Paris’in Dünü ve Bugünü

Paris’in Dünü ve Bugünü

Merhabalar.

Bu, 2018’in ilk yazısı. Öncelikle hepinize iyi seneler diliyorum! 2018 bir önceki yıldan daha başarılı, daha mutlu geçsin. Ve söylememe pek gerek yok ama, 2018 yılında 2017’den daha çok seyahat edin. 2018 sona ererken, arkanızda bir önceki yıldan daha çok pişmanlık kalmasın. Bu yalnızca seyahat için değil her şey için geçerli aslında.

Ben şu sıralar gezilere biraz ara verdim. Yurt dışı gezi notları yerine kültür sanat ile devam edelim o halde. Bir film önerim var. Bunun yanı sıra bir de sergi haberim var size. Daha doğrusu, ne yazık ki kısa bir süre önce sona eren bir sergiden fotoğraflar paylaşmak istedim bu kez.

Paris fotoğrafları sergisi

Çok tanıdık bir manzara öyle değil mi? Bir seyyar satıcı hünerlerini sergiliyor. Paris, 1909

Filmin adı Hitler: The Rise of Evil. Türkçe’ye; Hitler: Şeytanın Yükselişi olarak çevrilebilecek, 2003 yapımı bir TV filmi bu.

Ancak bu film ile ilgili detaylara geçmeden, geçenlerde ziyaret ettiğim şu sergiden bir bahsedeyim önce. Aslında hem bu sergiden, hem daha önceki Paris seyahatimden hem de Paris gezisi sırasında satın aldığım bir dergiden karışık olmak üzere güzel fotoğrafları bir arada sizinle paylaşmak istiyorum bu defa.

23 Ekim-21 Aralık 2017 tarihleri arasında İstanbul Notre Dame De Sion Lisesinde bir sergi vardı: Paris’in Dünü ve Bugünü. Tesadüfen afişini gördüğüm bu sergi elbette hemen ilgimi çekti. Gitmesem olmazdı.

Nitekim aralığın sonuna doğru, henüz bitmeden ucundan da olsa yakalayabildim. Hatırlayacağınız gibi, daha önce Fransa ve Paris ile ilgili yazılar yayınlamıştım blogta. Bunlardan biri Fransa’da geçen 10 film önerisiydi mesela: Fransa’da Geçen Filmler

Tarihi Fransız okulu Notre Dame De Sion Harbiye’de. 1856 yılında açılan okul, 1. Dünya Savaşı yıllarında  kısa bir süreliğine kapanıp tekrar açıldıktan sonra hastane olarak hizmet vermiş.

Savaşın bitimi ve Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşu ile eğitim öğretim faaliyetine kaldığı yerden tekrar başlamış. Günümüzde, eğitim faaliyetinin yanı sıra çok çeşitli kültürel etkinliklere de (konserler, sergiler vs) ev sahipliği yapıyor.

Parisin Dünü ve Bugünü başlıklı fotoğraf sergisinde, Paris şehrinin hikayesi önemli kişiler, yerler ve olaylarla beraber sunulmuş. Siyah beyaz ve renkli olmak üzere karışık bir şekilde sergilenen yetmişin üzerinde fotoğraf sizi zamanda yolculuğa, keyifli ve nostaljik bir Paris turuna çıkarıyor.

Parisin dünü ve bugünü

1910 yılında gerçekleşen sel.

Eski Paris fotoğrafları sergisi Notre Dame De Sion Lisesinde düzenlendi.

Aslında bu yazıyı sergi bitmeden yayınlayamadığım için gerçekten çok üzgünüm. Böylece sizler de gidip yerinde görebilirdiniz. Ancak gördüğünüz gibi ben de son anda yetiştim ve yine gördüğünüz gibi ancak yazma fırsatı bulabildim. Fakat bundan böyle buradan bakarak siz de okuldaki etkinlikleri kendiniz takip edebilirsiniz. Böyle herkese açık etkinliklerden bolca var.

Paris deyince akla gelen ilk şey doğal olarak sanat oluyor. Ancak bunun yanı sıra şehrin mimarisi de inanılmaz. Şair Paul Valery, Parisi Dünyada olabilecek en eksiksiz şehir olarak tanımlamış. Ortasından geçen Seine Nehri ise adeta bunu onaylıyor, şehre bambaşka bir güzellik katıyor…

Günümüzde Paris ve Seine Nehri

Paris, 1856

Fotoğrafçı Charles Negre, arkadaşı Henri Le Secq’u Notre Dame Kilisesinin tepesinde fotoğraflamış.

Eyfel Kulesinin Boyacısı Zazou, 1953

Eyfel Kulesi

Eyfel Kulesi yapım aşamasında, 1888

Before Sunset isimli Paris’te geçen filmi herkes izlemiştir diye düşünüyorum. Burada izninizle ben birazcık susuyorum, Kath Bloom o kadife sesiyle söylüyor. (Gerçi bu şarkı Before Sunrise isimli serinin diğer filminden ama olsun.)

La Mome isimli filmde de, çarpıcı ve bir o kadar da çalkantılı hayatını tüm çıplaklığı ile görebileceğiniz Parisli sanatçı Edith Piafın yaşantısına tanık olabilirsiniz. Edith Piaf (1915-1963) sergide yer alan bu fotoğrafında, Crespin Du Gast sokağı 5 numaradaki evinde dışarıyı seyrederken görülüyor.

Edith Piaf

Alexandre 3 Köprüsü, 1900

Eski Paris fotoğrafları, 1930

Paris fotoğrafları, 1930

Paris’te son tango, 1948

Ayhan Işık mı desem, Clark Gable mı bilemedim. Muhteşem bir fotoğraf. Harika, harika!

Fransa Bisiklet Turunu, şu ana dek hayatınızda bir kez olsun seyretmeseniz bile namını ve dünya çapındaki popülaritesini duymuşsunuzdur. Her yıl temmuz ayında koşulan ve tüm dünyada milyonlarca izleyicisi olan bu dev spor organizasyonu, sporcuların adeta gövde gösterisine sahne olur. Fakat yalnızca sporcular mı? Elbette hayır. Aynı zamanda büyük firmaların da. Ancak sportif amaçlı görünen turun ortaya çıkış hikayesi çok farklı aslında…

Geçenlerde okuduğum Fransa Turu Tarihi isimli Jean Françios Mignot imzalı kitaptan öğrendiğime göre, başlangıcından bu yana tur aslında tamamen ticari amaçlı bir spor gösterisi. Şaşırtıcı değil mi? Peter Sagan’ı, Lance Armstrong’u (yaptığı doping nedeniyle kendisini hala affetmedik ama olsun), Cadel Evans’ı, Mark Cavendish’i, Alberto Contador’u kora kor mücadele ederken izlerken hiç böyle düşünmemiştik halbuki…

Gazeteler 19. yüzyılın sonlarından itibaren baskı sayılarını artırmak için bisiklet turları düzenler. Öte yandan bisiklet ve lastik üreticileri yine aynı dönemden itibaren bu yarışları kazanmak ve böylece kendi malzemelerinin üstünlüğünü kanıtlamak için bisiklet yarışçılarının sponsorluğunu yaparlar. Fransa Turu, bisiklet yarışlarının kar amacı taşıdığı bu bağlamda doğar. (Jean François Mignot, Fransa Turu Tarihi, Çev. Şule Ünsaldı, Notabene Yayınları, Ankara, 2015)

Kitapta bu tezi destekleyen veriler ve istatistiki bilgiler mevcut. Yabancısı da olsanız spora kısa bir giriş yapmak için ideal bir okuma.

Sergide en beğendiğim fotoğraflardan biri de, 1950 yılında çekilmiş bu fotoğraf oldu. Fotoğrafta 1950 yılı Fransa Bisiklet Turu son etabında bisikletçiler Saint Denis Bulvarında, Prado Pasajının önünden geçerken görülüyor.

1950 Fransa Bisiklet Turu son etabı

Peki, Pariste Gece Yarısı‘nı izleyen kimler var bir görelim? Dali’yi ve onu canlandıran Adrian Brody’nin sahnesini hatırlıyor musunuz? Ben biraz yardımcı olayım isterseniz.

Salvador Dali (1904-1989), yirminci yüzyılda en tuhaf sanat eserlerini yaratan isimlerin başında geliyor kuşkusuz. İspanya’da Katalonya’da doğan sanatçı, gençliğinde Madrid’te kaydolduğu ve Luis Bunuel ile tanıştığı güzel sanatlar akademisinden atılır.

Atılma sebebi ise kişiliğini düşündüğümüz zaman insanı hiç de şaşırtmayan cinsten. Salvador Dali, öğretmenlerinin kendisinin eserlerini değerlendirecek yeterlikte olmadığını söylemiştir.

1929 yılında ise -herhalde burada biraz sıkıldığından olacak- Parise hareket eder. 1936 yılında Time dergisine de kapak olan Dali, alttaki fotoğrafta bisikletiyle Paris sokaklarında görülüyor.

Onun altında ise, Paris seyahati sırasında kaldığım Republique Meydanı yakınlarındaki Voltaire Bulvarı kaldırımlarına park edilmiş Solex marka bisikletler görülüyor. Solex, bir döneme damgasını vurmuş Fransız bisiklet markasıdır…

Salvador Dali

Solex marka bisikletler

Montmarte, Paris’in en meşhur bölgelerinden birisi. Instagram arama kutucuğuna Montmarte yazın ve görün. 🙂 Meşhur Sacre Coeur Kilisesi de bu semtin simgelerinden biri.

Sokak arasından görünüşüyle bu fotoğraftaki siyah beyaz Sacre Coeur Bazilikası, bana yine benzer biçimde sokak arasından çekilen Galata Kulesi fotoğrafları hatırlattı doğrusu. Onun altındaki fotoğraf ise benim birkaç yıl önceki Paris gezimden…

Sacre Coeur Kilisesi

Paris Montmarte

Galata Kulesi

Sacre Coeur Bazilikası

Bunlar da Paris fotoğrafları olarak son paylaşmak istediklerim. Hepsi birbirinden güzel eski Paris fotoğrafları. İnsan bakmaya doyamıyor…

Paris fotoğrafları

Siyah Beyaz Paris

Paris Opera Binası, 1962

Parisli çocuklar, 1955

Simone De Beauvoir, 1945

İstiklal Caddesindeki Nostaljik Tramvayı andırmıyor mu? Hani şu mahvedilen, ruhu koparılıp atılan İstiklal Caddesi…

Paris fotoğrafları, 1969

Evet, artık gelelim filme…

Hitler The Rise Of Evil

Hitlerin adım adım iktidara gelişini anlatıyor film. Örneğin Ekşi Sözlükte çok eleştirilmiş ama açıkçası ben bu filmi beğendim. Ama ilk anda başrol oyuncusu Robert Carlyle’in bu rol için bana biraz komik geldiğini itiraf etmeliyim.

Hele, Çöküş‘teki (Der Untergang) Bruno Ganz‘ı seyrettikten sonra… Henüz izlemediyseniz, onu da mutlaka öneririm. Tarih meraklıları sevecektir. (Çöküş)

Film, çeşitli kriterlere göre değerlendirilebilir aslında. Ben, günün şartlarını ve o dönemde yaşanan tarihsel olayları bildiğim için, bunların içinden en önemli kesitlerin kronolojik olarak görselleştirilmesi nedeniyle son derece hoşnut kaldım. Yani bu film oyunculuklar ne kadar vasat dahi olsa, benim açımdan daha başından belli bir ilgiyi hak etmişti zaten.

Weimar Cumhuriyeti ve onun anayasasının getirdiği sonsuz özgürlük ortamında, (bu özgür ve şiddetten uzak ortamı teneffüs edebilmek için, Stefan Zwieg’ın olağanüstü otobiyografisi Dünün Dünyasını da okumanızı salık veririm) hasta ruhlu bir adamın, içinde bulunduğu koşullardan da kendisine uygun biçimde yararlanarak, adım adım iktidara gelişini seyretmek, doğrusu inanılmazdı…

Özellikle Versay Anlaşması ile eli kolu bağlanan bağlanan Almanya’da zamanla hızla tırmanan enflasyon, artan işsizlik ve bunun sonucu yaşanan ekonomik çöküntü ülkeyi taş taş üstünde kalmayacak daha da feci bir sona doğru sürüklüyor.

(Tarihsel önemi çok büyük olan bu anlaşmanın imzalandığı Versay Sarayından Paris gezi notları yazısının içinde bahsetmiştim. O yazımı da bir ara okuyabilirsiniz. Burada da Paris gezi rehberi 1. bölüm var: Paris gezi notları 1. bölüm )

Başarısız Kapp Darbesi, Birahane Darbesi, Kristal Gece gibi olaylar hakkında bilgi sahibi değilseniz, film çok havada kalır. Söz gelimi Ruhr Bölgesini işgal eden Fransa’nın, her ne kadar daha sonraları Lokarno Döneminde hatasının farkına varıp geri adım atmasına rağmen, Hitler’in ekmeğine nasıl da yağ sürdüğünü hissediyorsunuz filmi izlerken…

Hitler Rise of Evil Fotoğraf www.imdb.com’dan alınmıştır.

Henüz SS kurulmadan önce, Hitler’in SA şefi Ernst Röhm ile olan güç mücadelesi etkileyici bir şekilde tasvir edilmiş. (Bu konuyla ilgili detaylı bir anlatımı da, Yapı Kredi Yayınları tarafından basılan, Howard M. Sachar imzalı Avrupa’nın Katli 1918-1942 isimli kitapta bulabilirsiniz.)

Benim de mesela daha önceden bilmediğim, Hitler’in üvey kız kardeşinin çocuğu Geli ile olan ilişkisi de, filmdeki kısa ama dikkat çekici bölümlerden biriydi. Genç kızın uğradığı akıbet, Hitler’in nasıl bir kişilik yapısına sahip olduğu hakkında dikkat çekici ipuçları veriyor. Aynı şeyi Eva Braun’un intihar girişiminde de görmekteyiz.

Hermann Kesten, Brüksel’deki sohbetleri esnasında ondan her şeyden önce bunu öğrenmek ister: Almanya’da durum bugünlerde nasıldır? Ne derece kötüdür? Aklı başında insanların ruh hali ne alemdedir? Ümit var mıdır? Bir zaman gelip bunların biteceğine dair bir emare var mıdır?

Irmgard Keun anlatır, canlı, özgün ve anlaşılır bir şekilde, evet. Ama anlatıkları temelde dehşet vericidir ve bunların sona ereceğine dair bir ümit içermez. Sömürge malı tacirleri ile çığırtkan dulların Nietzsche’nin felsefesini infaz ettiği bir Almanya’dan bahsetmektedir. Neşeden yoksun, kaba şarkılarla, tehditkar radyo konuşmalarıyla, marşlar, parti günleri, Heil naraları ve kutlamalarla sürüp giden yapay bir esrime içindeki bir Almanya.

Bir Almanya ki, kafaları güzel küçük burjuvalarla dolu. Kafaları güzel çünkü öyle olmaları gerekiyor. Kafaları güzel, çünkü akılsızlık bir erdem olarak övülmüş. Kafaları güzel çünkü yalnızca itaat etmelerine ve korku beslemelerine izin verilmiş ve kafaları güzel çünkü iktidarı almışlar. (Volker Weidermann, Karanlıktan Önceki Yaz, Çev. Zehra Kurttekin, Can Yayınları, İstanbul, 2018)

Bu filmi izleyeceklere tavsiyem, öncelikle üstte bir kısmını andığım olayları okumaları, bunlar hakkında ufak da olsa bilgi sahibi olmaları, ardından filmi bu şekilde izlemeleri yönündedir. Hatta Oral Sander’in Siyasi Tarih isimli kitabının ilgili kısımlarını da aklımdayken önerebilirim hemen. Kitap için buraya tıklayın: Siyasi Tarih

Hitler’in düşüşü ve son günlerini ise üstte belirttiğim Çöküş isimli filminde görebilirsiniz. Ayrıca yine bu dönem ve konular ilginizi çekiyorsa, “Naziler: Tarihten Bir Uyarı” isimli (The Nazis: A Warning From History) BBC yapımı belgeseli de şiddetle tavsiye ederim. Bu belgeseli oldukça uzun olduğu için parça parça seyretmekte yarar var. Aksi halde sıkılabilirsiniz.

Filmin IMDB puanı 7,3 Bir film önerisi bir de sergi demiştim yazının başında. Yazı nerelere gitti, kaç film önerisi oldu, aradan kitaplar fırladı. Eh, yapacak bir şey yok. Fazla bilgi göz çıkarmaz. İyi seyirler. 🙂

Yazıda kullanılan fotoğrafların yer aldığı albüm: Paris Fotoğraf Albümü

2 Comments

  1. semi 5 Ocak 2018
    • Kaan Önem 5 Ocak 2018

Leave a Reply