dediğim gibi, öğrenmenin yaşı yok.

Boğaziçi Üniversitesi YADYOK tarafından düzenlenen İngilizce dil kursları ile ilgili diğer detaylı bilgilere (Ücretler, ödeme şekli vb.) buradan ulaşabilirsiniz: İngilizce Kursu

Herkese bol şans!

Good luck!

One Response

  1. Ali murat Demir 21 Şubat 2017

Leave a Reply