Mehmet Ali Kılıçbay

Mehmet Ali Kılıçbay

Muhteşem bir insan, harika bir yazar! Kimden mi bahsediyorum? Tabii ki Mehmet Ali Kılıçbay’dan! Yeni Aktüel dergisindeki yazılarını gülümseyerek okuduğumu daha dün gibi hatırlıyorum. Hatta zaman zaman olduğum yerde kahkahalar attığımı da…

Sene 2005’ti ve köşesinin ismi Dar Açıydı. Köşesinde yer alan, alttaki yazıda da görülen fotoğrafında “Siz adam olmazsınız” demek istercesine -biraz da haklı olarak- alaycı bir edayla gülerdi.

Bizde Üniversite Böyle Olur Efendim başlıklı yazısı.

Kaynak: Yeni Aktüel Dergisi, Yıl 2005, s. 34-35

O dönemden bazı yazılarını kesip saklamıştım. İyi ki yapmışım bunu. Her ne kadar gelişen teknoloji sayesinde istediğimiz an veritabanlarına ulaşım mümkün olsa da, Basılı Kitap & E-Kitap yazısında da belirttiğim gibi, asla unutulmaması gereken bir şey daha var; teknoloji bizi artık yürürlükten kalkan bir zamanlar depolanmış verileri elde etmekten kimi zaman alıkoyabiliyor.

Neyse ki o yazılar, hala kütüphane mertebesine erişemeyen -ve görünen o ki, daha uzun bir süre de erişemeyecek olan- kitaplığımın üst rafında, arada açıp okunmak üzere bekliyorlar. Konuya böyle direk girdim ama eğer isterseniz şimdi tanımayanlar için kendisini tanıtayım hemen. Mehmet Ali Kılıçbay kimdir?

Profesör Doktor Mehmet Ali Kılıçbay 1945 yılında Ankara’da doğmuştur. Galatasaray Lisesini ve Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesini bitirmiştir. İmge Kitabevi tarafından basılmış kitaplarının yazar tanıtım kısmında yazdığı gibi, Mehmet Ali Kılıçbay halen çeviri yapıyor, hayal kuruyor, kitap yazıyor, düşünüyor, polemik yapıyor…

İki binli yılların ortası, kişisel aydınlanma açısından benim için gerçekten çok farklıydı. Bir dönüm noktasıydı adeta. Yeni yeni bir şeylerin ayırdına varabildiğim, lise mantığı ve havasından sıyrılıp üniversitede okumakta olduğumu gerçekten hissetmeye başladığım bir dönemdi.

Tıpkı çok sevdiğim yazar Stefan Zweig’in, Floransa’da, ufak bir davet öncesi, tamamen tesadüf eseri, konuk olduğu dairede ev sahibini beklerken eline geçen Şafak kitabından Romain Rolland ile karşılaşması gibi, ben de tam vaktinde, hoş bir kazanç olarak karşılıyordum Mehmet Ali Kılıçbayı, yazılarını ve onun düşünce biçimini…

Kılıçbay, en sevdiğim akademisyen tipidir. Sahip olduğu bilgi birikimini aktarırken aynı zamanda güldürür. Hicveder ancak bunu ince mizahi anlatımlarla ve karşısındakine saygısızlık etmeden yapar. Bu, kanımca en büyük artısıdır.

Kalıplaşmış cümlelerden ve ezberden uzak duruşu, her an insanı tetikte tutar. İşte bu yönüyle örneğin kendisini dinleyen öğrenciyi sıkmaz, okuyucuyu kaçırmaz. Bu, özellikle sosyal bilimlerle ilgili disiplinlerde büyük bir fark yaratır.

Mehmet Ali Kılıçbay kitapları

İlk hangi kitabını okuduğumu gerçekten anımsamıyorum. Ancak bugüne kadar birçok kitabını severek ve hayranlıkla okuduğumu söyleyebilirim. İlk aklıma gelenleri yazayım bir çırpıda; Feodalite ve Klasik Dönem Osmanlı Üretim Tarzı, Biz Zaten Avrupalıyız, Soytarı Gülmez Sırıtır, Siyasetsiz Siyaset, Pazar Sabahı, Uyruktan Vatandaşa Geçimden İktisada, Ne Gülüyorsun Bu Senin Hikayen…

Kitapları yaş ve eğitim durumu fark etmeksizin herkesçe okunmalıdır. Her yönüyle grotesk olan toplumumuzu, aynı Aziz Nesin gibi enfes bir dille tahlil etmektedir kitaplarında. Siyasetsiz ve iktisatsız bir ülke oluşumuzu, bir çok farklı örnekle betimleyerek beynime bir daha çıkmamak üzere kazımıştır kendisi adeta.

Altta kısa bir paragrafını alıntıladığım Siyasetsiz Siyaset isimli kitabı, ilk basımı 1998 yılı şubat ayına denk gelen bir yayın. Bu kitaptaki her yazı ayrı birer ders verir. Aradan yaklaşık 20 sene geçmesine rağmen, kitabı okuduğunuzda yazılanların hala güncelliğini koruduğunu ve aslında Türkiye’de neredeyse hiçbir şeyin değişmediğini görüp çok şaşıracaksınız.

İktidar açısından medya, elbette yönetimi elinde tutan siyasal oluşumların aracı olmalıdır. Çünkü Türkiye’de siyaset herkesin işi değil, adları siyasetçi olduğu için meslekleri de öyle sanılan, sözüm ona profesyonel bir grubun işidir. Halk siyaset yapma hak ve yetkisini sanki bunlara devretmiştir.

Türkiye’deki egemen kavrayış, siyasetin halka ait bir faaliyet olduğunu kabul edememektedir. Bunun sonucunda, iktidarı elinde tutan grup halkla değil, iktidar rakipleriyle ilgilenmekten başka bir şey yapmamakta, bu da siyaset sanılmaktadır. (Kaynak: Mehmet Ali Kılıçbay, Siyasetsiz Siyaset, İmge Kitabevi, Ankara, 1998, s. 140)

Siyasetsiz Siyaset kitabı ilk basım tarihi 1998

İnsana hiçbir getirisi olmayan Türkiye’nin yapay gündeminden, gazetelerin bomboş köşe yazarlarından, bilgi birikimi tartışmaya son derece açık, saatlerce konuşup sonunda dişe dokunur hiçbir şey söyle(ye)meyen sözüm ona tartışma programlarının niteliksiz katılımcılarından o günden bu yana uzak duruyorum. Haliyle çoğu zaman giderek daha da yalnızlaştığımı fark etsem de bu durumdan asla şikayetçi değilim. Olmadım.

Örneğin Soytarı Gülmez Sırıtır kitabı, Güldiken isimli bir dönemin oldukça kaliteli dergisinde çıkmış olan yazılarının derlemesi niteliğindedir. İlk baskısı 2004 yılına denk gelen bu yayından da bir alıntı yapayım.

Oyun ve taklit insanın doğasında var, atalarımızın ormanlarda kalan temsilcileri bunun en iyi kanıtı. Ama insanın maymundan elbette bir farkı olacak, yoksa kuzenlerinin ormandaki hipi hayatını sürdürür, çalışmak zorunda kalmazdı, şiir de yazmazdı, ağıt da. İnsan kendini çalışmaya ve kendini acımaya mahkum eden maymundur. Diğer maymunların insana bakarken sırıtmaları herhalde bu akılsız kuzenleriyle kibarca alay etmelerindendir. 🙂

Feodalite ve Klasik Dönem Osmanlı Üretim Tarzı kitabı ise, İktisat Tarihi, Feodalite ve Asya Tipi Üretim (ATÜT) konularına ilgi duyanları oldukça tatmin edecek çok güzel bir çalışma. İlk basım tarihi 1982.

Kılıçbay 2010 yılı başlarında, yine kendisi gibi birer cevher olan iki müthiş insan Ahmet İnam ve Cengiz Güleç ile TRT Okul kanalında bir program yaptı: Ne Diyoruz Ne Anlıyoruz? Bu programın birçok bölümünün tamamı şu an Youtube’da mevcut. Ben cep telefonuma da indirdim ve denk geldikçe izliyorum.

Üç değerli insan “Ne Diyoruz Ne Anlıyoruz” programında. Mehmet Ali Kılıçbay solda, Cengiz Güleç ortada, Ahmet İnam sağda.

Her bir bölüm aynı Game Of Thrones gibi yaklaşık 40 dakika sürüyor ve tabiri caize tam tadında bırakıyor. Sizin de mutlaka seyretmenizi isterim. İzledikten sonra kafanızda bir sürü düşünce filizlenecek.

Ve bu üç değerli akademisyenin üzerinizde oluşturacağı merak ve okuyup araştırma duygusuna içten içe minnettar kalıp teşekkür edeceksiniz. Bu program hakkında, yayından kaldırıldıktan kısa bir süre sonra Ekşi Sözlükteki entrymde şöyle bir yorumda bulunmuştum: “Bu programı seyretmek, Platon’un Devletini okumak gibiydi.”

Sanırım Mehmet Ali Kılıçbay’ın düzenli olarak yazdığı bir yer yok artık. Ancak bu boşluğu kitaplarıyla ve üstte bahsettiğim televizyon programıyla doldurmak mümkün. Tarzının, yazım üslubunun hayranı olduğum, okurken ve dinlerken kendi kendime evet işte bu dediğim Mehmet Ali Kılıçbay, akademik unvanların dar sokaklarında kaybolmamış, kendini geniş caddelere, meydanlara bırakmış… Ne iyi etmiş!

Yeni Aktüel’deki yazılarını bulabilirseniz mutlaka bakın. İnternet üzerinden bu derginin arşivine ne yazık ki erişemedim. Sahaflarda bulmak bir ihtimal mümkün olur sanıyorum. Yukarıda paylaştığım “Bizde üniversite böyle olur efendim” isimli nefis yazısı ise üzerinden 12 yıl geçmesine karşın aklımdan hiç çıkmaz nedense. Nedense…

Leave a Reply