Corona Günlükleri 1. Bölüm

Herkese merhaba.

Malum, gündem neredeyse son iki aydır Corona Virüsü. Ben, 2020 yılı ocak ayının sonunda Kazakistan’dayken, sadece Çin’deki etkileri konuşuluyordu. O da belli belirsizdi. Ancak çok geçmeden işin seyri ve rengi birdenbire değişiverdi. Zira bir süre sonra Covid 19 hastalığı dünyanın her bir köşesine doğru hızla yayıldı. Yayıldıkça da tüm ülkeler artık aynı şeyi konuşur oldu. Nisan 2020 itibari ile tüm dünyanın konuştuğu konu aynı diyebiliriz rahatlıkla: Koronavirüs Hastalığı veya bir başka ismiyle Covid-19

Hal böyleyken kimsenin artık seyahati falan düşündüğü yok. Kısa vadede düşüneceğini de pek sanmıyorum. Hastalığın etkileri azalsa ve alınan önlemler (karantina, izolasyon, sokağa çıkma yasakları, sınırların kapatılması vs.) ortadan kalksa bile kimsenin ilk etapta turistik amaçlı seyahati düşünecek pek bir hali yok. Zira bunun psikolojik etkilerini bir süre daha yaşayacağız gibi geliyor. O nedenle ben de seyahat konularından biraz daha sıyrılıp daha genel konulara değinmek istiyorum.

Yazının başlığını “Corona Günlükleri” koydum. Ama bu, yazıların hepsinin bununla ilgili olacağı anlamına gelmiyor. Daha ziyade, hastalık öncesine göre hemen hepimizin daha fazla boş vaktinin olduğu bu günlerde aklıma üşüşen düşünceleri “Corona Günlükleri” başlığı altında sizlerle de paylaşmak istiyorum.

Amacım bu. Yani konular karışık. Burada yazacaklarım da, bu yaşanan süreçte aklıma gelen karmaşık düşünceler yumağı. Bunları bazı alıntılar ve bilimsel bilgilerle zenginleştirmeye çalışacağım. Ancak bu ilk yazı gerçekten de bu hastalıkla ilgili olacak.

Aslında bu ilk yazının konusu, dikkat ettiyseniz daha girişte belli oldu. Bu pandeminin özellikle de “psikolojik” yanı ile insan davranışları üzerindeki tesiri, orta ve belki de uzun vadede biz insanları bir hayli etkileyecek gibi görünüyor. Daha şimdiden, “Corona sonrası dünya nasıl olacak?” tartışmaları harlı bir alev haline gelmiş durumda…

İsterseniz burada biz önce, sosyolojinin ve psikolojinin basit birer tanımıyla başlayalım: “Sosyoloji, toplumun, toplumsal etkileşimin, bireyle toplum arasındaki ilişkinin, toplumsal kurumların yapılarının ve birbirleriyle ilişkilerinin bilimsel olarak incelenmesi anlamına geliyor.”

Bu basit tanıma biraz daha yakından bakarsak, birkaç şey öncelikli olarak hemen dikkatimizi çeker: Birey ve toplum ilişkisi, toplumsal etkileşim.

Psikoloji ise şöyle tanımlanabilir: “Davranışları ve zihinsel süreçleri inceleyen bilim dalı.” Psikolojinin başlıca amaçlarından biri insan davranışını açıklayarak bir bilgi tabanı oluşturmak ve bu bilgileri günlük hayatta yaşanacak sorunları çözmede kullanmaktır.

Şu ana dek görebildiğim kadarıyla hemen herkes, Covid 19 hastalığının ülkeleri ve dünyayı “ekonomik ve siyasi” açıdan gelecekte nasıl şekillendireceğini konuşuyor.

Ancak burada gözden kaçan çok önemli bir nokta daha var bana kalırsa. Bu hastalık elbette fiziksel yanıyla, yani beden sağlığımız açısından son derece önemli. Neticede burada insan hayatı söz konusu. En temel önceliğimiz de yaşam. Burada mutabıkız.

Küreselleşen bir dünyada ve ismine devlet adı verilen organizasyonlar içinde yaşadığımız için ekonomik ve siyasi sonuçları da elbette çok önemli. Bir yurttaş olarak içinde yaşadığımız devletin bu sürece ne gibi reaksiyonlar göstereceği, devletin ne gibi bir dönüşüm yaşayacağı da önemli. Bu politikalar sonuçta hepimizi ilgilendiriyor.

Ancak etkileri çok yakın bir gelecekte görülmesi muhtemel ve bedensel sağlıktan derece olarak hiç de daha az önemsiz olmayan “ruhsal sağlığımız” açısından sonuçları ne olacak? İşte bu soru da çok önemli. Yani işin bir de, gözden kaçırılmaması gereken bu yönü var aslında.

Dikkat ederseniz daha sadece bir aydır evdeyiz. Toplu ve uzun süreli bir sokağa çıkma yasağı da henüz yaşamadık. Buna rağmen bir çoğumuzun sıkıldığını ve bunaldığını görüyorum. Kendimi de elbette bundan ayrı tutmuyorum.

İnsan neticede sosyal bir varlık. Hiçbirimiz Robinson Crusoe değiliz. İçinden geçtiğimiz bu süreç sosyalleşmenin de aslında bizim için ne kadar değerli ve vazgeçilmez bir şey olduğunu öğretti. Daha doğrusu hatırlattı…

Maslow’un temel ihtiyaçlar hiyerarşisi piramidindeki üçüncü basamak, daha şimdiden alarm vermeye başlamış durumda. Uygulamalar sürerse neler olacağını kestirmek gerçekten çok zor.

Bu nedenle ben yakın zamanda ekonomist, uluslararası ilişkiler uzmanı ve siyaset bilimcilerden çok; psikolog, psikiyatr ve sosyologlara ihtiyaç duyulacağını ve onların görüşlerine kulak kabartılacağını düşünüyorum.

Ayrıca bu dönem onlar için de müthiş bir gözlem fırsatı yaratıyor aslında. Son birkaç gündür aklımı kurcalayan şey, işin bu kısmı aslında.

Tarihte mübadele ekonomisinden para ekonomisine geçtikten sonra pek çok şey değişti. Basit bir kağıt parçası olan para, bir anda her şey haline geldi.

Para herkes için elbette önemli. Ama sevgi, dayanışma, bir arada olma, etkileşime geçme, iletişim ihtiyacı gibi durumlarda hiçbir işe yaramıyor. Yani bu anlamda iyi bir güdüleyici değil.

İşte bu süreçte bunu da deneyimlemiş olduk. Yaptığı tek şey, Maslow’un temel ihtiyaçlar piramidindeki en temel ihtiyaçlardan biri olan yemek ve barınma ihtiyacını gidermek oldu. Oysa biz düne kadar paranın gücünün her şeye yeteceğini düşünüyorduk.

Kaynak: Wikipedia

Bir tabu adeta yıkıldı. Kapitalizmin ana maddesinin içine düştüğü bu durum aslında son derece ironik, bir anlamda trajikomik. Şu an hayal edilemeyecek denli zengin olan biri bile bu önemli ihtiyacın -sosyalleşme- yeterince karşılanamaması dolayısıyla acı çekiyor.

İnsan bir harekette bulunurken, bir şeyi yaparken neden yapar? Sosyal psikologlara göre, insan eylemlerinin kökeninde üç temel faktör yer alıyor. Bunlardan birincisi, hayatımız üzerinde hakimiyet sahibi olmak. İkincisi, sevmek, sevilmek ve ait olmak ihtiyacı. Son olarak ise benliğimizi değerli görmek geliyor.

Yaşadığımız bu süreç, yani evlere hapsolmak durumunda kalmak, hayatımız üzerindeki hakimiyet hissimizi giderek azalttı. Bu da doğal olarak yavaş yavaş ciddi bir kaygı ve stres kaynağı haline gelmeye başladı. Ve bu da Covid-19’un bedensel tahribatı yanında ruhsal tahribata da yol açtığının en somut göstergesi aslında.

Bununla ilgili bir başka şey daha var. Olağan dışı bir süreci yaşayan insanoğlu, giderek hassaslaştı ve karşılaştığı olaylara normalde olduğundan çok daha farklı tepkiler vermeye başladı.

Eminim şu an bu yazıyı okuyan biri olarak bunu siz de yaşamışsınızdır. Örneğin sokakta her öksürene/hapşırana Koronalı muamelesi yapılmaya başlandı. İnsanların tepkileri değişti. Artık dışarıdayken, örneğin gıcık yaptığı için istem dışı bir şekilde hafifçe öksürmeye bile korkar hale geldik.

Üstelik bu olağan dışı süreç bizi kış aylarında yakaladı ve bu mevsimin getirdiği rutin hastalıklara yakalanmış olanlar da kendini iyice tedirgin hissetmeye başladılar. Hem, “Acaba ben de Koronavirüs mü oldum?” düşüncesiyle, hem de öyle olmadıkları halde, kendisi dışındakilerin bu şekilde gösterdikleri tuhaf tepkiler nedeniyle…

Dolayısıyla yakın zamanda medyada asıl boy göstermesi gerekenler, bana kalırsa siyaset bilimci ve uluslar arası ilişkiler uzmanlarından ziyade bu bahsettiğim meslek grubunun üyeleri olacaktır. Yani psikologlar, psikiyatrlar ve sosyologlar. Ve onların getireceği açılımlar, yapacağı yorumlar ve öne süreceği yeni fikirler, geleceğimizi şekillendirmek adına son derece önemli olacak diye düşünüyorum.

Tam da ben şu an okumakta olduğunuz bu yazının ilk halini yayınladıktan birkaç gün sonra, buna benzer bir konuyu işleyen bir yazıya denk geldim internette. Onu da buraya eklemek istiyorum.

Burada yazar meseleyi -yani sosyalleşme ihtiyacını- daha ziyade yaşlılar ve onların durumu üzerinden ele almış da olsa, genel düşünce benimkiyle hemen hemen aynı. İngilizce bilenler bu yazıya da bakabilirler:

covid-19-social-distancing-elderly-epidemic-isolation-quarantine

Ben yine de kendi yazımı, Çetin Altan’ın gazetedeki köşe yazılarını bitirdiği bir cümleyle bitirmek istiyorum: Enseyi karartmayalım.

Hepinize sağlıklı günler.

Okumak isteyenler için Corona Günlükleri Bölüm 2 burada: Corona Günlükleri 2. Bölüm

Burada da “Evde Kal” başlıklı yazım var: #Evde Kal?

Kaynaklar:

  • Psikoloji, Ed. Zeynep Cemalcılar, Birden fazla yazar: Anadolu Üniversitesi Yayınları, Eskişehir, 2016
  • Sosyolojiye Giriş, Ed. Nadir Suğur, Birden fazla yazar, Anadolu Üniversitesi Yayınları, Eskişehir, 2017

4 Comments

  1. Semi 4 Mayıs 2020
    • Gezivita 6 Mayıs 2020
  2. Akın Birol 20 Mayıs 2020
    • Gezivita 21 Mayıs 2020

Leave a Reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.